Hadi eğri oturalım, doğru konuşalım. Sosyal medyadaki yorum bölümleri artık birer fikir paylaşma alanı değil, resmen ücretsiz ve kontrolsüz birer iç dökme yeri haline geldi. Ama tek bir farkla; buraya gelen rahatlamak için değil, içindeki bütün öfkeyi hiç tanımadığı birine aktarıp gitmek için geliyor. Dijital dünya, insan ilişkilerini bozarken bizi de adım adım büyük bir anlayışsızlığa sürüklüyor.
Ekran arkasının sahte kahramanları
Eskiden birine kızdığımızda yüzümüz kızarır, lafımızı tartıp öyle söylerdik. Çünkü yüz yüze olmanın getirdiği toplumsal bir çekince, bir saygı sınırı vardı. Şimdi öyle mi? Gerçek hayatta toplu taşımada yer isterken utanan, markette hakkı yense sesini çıkaramayan insan, klavye başına geçince bir anda kaplan kesiliyor.
Bir profil resminin, takma bir ismin ya da sadece ekranın arkasına sığınmanın verdiği o sahte cesaret, insanları acımasızlaştırıyor. Nasılsa arkasında sıcak koltuğu var, nasılsa o lafı söylediği insanla asla göz göze gelmeyecek. Bu durum vicdanı devre dışı bırakıyor ve ortaya her an birini incitmeye hazır dijital saldırganlar çıkarıyor.
Her konuda uzman olma hastalığı
Daha da fenası, artık herkes her şeyin en büyük profesörü! Memlekette deprem olur, herkes uzman kesilir, ekonomi konuşulur herkes profesör olur, iki satır haber okuyan dünya siyasetini çözmüş gibi ahkam keser. Dijital yorumlar, tam anlamıyla bir "bence" enflasyonu yaratmış durumda.
Bilginin, emeğin ve tecrübenin hiçbir kıymeti kalmadı. Gerçekten bilenler bu gürültüden ürküp köşesine çekilirken, hiçbir fikri olmayanlar avazı çıktığı kadar bağırıyor. İşin acı tarafı, o uygulamaların arkasındaki sistemler de tam olarak bu kavgayı öne çıkarıyor. Çünkü öfke izleniyor, tartışma tıklanıyor, kavga etkileşim getiriyor.
Kolay linç kültürü
Bugün yorum bölümleri modern birer mahkemeye dönüştü. Bir insan, tek bir kelimesi ya da yanlış anlaşılan bir cümlesi yüzünden saniyeler içinde geri dönülmez bir linç dalgasının içine atılabiliyor. Üstelik kimse meselenin doğrusunu merak etmiyor. Önemli olan gerçeği bulmak değil, o anki kalabalığa uyup hedefe bir taş da kendisi atmak. Klavye başından hayat karartmak, insanları karalamak bu kadar ucuz olmamalı.
Aynaya bakma vakti
Peki, bu gidişata nereye kadar seyirci kalacağız? O "Gönder" butonuna basmadan önce durup kendimize şu basit soruyu sormamız şart: "Ben bu lafı, bu insanın yüzüne karşı, gözlerinin içine bakarak da aynı rahatlıkla söyleyebilir miydim?" Eğer cevap hayırsa, o parmağı ekrandan yavaşça çekelim. Çünkü bu dijital dünyanın daha fazla nefrete değil, birazcık durup düşünmeye ve saygıya ihtiyacı var.









