Bir iletişim bilimci olarak dijital saha çalışmalarım sırasında ekranı aşağı kaydırırken defalarca denk geldiğim, hatta üzerine özel olarak eğilmeye niyetlendiğim o tuhaf manzara, aslında yeni medyanın ve dijital yalnızlığın geldiği son noktayı özetliyor. Loş bir odada, mavi ışığın altında derin uykuda bir yabancı, fonda düzensiz nefes sesleri ve chat’te bu anı binlerce kişiyle birlikte izleyen tuhaf bir kalabalık. Peki, gecenin üçünde bir insanın horlamasını izlemek için ekran başında bekleyen bu kitle gerçekten neyin peşinde?
MIT Technology Review ’ın dijital kültür üzerine yaptığı araştırmalar, teknolojik çağda tavan yapan "yalnız kalma korkusuna" dikkat çekiyor. Tek başına yaşayan, kulaklığını takıp sessizlikte kalmak istemeyen ya da yoldaşlık arayan bireyler için ekrandaki yabancının nefes alıp verişi, bir tür yapay arka plan sesine dönüşüyor. İnsanlar artık yeteneklerini ya da fikirlerini değil, "hiçbir şey yapmama" halini sergilerken; yüz binlerce insan aynı anda tek bir dijital odada toplanıp kendi yalnızlığını başkasının uykusuyla avutmaya çalışıyor.
Horla ve Kazan
İşin ekonomik boyutu, dijital mecralardaki dönüşümü gözler önüne seriyor. BBC ve The New York Times gibi uluslararası basında çıkan haberlere göre, popüler yayıncılar sadece kameralarını açık bırakıp uyuyarak tek gecede binlerce dolar kazanabiliyor.
Sistem şöyle işliyor:
Yayıncı mışıl mışıl uyurken izleyiciler dijital hediyeler gönderiyor. Hatta bazı yayıncılar kurguyu sertleştirip "Beni uyandır" konsepti yapıyor; yüksek miktarlı bağışlarda odada siren çalıyor, ışıklar yanıyor veya yatak sallanıyor. Yani izleyici, dijital jetonlar karşılığında bir başkasının uykusu ve mahremiyeti üzerinde geçici bir kontrol hakkı satın alıyor.
TikTok İstedi, Onlar da Uykularını Sattı
Madalyonun diğer yüzünde ise platform algoritmalarının acımasız çalışma mantığı var. TikTok algoritması, kesintisiz canlı yayın açan ve ekranda kalma süresini maksimuma çıkaran hesapları öne çıkarıyor. Algoritmanın gözünden düşmek ve görünürlüğünü kaybetmek istemeyen içerik üreticileri de çareyi kamerayı hiç kapatmamakta buluyor. İnsanın en temel biyolojik ihtiyacı ve mahrem alanı olan uyku; böylece 7/24 çalışan dijital fabrikanın bir çarkı haline geliyor. Yatak odasının kapısı tüm dünyaya açılıyor, mahremiyet hediye jetonları karşılığında sınırsızca kullanılıyor.
Ve…
Sahada karşılaştığımız bu canlı yayınlar sadece birkaç kişinin horultusundan ibaret değil; dijital çağın getirdiği o büyük yalnızlığın ve doymak bilmeyen tüketim arzularının da birer aynası. Biri algoritmayı beslemek için uykusunu satıyor, diğeri ise kendi sessizliğini bastırmak için o uykuyu izliyor.
Peki, Ne Yapmalı?
İnsanın en temel biyolojik ihtiyacı ve varoluşsal mahremiyet alanı olan uykunun metalaştırılması, dijital kapitalizmin beden üzerindeki tahakkümünün somut bir göstergesidir. Dijital mecrada gözetlenme ve gözetleme pratiklerinin "yoldaşlık" adı altında estetize edilmesi, bireyi derinleşen izolasyonundan kurtarmadığı gibi, onu algoritmik bir bağımlılık döngüsüne mahkûm etmektedir. Bu noktada hem bireysel hem de sistemsel düzeyde bir dijital medya okuryazarlığı vizyonunun geliştirilmesi elzemdir. Algoritmaların biçimlendirdiği yapay sosyalleşme ağlarına alternatif olarak; yüz yüze iletişim alanlarını, dijital detoks pratiklerini ve veri etiği sınırlarını kapsayan nitelikli kamu politikaları hayata geçirilmelidir. Bireyin kendi yalnızlığıyla kurduğu ilişkiyi ekranların pasifleştirici gölgesinden kurtarıp kamusal ve insani temasla yeniden inşa etmesi, dijital çağın sosyolojik travmalarına karşı en dirençli savunma mekanizması olacaktır.
https://www.bbc.com/news/technology-66524539
https://www.nytimes.com/2020/03/06/style/sleep-tiktok-live.html










