Dr. Zuhal Sönmezer Yazıları

Dr. Zuhal Sönmezer
Dr. Zuhal Sönmezer
Yazarın Profili
03.09.2026 03:33

Dijital Taciz ve İfşa: Ekran Görüntüsü Paylaşmak Neden Suçtur?

Haber Detay Image

Dijital dünyada güven artık tek bir dokunuşla yok oluyor. Bir yandan iletişim engellerine rağmen birine ısrarla mesaj atmaya devam ederek açık bir dijital şiddet uygulanıyor. Diğer yandan “ss” dediğimiz başka bir dijital tehdit gündemimizde yer alıyor.

Bugün birine gelen özel bir mesajın ekran görüntüsünü alıp, güya iz bırakmamak için başkasına “tek görüntülemelik” olarak atmak da çok yaygınlaştı. Üstelik bu mesajı alan kişinin başka bir telefonun kamerasıyla o ekranı fotoğraflayıp kaydetmesi de son derece kolay.

Karşı tarafa duyulan anlık güvene sığınarak yapılan bu hareketler, basit bir merak ya da dedikodu değildir. Bir mesajın veya fotoğrafın ekran görüntüsünü alıp bu yollarla başkalarına taşımak, “altı üstü bir paylaşım” denilerek geçiştirilemez.

Bu eylemler, koşullarına göre hukuki sorumluluk doğurabilecek davranışlar olmasının yanı sıra etik açıdan ağır bir güven ihlali, psikolojik açıdan ise ciddi bir dijital taciz biçimine dönüşebilir.

Peki nasıl?

“Tek Görüntüleme” Engelini Aşan Sinsi Yöntem

İki kişi arasındaki özel bir mesaj veya fotoğraf, kapalı bir odada baş başa yapılan konuşmayla benzer bir mahremiyet beklentisi taşır. Fakat ekran görüntüsünü “tek görüntülemeli” mesaj olarak üçüncü kişilere göndermek bir alışkanlık hâline geldi.

“Nasıl olsa bir kez bakıp kaybolacak” diye düşünenler, o ekranın bir başka cihazla saniyeler içinde çekilebileceğini akıllarına getirmiyor.

En nihayetinde bu zincirleme eylem, yazışmayı bağlamından koparıyor, karşı tarafın güvenini boşa çıkarıyor ve dijital alandaki mahremiyet ile rıza sınırlarını açıkça ihlal ediyor.

Hukuki Boyut: Her Ekran Görüntüsü Aynı Şekilde Değerlendirilmez

Özel mesajların ekran görüntüsünün alınması ve başkalarıyla paylaşılması hukuken her durumda aynı sonucu doğurmaz. Eylemin suç oluşturup oluşturmadığı; mesajın içeriğine, nasıl elde edildiğine, kişinin haberleşmenin tarafı olup olmadığına ve içeriğin üçüncü kişilerle paylaşılıp paylaşılmadığına göre değerlendirilir.

• Haberleşmenin Gizliliğini İhlal (TCK m. 132): Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlal edilmesi Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak düzenlenmiştir. Özellikle haberleşme içeriğinin hukuka aykırı biçimde üçüncü kişilere aktarılması veya ifşa edilmesi, somut olayın özelliklerine göre bu madde kapsamında değerlendirilebilir. Dolayısıyla kişinin tarafı olduğu özel bir yazışmayı üçüncü kişilerle paylaşması da her koşulda hukuken sorunsuz kabul edilemez.

• Özel Hayatın Gizliliğini İhlal (TCK m. 134): Paylaşılan mesaj, fotoğraf veya görüntü kişinin özel yaşam alanına ilişkinse, içeriğin izinsiz kaydedilmesi ya da ifşa edilmesi özel hayatın gizliliğinin ihlali kapsamında değerlendirilebilir. Özellikle mahrem nitelikteki görüntülerin üçüncü kişilerle paylaşılması daha ciddi hukuki sonuçlar doğurabilir.

• Kişilerin Huzur ve Sükûnunu Bozma ve Israrlı Takip (TCK m. 123 ve 123/A): Bir kişiye istemediğini açıkça belirtmesine rağmen sürekli mesaj göndermek, farklı hesap veya iletişim kanallarından ulaşmaya çalışmak ya da dijital yollarla sistematik biçimde rahatsız etmek, olayın niteliğine göre farklı suç tipleri kapsamında değerlendirilebilir. Bu nedenle her ısrarlı mesajlaşmayı tek başına aynı suç kapsamında değerlendirmek yerine somut olayın özelliklerine bakılması gerekir.

Burada önemli olan ayrım şudur:

Bir konuşmanın tarafı olmak, o konuşmanın içeriğini istediğiniz şekilde üçüncü kişilerle paylaşabileceğiniz anlamına gelmez. Ancak bir mesajın ekran görüntüsünü almak da tek başına ve her durumda otomatik olarak suç oluşturmaz. Hukuki değerlendirme, somut olayın koşullarına ve içeriğin ne şekilde kullanıldığına göre yapılır.

Psikolojik ve Sosyolojik Yansımalar

Her an “ekran görüntüm alınabilir” veya “başka telefonla çekilebilir” kaygısıyla yaşamak, insanları dijital ortamda sürekli tetikte tutuyor.

Özel yazışması ya da fotoğrafı bu şekilde yayılan kişide ciddi bir güvensizlik, çaresizlik ve kaygı oluşuyor. Dijital mecralarda kontrolün bu denli kaybolması ise bireyler arasındaki sağlıklı iletişimi ve toplumsal güveni temelden sarsıyor.

Üstelik mesele yalnızca bir mesajın başkasına ulaşmasından ibaret değil. Kişinin özel olduğunu düşünerek paylaştığı bir içeriğin kontrolü dışında dolaşıma sokulması, karşı tarafa duyduğu güveni de ortadan kaldırabiliyor.

Dijital ortamda yapılan bir paylaşımın birkaç saniye içinde kaydedilebilmesi ve başka kişilere aktarılabilmesi, mahremiyet konusunda çok daha dikkatli davranılması gerektiğini gösteriyor.

Sözün Özü

Teknoloji iletişimde hız ve kolaylık sağladı ama etik bilinci aynı oranda geliştiremedi. Keza uygulamaların koyduğu koruma kuralları bile başka kameralarla kolayca aşılabiliyor.

Dolayısıyla sorun yalnızca sistemde değil, teknolojiyi kullanan kişinin ahlaki ve etik yaklaşımında da yatıyor.

Reel hayattaki özgürlük anlayışında olduğu gibi dijital alandaki özgürlüğümüz de karşımızdaki kişinin mahremiyet sınırının başladığı yerde bitmektedir.

Bir mesajı okuyabiliyor olmamız, onu yayma hakkına sahip olduğumuz anlamına gelmez.

Bir fotoğrafı görebiliyor olmamız, onu kaydetme veya başkasına gönderme konusunda sınırsız bir hakka sahip olduğumuz anlamına da gelmez.

Teknoloji bize bunu yapabilme imkânı verebilir.

Ancak yapabiliyor olmak, her zaman yapmaya hakkımız olduğu anlamına gelmez.

Yazarın Yazıları