Zuhal Sönmezer

Bilim sessiz kalırsa, cehalet konuşur

02.02.2026 04:49
Haber Detay Image

Bir toplumun gelişmişlik karnesini sadece sahip olduğu fiziksel imkânlarla veya tüketim gücüyle ölçemeyiz. Gerçek gelişmişlik, o toplumun bilgiyle kurduğu ilişkide gizlidir. Bugün bilgiye erişim bir tık uzağımızda, dünya adeta bilgiyle kuşatılmış durumda. Ancak ironik olan şu ki; bilgiyle kuşatılan çok, bilgiyle kuşanan ise hâlâ azınlıkta.

Çünkü mesele sadece bilgiye ulaşmak değil; o bilgiyi süzmek, anlamak ve hayatın içine doğru bir şekilde yerleştirebilmektir.

Bilimi fildişi kuleden indirmek

Bilim iletişimi dediğimiz kavram, laboratuvarların o mesafeli, soğuk camlarının ardında üretilen bilgiyi; sokaktaki insanın hayatına dokunacak sıcaklığa getirebilme sanatıdır. Bilim, sadece uzmanların kendi aralarında konuştuğu bir "elitler kulübü" dili olmamalıdır. Eğer bilim insanları sadece birbirlerine makale yazıyor, halka dokunmuyorsa; o boşluğu hemen sahte bilimciler, komplo teorisyenleri ve "her şeyi bilen" şarlatanlar dolduruyor.

Unutmayalım: Bilim sessiz kalırsa, cehalet bağırarak konuşur. Ve biz bugün, o yüksek sesli cehaletin faturasını insanlık olarak ödüyoruz.

Bilim okuryazarlığı bir lüks değil, hayatta kalma becerisidir

Bir grafiği okuyabilmek, bir haberin doğruluğunu sorgulamak ya da bir iddiayı kanıtla tartabilmek artık sadece akademisyenlerin işi değil. İklim krizinden yapay zekaya, aşı kararlarından gıda güvenliğine kadar her gün bilimle temas ediyoruz.

Bilim okuryazarlığı, çocuklara okulda formül ezberletmek değildir. Aksine;

• "Neden?" diye sorma cesaretidir.

• İkna olmaya değil, anlamaya odaklanmaktır.

• Gördüğü her videoyu "bilgi" sanmamak, kanıt aramaktır.

Biz hala çocuklarımıza neden-sonuç ilişkisi kurmayı değil, test çözmeyi öğretiyoruz. Oysa bize lazım olan şey; manavda, otobüste, akşam yemeği masasında bilimi bir "düşünme biçimi" olarak yaşatabilen bir kültürdür.

Kimin sorumluluğu?

Bilim iletişimi sadece profesörlerin omuzlarındaki bir yük değildir. Bu; gazetecinin, öğretmenin, kanaat önderinin ve en önemlisi ebeveynin sorumluluğudur. Bilgiye güvenin yerle bir olduğu bu dezenformasyon çağında, güveni ancak şeffaf ve doğru bir iletişimle yeniden inşa edebiliriz.

Bugün kendimize şu dürüst soruyu sormak zorundayız:

"Bilimi gerçekten halka anlatıyor muyuz, yoksa sadece anlatıyormuş gibi mi yapıyoruz?" Bilimin dilini sokağın diliyle buluşturamadığımız her gün, geleceği biraz daha kaybediyoruz.

Geleceği anlamak istiyorsak, önce bilimle doğru dürüst konuşmayı öğrenmeliyiz.

Yazarın Tüm Yazıları