Zuhal Sönmezer Yazıları

Zuhal Sönmezer

Neler oluyor bize?

16.04.2026 03:45
Haber Detay Image

Son günlerde okullardan gelen ve infial yaratan haberlerin ardından hepimiz tek bir soruya kilitlendik: "Neler oluyor bu çocuklara?" Ancak bu trajedilerin aynasını kendimize çevirdiğimizde asıl sarsıcı soruyla karşılaşıyoruz: Neler oluyor bize? Çocuklarımızı sadece ekranlara değil, o ekranların ruhlarında açtığı uçurumlara terk ederken biz neredeydik?

"Bağlantıda" ama "temassız" ebeveynlik

Dijitalleşme, aile içi iletişimi paradoksal bir noktaya taşıdı. Aynı evin içinde, aynı koltukta herkes "bağlantıda" ama kimse birbiriyle "temasta" değil. Ebeveynlik, çocuğun fiziksel ihtiyaçlarını karşılayıp eline bir ekran vererek sağlanan bir "sessizlik sözleşmesine" dönüştü. Sosyolojik tabiriyle, "mekanik bir birliktelik" yaşıyoruz ama ruhsal bir ortaklık kuramıyoruz. Çocuklarımızın internet geçmişini bildiğimiz kadar, iç dünyalarındaki kırılmaları bilmiyoruz.

Dijital bakıcılar ve güvenilir bulma sorunsalı

Modern ebeveyn için ekran, çoğu zaman en güvenli "bakıcı" gibi algılanıyor. Çocuk sokaktaki tehlikelerden uzak, dizimizin dibinde ve sessizce otururken biz onu güvende sanıyoruz. Oysa o sessizliğin içinde, algoritmaların karanlık yankı odalarında, şiddetin estetize edildiği bir dünyaya hapsoluyorlar.

Ve çocukluk, yetişkinlerin dünyasına bu denli kontrolsüzce açıldığında "çocukluk" vasfını kaybetmeye başlıyor. Biz güvenli evlerimizde oturduğumuzu sanırken, çocuklarımız odalarındaki o küçük camlardan dünyanın en tekinsiz mahallelerinde en tekinsiz yetişkinleriyle temas sağlıyor.

Rol model kaybı ve algoritmaların ebeveynliği

Eskiden ebeveyn, çocuğun dünyasındaki temel otorite ve rehberdi. Bugün ise ebeveynin yerini algoritmalar aldı. Çocuk, hayata dair etik değerleri ebeveyninden değil, izlediği videonun altındaki yorumlardan ya da girdiği bir oyunun şiddet repliklerinden öğreniyor. Bizler ekranlarımıza gömüldükçe, çocuklarımız "gerçek" olanla "simülasyon" olanı ayırt edecek ahlaki pusulayı kaybediyor.

Kime, ne emanet ediyoruz?

Okul saldırılarını sadece sistemin veya teknolojinin suçu olarak görmek, ebeveynlik sorumluluğundan kaçmaktır. Ve elbette sistem revize edilmeli, teknolojinin pervasızca hızı sorgulanmalıdır. Ancak karşı karşıya olduğumuz kriz, aslında bir "anlam ve aidiyet" krizidir. Duruma bu yönüyle bakıldığında çocuk, evde bulamadığı aidiyeti internetin karanlık dehlizlerinde arıyorsa, orada bulacağı şey büyük oranda yıkım olacaktır.

Sürdürülebilir çözüm; daha sıkı yasaklar veya daha yüksek duvarlarla değil, ev içindeki o "dijital sessizliği" bozacak cesareti göstermekten geçmektedir.

Yarın çok geç olmadan, çocuklarımızı yöneten ekranların arkasında yalnız bıraktığımız çocukların ruhlarındaki boşluklara bakmayı denemeliyiz. Çünkü o boşluğu biz sevgi, ilgi ve değerle doldurmazsak; orası ekranlardan sızan karanlıkla dolmaya devam edecektir.

Yazarın Tüm Yazıları