Soru:
Yasemin Hanım merhaba,
Bir erkek çocuk annesiyim ve oğlum büyüdükçe aklıma takılan bir konu var. Bir erkeğin annesiyle kurduğu ilişkinin, ileride hayatına aldığı kadınlarla olan ilişkisini gerçekten etkilediği söyleniyor.
Ben oğlumla çok yakınım ve aramızdaki bağın güçlü olmasını önemsiyorum. Bir yandan da ileride hayatına girecek kadını kabullenemeyen, oğlunu paylaşmakta zorlanan bir anne olmaktan korkuyorum.
Anne-oğul arasındaki güçlü bağ hangi noktadan sonra oğlunun kadınlarla kurduğu ilişkilere zarar vermeye başlar?
Cevap:
Merhaba sevgili okurum.
Öncelikle şunu söylemek isterim: Bir annenin oğluyla güçlü bir bağ kurması problem değildir. Tam tersine, sevildiğini, kabul edildiğini ve güvende olduğunu hisseden bir çocuğun ileride sağlıklı ilişkiler kurabilmesi için çok kıymetli bir temeldir.
Mesele bağın güçlü olması değil, o bağın çocuğun büyümesine izin verip vermemesidir.
Çünkü anneliğin en zor taraflarından biri şudur: Bir zamanlar sana tamamen ihtiyaç duyan o küçük çocuk, büyüdükçe senden ayrışmak zorundadır.
Kendi kararlarını verecek.
Sana anlatmadığı şeyler olacak.
Senden farklı düşünecek.
Bir gün hayatına başka bir kadın girecek ve sen artık onun hayatındaki tek önemli kadın olmayacaksın.
İşte bazı anneler için asıl sınav tam burada başlıyor.
Çünkü bazı anneler, oğlunun büyümesini aklıyla kabul eder ama duygusal olarak kabul edemez.
Oğlunun hayatındaki yerinin değişmesini, sevgisinin azalması gibi algılar.
Gelinini kendine rakip olarak görmeye başlar. Ve kendisini bu düşüncelerle zehirler:
"O gelmeden önce böyle değildi."
"Beni artık eskisi kadar aramıyor."
"Karısı ne derse onu yapıyor."
"Annesini unuttu."
Bu cümlelerin altında bazen kızgınlıktan çok daha derin bir duygu vardır:
Yerini kaybetme korkusu.
Oysa oğlunun hayatında başka bir kadının önemli hâle gelmesi, annenin değersizleşmesi anlamına gelmez. Sadece roller değişir.
Anne, annedir.
Eş, eştir.
Bu iki ilişkinin birbirinin rakibi olması gerekmez.
Sorun, anneninoğlundan bir evladın verebileceğinden daha fazlasını beklemeye başladığında ortaya çıkar.
Oğlunun her kararında kendisine danışmasını istiyorsa…
Eşinden önce kendisini düşünmesini bekliyorsa…
Kendi yalnızlığını onun gidermesini istiyorsa…
Hayatındaki kadınla yaşadığı meselelerin içine giriyorsa…
Oğlunun kendisinden bağımsız kararlarını nankörlük olarak görüyorsa…
Burada artık yalnızca güçlü bir anne-oğul bağından söz etmiyoruz.
Burada ayrışmasına izin verilmeyen bir erkekten söz ediyoruz.
Ve bunun bedelini yıllar sonra çoğu zaman oğlunun hayatındaki kadın ödüyor.
Çünkü erkek iki kadın arasında kalıyor.
Bir tarafta annesini üzmek istemiyor, diğer tarafta kurduğu ilişkiyi korumaya çalışıyor.
Sınır koymayı öğrenmediyse ne yapacağını bilemiyor.
Annesine "Bu bizim kararımız." diyemiyor.
Eşine "Seni anlıyorum." dese bile annesinin karşısında aynı duruşu gösteremiyor.
Böylece ilişki, iki kişinin ilişkisi olmaktan çıkıyor. Üçüncü bir kişinin duyguları, kararları ve beklentileri sürekli ilişkinin içine giriyor.
Sonra gelin kayınvalidesine kızıyor.
Anne gelinine kızıyor.
Oysa bazen asıl problem iki kadın arasında değildir.
Problem, aradaki erkeğin yetişkin sınırlarını kuramamış olmasıdır.
İşte bu nedenle erkek çocuk yetiştirirken ona verebileceğiniz en büyük hediyelerden biri, sizi çok sevmesini sağlamak değil; sizi severken sizden ayrışabilmesine izin vermektir.
Bırakın size "hayır" diyebilsin. Bırakın sizden farklı düşünebilsin. Bırakın kendi kararlarının sonuçlarını yaşayabilsin. Her düştüğünde önüne minder koymayın. Her sorununu onun adına çözmeyin. Her seçiminde sizi memnun etmek zorundaymış gibi hissettirmeyin.
Çünkü bugün annesine sınır koyamadığı için suçluluk duyan çocuk, yarın eşine de sağlıklı sınırlar koymakta zorlanabilir.
Ve bir gün hayatına bir kadın girdiğinde…
Onu rakibiniz olarak görmeyin.
Çünkü oğlunuzun sizi sevmesiyle eşini sevmesi aynı sevgi değildir.
Sizin yerinizi kimse alamaz.
Siz de başka birinin yerini almaya çalışmamalısınız.
Belki anneliğin en olgun hâli tam da budur:
"Seni bana bağlı kalman için değil, kendi hayatını kurabilecek kadar güçlü olman için büyüttüm." diyebilmek.
Çünkü bir anne oğlunu gerçekten özgür bıraktığında onu kaybetmez.
Sadece hayatındaki rollerinin çoğalmasına tanıklık eder, o hala annedir. Ve bana göre bir annenin oğluna verebileceği en güzel miraslardan biri şudur:
Onu kendisine borçlu bir erkek olarak değil, sevdiği insana bağlanabilen, sınır koyabilen, sorumluluk alabilen ve kendi hayatının arkasında durabilen bir yetişkin olarak hayata uğurlamak.
Sevgilerimle
Yasemin Gazanker
Senin de çözmediğin sorunlar, evlilik, kadın-erkek ilişkileri, aile ya da hayatın içinden merak ettiğin bir konu varsa sorularını info@yasemingazanker.com.tr adresine iletebilirsin. Belki bir sonraki köşe yazımızda senin sorunu konuşuruz.










