Uçakta powerbank yasağı geldi.
Bir kesim için bu, küçük bir konfor kaybı.
Oysa mesele konfor değil; refleks.
Havacılık dünyası yeni bir şey yapmadı.
Sadece yıllardır bildiği bir gerçeği tekrar etti:
Gökyüzünde hata payı yoktur.
Powerbank dediğimiz şey, çoğumuz için sıradan bir elektronik aksesuar.
Ama teknik olarak baktığınızda bu, lityum batarya demek.
Lityum batarya ise kontrolsüz ısınma, duman ve yangın riski demek.
Evde böyle bir risk oluştuğunda camı açarsınız, dışarı çıkarsınız.
İş yerinde yangın söndürme sistemleri devreye girer.
Peki uçakta?
Uçak kabini kapalı bir sistemdir.
Kaçış alanı yoktur.
Müdahale süresi sınırlıdır.
Ve zaman, her şeyden daha kıymetlidir.
Bu yüzden havacılıkta kurallar serttir.
Bu yüzden "bir ihtimal" bile ciddiye alınır.
Çünkü o ihtimalin sonucu felakettir.
İş sağlığı ve güvenliği tam olarak bu noktada devreye girer.
Biz yıllardır şunu söylüyoruz:
Risk küçük olabilir ama sonucu büyükse, önlem büyük olur.
Havacılık sektörü bu yaklaşımı çoktan içselleştirmiş durumda.
Kurallar, yaşanmış kazaların ardından değil,
yaşanabilecek felaketler düşünülerek yazılıyor.
Ne yazık ki iş sağlığı ve güvenliğinde çoğu zaman tam tersi yaşanıyor.
Önce kaza oluyor.
Sonra rapor yazılıyor.
Sonra "keşke" deniyor.
Oysa yapılması gereken çok daha net:
Havacılığı örnek almak.
Ama kazaları taklit ederek değil,
kazalar yaşanmadan.
Uçakta powerbank'in yasaklanması bize şunu söylüyor:
Yerde tolere edilen riskler,
havada asla kabul edilmez.
Çünkü havada:
Hata payı sıfırdır.
Risk payı sıfırdır.
Belki de asıl bitmesi gereken powerbank dönemi değil,
riskle pazarlık dönemidir.









