İş güvenliği…
Türkiye'de çoğu yerde bir klasörün adı.
Dolabın üst rafında duran, denetim günü indirilen, imza atılıp geri kaldırılan bir dosya.
Sonra bir kaza olur.
O dosya mahkeme dosyasına dönüşür.
Bugün iş sağlığı ve güvenliğinde üç yol var.
Bir: Bireysel uzman.
İki: OSGB.
Üç: Şirket içinde kendi birimini kurmak.
Ve biz hâlâ şu soruyu soruyoruz:
"Hangisi daha ucuz?"
Yanlış soru.
Bireysel uzman…
Küçük işletmeler için cazip.
Telefonun ucunda.
Maliyeti düşük.
Esnek.
Ama tek kişi.
Tek kişi demek;
bir izin,
bir hastalık,
bir sözleşme feshi demek.
Sistem yoksa, güvenlik niyete kalır.
Niyet iyidir ama kaza istatistik tutmaz.
OSGB…
Uzman var.
Hekim var.
Sağlık personeli var.
Yedek var.
Kurumsal bir yapı.
Ama uzman birden fazla işyerine bakar.
Zaman paylaşılır.
Bazen dosyalar birbirine benzer.
Yine de orta ölçekli, tehlikeli işletmeler için dengeli bir modeldir.
Ne çok kırılgan, ne çok ağır.
Bir de üçüncü yol var.
Kendi İSG birimini kurmak.
Tam zamanlı ekip.
Sahada sürekli varlık.
Anlık müdahale.
Kültür inşası.
Pahalı mı?
Evet.
Ama bir üretim hattının bir gün durmasının maliyeti kaç para?
Bir iş kazasının marka değerine etkisi ne kadar?
Bazı şeyler bütçe kalemi değildir.
Sigortadır.
Asıl mesele model değil.
Mesele şu:
Çalışan sayın kaç?
Tehlike sınıfın ne?
Bir kazada ne kaybedersin?
10 kişilik bir ofisle, 500 kişilik bir metal fabrikasını aynı terazide tartamazsın.
Ama biz ne yapıyoruz?
En ucuzu seçiyoruz.
Sonra en pahalı sonucu ödüyoruz.
İş güvenliği evrak işi değildir.
Kültür işidir.
Dosya düzenleyerek değil, sistem kurarak olur.
Ve şunu unutmayalım:
Kaza olduğunda,
ne bireysel uzman,
ne OSGB,
ne de iç birim konuşur.
Savcı konuşur.
O yüzden soru şu değil:
"Hangi model daha ekonomik?"
Soru şu:
"Ben gerçekten güvenli olmak istiyor muyum?









