Baret var.
Yelek var.
Tabela var.
Duvarlarda “Önce Güvenlik” yazıyor.
Dosyada risk değerlendirmesi var.
Eğitim tutanağı var.
İmza var.
Ama bazen bir tek güvenlik yok.
Çünkü güvenlik kültürü sadece işyerinde baret takmak değildir.
Evde başlar.
Trafikte devam eder.
Sokakta karşımıza çıkar.
İnternette bizi korur.
Dolandırıcının karşısında aklımızı kullanmamızı sağlar.
İşyerinde ise bütün bunların kurumsal hâline dönüşür.
Aslında güvenlik kültürü, insanın hayatın her alanında tehlikeyi gerçekleşmeden önce fark etmeye çalışmasıdır.
Bizim ise çok sevdiğimiz bir cümle var:
“Bir şey olmaz.”
Priz gevşemiştir.
“Bir şey olmaz.”
Uzatma kablosuna bir uzatma daha bağlanmıştır.
“Bir şey olmaz.”
Telefon yatağın üzerinde şarj oluyordur.
“Bir şey olmaz.”
Bulaşık makinesi gece herkes uyurken çalışıyordur.
“Ne olacak?”
Elektrik tesisatı yıllardır kontrol edilmemiştir.
Evde yangın söndürücü yoktur.
Duman alarmı yoktur.
Ama televizyonun son modeli vardır.
Telefonun son modeli vardır.
Mobilyanın yenisi vardır.
Yangın çıkınca da sorarız:
“Bu nasıl oldu?”
Belki de sormamız gereken soru şudur:
Bu kadar ihmalin arasında bugüne kadar nasıl olmadı?
Güvenlik kültürü tam burada başlar.
Çocuğun ulaşabileceği yerde ilaç bırakmamakla…
Temizlik kimyasallarını bilinçsizce birbirine karıştırmamakla…
Elektrik tesisatını zamanında kontrol ettirmekle…
Gaz kokusunu önemsemekle…
Gece yatmadan ocağı kontrol etmekle…
Evde yangın söndürücü bulundurmakla…
Bunların hiçbiri korkaklık değildir.
Tedbirdir.
Sonra otomobile biniyoruz.
Arka koltukta emniyet kemeri takılmıyor.
“Nasılsa yakın.”
Çocuk ön koltukta oturuyor.
“İki sokak gideceğiz.”
Telefon çalıyor.
“Bir saniye bakacağım.”
Kırmızı ışıkta yol boş.
“Kimse yok.”
Sinyal vermiyoruz.
“Herkes anlar.”
Sonra kaza meydana geliyor.
Ve bazen bütün bunların üzerine tek kelime yazıyoruz:
“Kader.”
Hayır.
Emniyet kemeri takmamak kader değildir.
Direksiyon başında telefona bakmak kader değildir.
Çocuğu uygun çocuk koltuğu olmadan taşımak kader değildir.
Aşırı hız kader değildir.
Bunların önemli bir bölümü tercihtir.
Güvenlik kültürü de zaten insanın o tercihi hangi yönde yaptığıyla ilgilidir.
Bir de dolandırıcılık meselesi var.
Telefon çalıyor.
“Bankadan arıyoruz.”
Mesaj geliyor.
“Kargonuz teslim edilemedi.”
Başka bir mesaj:
“Hakkınızda icra işlemi başlatıldı.”
Bir link gönderiliyor.
“Buradan hemen giriş yapın.”
Arayan kişi adınızı biliyor.
Telefon numaranızı biliyor.
Bazen bankanızın adını bile biliyor.
İnsan şaşırıyor.
Sonra korkuyor.
Ardından acele ediyor.
Dolandırıcının istediği de tam olarak bu.
Çünkü dolandırıcının en güçlü silahı her zaman teknoloji değildir.
İnsan psikolojisidir.
Korkutur.
Acele ettirir.
Heyecanlandırır.
Büyük kazanç vaat eder.
“Şimdi yapmazsanız hesabınız kapanacak.”
“Son beş dakika.”
“Bu fırsat bir daha gelmez.”
“Telefonu kapatmayın.”
İşte güvenlik kültürü burada da karşımıza çıkar.
Telefonu kapatıp bankanın resmî numarasını kendiniz arıyorsanız…
Gönderilen her linke dokunmuyorsanız…
SMS doğrulama kodunu kimseyle paylaşmıyorsanız…
Kart bilgilerinizi telefonda söylemiyorsanız…
Sizi acele ettiren kişiye önce şüpheyle yaklaşıyorsanız…
Bu da güvenlik kültürüdür.
Güvenlik bazen baret takmaktır.
Bazen telefonu kapatmaktır.
Bazen frene basmaktır.
Bazen elektrik fişini çekmektir.
Bazen gelen bağlantıya tıklamamaktır.
Bazen de sadece “Hayır” diyebilmektir.
Belki de bu nedenle en sevdiğim unvanım şu:
Dr. Umut ELBİR – Güvenlik Kültürü Uzmanı.
Çünkü güvenlik kültürü yalnızca mesleği değil, hayatın tamamını anlatıyor.
İşyerine dönelim.
Makinenin koruyucusu çıkarılmıştır.
“Neden?”
“Daha hızlı çalışıyoruz.”
İskelede korkuluk yoktur.
“Bir saatlik iş.”
Çalışan emniyet kemeri takmamıştır.
“Rahatsız ediyor.”
Ramak kala olay yaşanmıştır.
Kimse bildirmemiştir.
“Başımıza iş çıkmasın.”
Sonra kaza olur.
Fotoğraflar çekilir.
Tutanak tutulur.
İfadeler alınır.
Ve o meşhur cümle gelir:
“Çalışan dikkatsiz davranmış.”
Belki davranmıştır.
Ama tek soru bu olmamalıdır.
Yönetim ne yaptı?
Risk daha önce görülmüş müydü?
Çalışanın uygun ekipmanı var mıydı?
Makinenin bakımı yapılmış mıydı?
İş güvenliği uzmanının uyarıları dikkate alınmış mıydı?
Çalışan tehlikeyi daha önce bildirmiş miydi?
Üretim baskısı güvenli çalışmanın önüne geçmiş miydi?
İnsanı suçlamak kolaydır.
Sistemi sorgulamak zordur.
Gerçek güvenlik kültürü ise önce suçlu aramaz.
Önce nedeni arar.
Çünkü kazaya giden yol çoğu zaman olay günü başlamaz.
Daha önce gevşeyen bir vida vardır.
Isınan bir kablo vardır.
Ses yapan bir makine vardır.
Görülüp geçilen bir çatlak vardır.
Bildirilmeyen bir ramak kala vardır.
Ertelenen bakım vardır.
“Sonra yaparız” denilen bir eksiklik vardır.
Kaza çoğu zaman sessizce yaklaşır.
Biz ise yalnızca gerçekleştiği günü hatırlarız.
Sokakta da farklı değil.
Kalabalıkta çantayı açık bırakıyoruz.
Tanımadığımız kişiye apartman kapısını açıyoruz.
Çocuğu yürüyen merdivende kontrol etmiyoruz.
Telefon elimizde karşıdan karşıya geçiyoruz.
Sonra yine aynı cümle:
“Benim başıma gelmez.”
Güvenlik kültürünün en büyük düşmanı belki de budur.
Kendimizi riskin dışında görmek.
Yangın kimin evinde çıkacağını seçmez.
Trafik kazası eğitim durumuna bakmaz.
Dolandırıcı profesör, doktor, işçi, öğrenci ayırmaz.
Elektrik unvan sormaz.
Tehlike insan seçmez.
Bu nedenle güvenlik kültürünün çok basit bir testi vardır:
Kimse sizi uyarmıyorken ne yapıyorsunuz?
Polis yokken emniyet kemerini takıyor musunuz?
Müfettiş gelmeyecek olsa da baretinizi kullanıyor musunuz?
Patron sahada değilken güvenlik prosedürüne uyuyor musunuz?
Bankanız sizi uyarmadan şüpheli mesajı fark edebiliyor musunuz?
Evde yangın çıkmadan önce önlem alıyor musunuz?
Çocuğunuz sizi izlerken kuralları uyguluyor musunuz?
İşte kültür budur.
Ceza korkusuyla doğru davranmak değil…
Kimse bakmıyorken de doğru olanı yapmak.
Toplum olarak güvenliği çoğu zaman olaydan sonra konuşuyoruz.
Ev yanıyor.
Elektrik tesisatını konuşuyoruz.
Trafik kazası oluyor.
Emniyet kemerini konuşuyoruz.
Birisi dolandırılıyor.
Şüpheli mesajları konuşuyoruz.
İş kazası oluyor.
Baretleri konuşuyoruz.
Bir çocuk yaralanıyor.
Ev güvenliğini konuşuyoruz.
Oysa güvenlik, olaydan sonra konuşulacak bir konu değildir.
Olaydan önce yapılacak iştir.
Güvenlik kültürü de budur.
“Bana bir şey olmaz” demek yerine…
“Bir şey olmaması için bugün ne yapabilirim?” diye sormaktır.
Evde.
Trafikte.
İşyerinde.
Sokakta.
İnternette.
Hayatın her alanında.
Çünkü güvenlik bazen milyonlarca liralık bir sistem değildir.
Bir emniyet kemeridir.
Bir kaçak akım rölesidir.
Bir duman alarmıdır.
Bir yangın söndürücüdür.
Güçlü bir şifredir.
Gelen mesajı ikinci kez okumaktır.
Kapıyı açmadan önce sormaktır.
Aracı hareket ettirmeden kemeri takmaktır.
Makineyi çalıştırmadan koruyucuyu kontrol etmektir.
Küçük görünür.
Ama sonucu bazen bir insan hayatı kadar büyüktür.
Güvenlik kültürü, başımıza kötü bir şey geldiğinde ne yaptığımız değil; kötü bir şey gelmeden önce nasıl düşündüğümüz ve nasıl yaşadığımızdır.
Dr. Umut ELBİR
Güvenlik Kültürü Uzmanı










