Her yıl aynı sahne.
Bir okul kapısı.
Kapının önünde nefes nefese kalmış bir öğrenci.
Arkada telaşlı bir anne.
Bir köşede ne yapacağını bilemeyen baba.
Kapının arkasında sınav.
Kapının önünde bir yıl.
Sonra kameralar geliyor.
Mikrofonlar uzatılıyor.
Sosyal medya ikiye bölünüyor.
Bir taraf diyor ki:
“Zamanında gelseydi.”
Doğru.
Sınava zamanında gitmek bir sorumluluktur.
Buna kimsenin itirazı olamaz.
Hele bir eğitimci olarak ben, öğrencinin sorumluluk bilinci kazanmasını son derece önemli buluyorum. Hayatta başarı sadece bilgiyle gelmez. Disiplin, planlama, zaman yönetimi ve ciddiyet de gerekir.
Ama mesele sadece bu kadar basit mi?
Hayat bazen takvim gibi işlemez.
Saat gibi çalışmaz.
Dakika dakika planladığınız yol, bir kazayla durur.
Trafik kilitlenir.
Araç bozulur.
Yol kapanır.
İnsanın başına “benim başıma gelmez” dediği şey gelir.
Peki, bütün bunların cezası bir yıl mı olmalı?
17 yaşındaki bir genç düşünün.
Aylarca çalışmış.
Uykusundan feragat etmiş.
Arkadaşlarından uzak kalmış.
Ailesiyle birlikte bu sınava hazırlanmış.
Geleceğini o güne bağlamış.
Sonra birkaç dakika yüzünden kapının dışında kalıyor.
Elbette sınavın güvenliği korunmalı.
Elbette içerideki öğrencinin dikkati bozulmamalı.
Elbette sistem keyfiliğe açık hâle getirilmemeli.
Ama insan şunu sormadan da edemiyor:
İlk 15 dakika içinde sınav binasına ulaşan öğrenciler için ayrı, kontrollü, kimseyi rahatsız etmeyecek bir sınıf oluşturulamaz mı?
Bu öğrenciler, sınav güvenliğini bozmayacak şekilde farklı bir salona alınamaz mı?
Geç kalmayı ödüllendirelim demiyorum.
Kuralları kaldıralım demiyorum.
Herkes istediği saatte gelsin demiyorum.
Sadece şunu söylüyorum:
Kural ile merhamet birbirinin düşmanı olmak zorunda değil.
Devlet ciddiyeti, kapıyı kapatmakla ölçülmez.
Bazen adalet, o kapının önünde kalan çocuğu da düşünebilmektir.
Çünkü o kapının önündeki kişi sadece bir aday değildir.
Bir evin umududur.
Bir annenin duasıdır.
Bir babanın emeğidir.
Bir gencin geleceğe açılmak isteyen ilk adımıdır.
Evet, çocuklarımıza zamanında gitmeyi öğretelim.
Evet, sorumluluk bilinci kazandıralım.
Evet, sınavın ciddiyetini anlatalım.
Ama şunu da unutmayalım:
Eğitim sistemi sadece eleyen bir sistem olmamalıdır.
Bazen de tutan, anlayan, imkân veren bir sistem olmalıdır.
Kapı kapanabilir.
Ama bir gencin umudu, birkaç dakikayla kapının dışında bırakılmamalıdır.
Asıl soru şu:
Biz sınav güvenliğini mi koruyoruz,
yoksa bazen hayatın gerçeğini görmezden mi geliyoruz?









