Oldum olası Freudyen Kayma denilen olgudan korkmuşumdur ki bu kayma sadece konuşurken değil bazen yazarken de ortaya çıkar ki yazarken ortaya çıkan hallerini dönüp düzeltme şansınız vardır.
Bir de yakalandığınız bir kamera karşısında sarf edilmiş üç beş cümlenizin mağduru da kurbanı da olabileceğinizi unutmayın derim.
İşte o kameralar karşısında kendinin ve kemiği yok dediğimiz dilinin kurbanı olan, yılların ve her nevi sahnenin yıldızı ve söylediklerini anlatmadan önce Freudyen Kayma'nın ne olduğuna dair birkaç kelam edeyim.
Literatürdeki adıyla Parapraxis: Bir şey söylemek istediğinizde ya da istemeseniz de söylemeye zorlandığınızda, bilinçaltınızda baskılayıp gizlediğiniz bir düşüncenizin, süperegonuz (maskeleriniz) ve id (yontulmamış en ilkel arzularınız) arasında yaşadığınız çatışmalar sonucunda, gerçek kimliğinizi ve düşüncelerinizi, tüm ayıp ve kiriyle gösterecek biçimde dile gelip ortaya çıkmasıdır.
Buna dil sürçmesi demek Sigmund Freud'a haksızlık olur ki çok daha ötesidir.
Başa dönersek, oynadığı film ve dizileri, çıkardığı albümleri, manken ve modelliğiyle neredeyse hepimizin tanıdığı bir ünlü, Hülya Avşar'ın yaşadığı bir Parapraxis örneğine dikkatinizi çekmek istiyorum.
Hülya Avşar, İstanbul'da aracına binerken, bir vatandaşın, çocukları için ondan beşik talep etmesi üzerine öyle bir cevap veriyor ki ayıplamamak mümkün değil.
Baştan söylemek lazım ki beşik talebinde bulunan kişinin gerçekten ihtiyaç sahibi olup olmadığı şüpheli.
Buna rağmen Avşar'ın, vatandaşı nazikçe geri çevirmek ya da o talebin karşısında sessiz kalmak yerine "Hiçbir şeyin yoksa niye evleniyorsun?" gibi saçma bir soruyla sorgulaması oldu mu olmadı mı diye sosyal ağlarda epey tartışıldı.
Ama şunu söylemeliyim ki sizden ekonomik yardım talebinde bulunan bir insana vereceğiniz tavsiye onu daha çok hırpalar o talebin sebebine dair sorgunuz onu yaralar.
İhtiyaç sahibi olmadığını düşünüp karşılıksız bırakabilir ya da görmezden gelebilirsiniz ama onu sorgulayıp yargılamak biraz hadsizliktir.
Ki kültürüne yabancılaşamamış olsaydı, Avşar bilirdi ki kaderci bir toplum olarak hepimizin bildiği, derin tevekkülümüzün eseri bir sözümüz var: Çocuk kısmetiyle gelir. Ama bazen o kısmeti görmez ya da israf ederiz.
Bu söze hürmeten de olsa Avşar öyle dememeliydi.









