Şehrin en kalabalık semtinin yine en kalabalık caddesinde, caddenin en işlek saati. Oturduğum bankın bana ayrılmış numaralandırılmamış kısmında otururken, nereye aktığını kestiremediğim kalabalığın önümden dökülüşünü izliyordum.
Bir kısmı eve dökülenler, bir kısmı da evden dökülenler, birbirinden ayırmaya çalışıyor. Yüzlerinden gözlerine, gözlerinden zihinlerine ulaşmaya çalıştığım insanların hikayelerini okumaya çalışıyorum.
Haftada en az bir defa yaparım bunu. Ne insanların kendisinden ne de kendileriyle ilgili yapılmış haberlerden alamadığım, duyamadığım, göremediğim hali pür melali kendim yakalamaya çalışıyorum.
Keder avcılığı mı dersiniz hal taraması mı bilemem ama emin olun oturup saatlerce üç beş inç büyüklükteki yani tabiri caizse bir el büyüklüğündeki kara bir ekrandan bulamayacağınızı o avcılıklarımdan toplamışımdır.
Değil tabi hiçbir şey eskisi gibi değil. Neredeyse bütün duyu organlarını, dışındaki dünyaya kapatmış ordan oraya sıçrayan çekirge misali gibi görünüyor kalabalık bana. Bazen de sıkı sıkı sarılmış, kulağı kulaklıklarla örtülmüş, gözleri ekranlarla bağlanmış, parmakları ekranlara yapışmış o yeni insan versiyonu ve son güncellemelerle oluşturduğu sürü kalabalığına benzetiyorum.
Dil deseniz kuşaktan kuşağa farklılıkla yetinmez, eskiye kıyasla tektipleşse de tipsizleşen bir sürünün içerisinde, her gün onlarca kelimeyi içinden döken ya da kirleten bir suskunluğa kapanmış. El deseniz kaç yıl önce içimize saldıkları korkuyla sözüm ona virüs daha doğrusu başka ellerden tiksinen, bir çekingenlikle kendine çekilen bir çaresiz yalnızlıkta can çekişiyor.
Hani bazen kimi fotoğraflarda önümüze çıkan, durmuş bir halde görüntüsü, renkleri kaymış bir insan kalabalığında, durduğu için çizgileri net bir şekilde görünen tek insanın varlık endişesini taşıyor ama birazdan onlardan biri olacağımın o eriyik sürüden birine dönüşeceğimin ne rahatlığı ne de huzursuzluğuna kavuşamıyorum.
Paning paniği diyorum yaşadığım duygu karmaşasına. Aslında tam tersini yaşadığım uzun bir pozlama halidir durduğum yerden. Gözlerimin donuk doyumsuzluğu aldığı ışığı uzattıkça daha da kaybolup eriyor herkes.
Kendimi unutmak ve kaçmak için herkesin yaptığına, herkesin sığındığına, herkesin paninginde kaybolmaya kalkıyorum yerimden ve işte başlıyor erimek.









