Reşat Aydın Yazıları

Reşat Aydın

23 Nisan’ın Sessizleşen Coşkusu

22.04.2026 09:58
Haber Detay Image

23 Nisan…

Bir milletin kendi kaderini tayin ettiği gün. Ama bundan daha fazlası; geleceğini çocuklarına emanet ettiği tarih.

Mustafa Kemal Atatürk bu günü çocuklara armağan ettiğinde, aslında çok net bir mesaj veriyordu:

Bir ülkenin yarını, çocuklarının hafızasında ve vicdanında şekillenir.

Bir zamanlar 23 Nisan, sadece takvimde bir gün değildi.

Mahalle aralarında kurulan sahneler, okul bahçelerinde yankılanan şiirler, ütülenmiş önlükler ve heyecandan uykusuz kalınan gecelerdi. Çocuklar bayramı beklerdi; bayram da çocukları.

Bugün ise o coşkudan geriye daha çok törensel bir hatırlama kaldı.

Kutlamalar var, evet… ama o derin anlam, o içten heyecan giderek silikleşiyor.

Peki ne değişti?

Bir Bayramdan Bir Hatıraya

Eskiden çocuklara sadece eğlence sunulmazdı; anlam verilirdi.

Yerli Malı Haftası'nda bir elmanın, bir buğday tanesinin, bir tas çorbanın kıymeti anlatılırdı.

Ata oyunlarıyla rekabet değil, paylaşma öğretilirdi.

Ve en önemlisi, sofralar kültürün taşıyıcısıydı.

Bugün çocuklarımız global bir dünyanın içinde büyüyor. Bu kaçınılmaz.

Ama bu süreçte yerli olanı, bize ait olanı, yani kimliğimizi ne kadar aktarabiliyoruz?

Bir çocuğa fast food menüsünü ezberletmek kolay.

Ama ona tarhananın hikâyesini anlatmak emek ister.

İşte biz o emeği giderek daha az verir hale geliyoruz.

Bu Yılın Gölgesi

Bu 23 Nisan ise diğerlerinden daha farklı, daha ağır.

Çünkü bazı çocuklar bu bayrama ulaşamadı.

Şanlıurfa'da, Kahramanmaraş'ta yaşanan acılar sadece birkaç haber başlığı değil.

Bir toplumun vicdanında açılan derin yaralar.

En sarsıcı olan ise şu gerçekle yüzleşmek:

Bir çocuk hayatını kaybediyor… ve başka bir çocuk buna sebep oluyor.

Bu noktada meseleyi sadece güvenlik ya da adli bir olay olarak görmek eksik kalır.

Bu, çocukluğun, masumiyetin ve değer aktarımının zayıfladığı bir kırılmadır.

Yeniden Hatırlamak Zorundayız

Belki de artık kendimize şu soruyu sormalıyız:

Biz çocuklara neyi gerçekten öğretiyoruz?

23 Nisan'ı sadece bir tören günü mü anlatıyoruz,

yoksa bir bilinç, bir sorumluluk olarak mı?

Çocuklarımızı ekranların sınırsız dünyasında büyütürken,

onlara gerçek hayatın değerlerini ne kadar gösterebiliyoruz?

Oysa çözüm çok uzak değil:

Çocuğa tarihi anlatmak…

Ama sadece kronoloji olarak değil, bir duygu olarak.

Çocuğa vatanı anlatmak…

Ama sadece harita üzerinde değil, bir aidiyet olarak.

Ve evet, çocuğa mutfağı anlatmak…

Çünkü mutfak sadece yemek değildir; bir milletin hafızasıdır.

Birlikte yapılan bir çorba, bir bayram tatlısı, bir aile sofrası…

Bunlar çocuğun karakterine işlenen sessiz derslerdir.

Eğitimin Unutulan Yüzü

Okullar bilgi verir.

Ama değerleri toplum yaşatır.

Bugün yeniden;

Gençliğe Hitabe'nin ruhunu,

İstiklal Marşı'nın yazıldığı şartları,

saygının ve sevginin gündelik hayattaki karşılığını anlatmak zorundayız.

Çünkü çocuk, gördüğünü öğrenir.

Duyduğunu değil, yaşadığını taşır geleceğe.

Sonuç Yerine: Bir Soru

23 Nisan hâlâ burada.

Ama biz onun neresindeyiz?

Eğer çocuklar gülmüyorsa,

eğer bayram sadece bir takvim günü gibi geçiyorsa,

orada eksik olan bir şey vardır.

Ve o eksik, çoğu zaman çocuklarda değil, bizdedir.

Bugün belki de yeniden başlamanın günü.

Yeniden anlatmanın, yeniden hissettirmenin günü.

Çünkü unutmayalım:

Bir milletin geleceği, çocuklarına ne bıraktığıyla değil,

onlara ne öğrettiğiyle şekillenir.

Yazarın Tüm Yazıları