Bireyler ve kurumlar; yaptıkları veya yapmadıkları davranışları ile ilgili olarak, aldıkları kararlar ve kullandıkları yetkilerin sonuçlarına katlanmak zorundadır. Kurumlar ve dolayısıyla onları yönetenler; tabi oldukları yasalar ve bulundukları çevrenin değerleri çerçevesinde doğru işler yaptıklarını ve doğru kararlar aldıklarını ispatlamak ve anlatmakla yükümlüdür. Bu durum, inancımıza göre bu dünyada olmasa bile diğer dünyada mutlaka gerçekleşecek bir hesaplaşma olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bugün
hesap vermekten kaçınılabilse bile, beklenmedik bir anda bu durumla karşılaşmak
her zaman mümkündür. Kimse hesap sormasa dahi, insan en başta kendi vicdanına
hesap vermeli ve onu rahatlatmalıdır. İşletmesini yönetirken kanun ve kurallara
uygun hareket edenler, huzurlu ve güven içinde bir yaşam sürerler. Buna
karşılık, bir şeyleri gizleyerek ya da kurallara aykırı işler yapanlar, hesap
verme endişesiyle sürekli tedirgin bir hayat yaşarlar.
Elbette
hesap verme sorumluluğunu yalnızca insanların vicdanına bırakmak, günümüz
koşullarında yeterli ve etkili bir yöntem değildir. Hem bireysel düzeyde hem de
kamu ve özel işletmelerde, hesap vermeyenlere karşı çeşitli mekanizmalarla
hesap sorulmalıdır.
Sorumluluk
Sahibi Olmalı
İşletmelerde
yetki kullanan kişiler, bu yetkinin doğal bir sonucu olarak sorumluluklarını
şeffaf biçimde ortaya koymalı; kısacası, hesap verebilirlik ilkesiyle hareket
etmelidir. Hesap vermeden yetki kullanımı, işletmelerde baskı ve keyfî
uygulamaların önünü açarak zamanla adaletsizliğe ve hatta zulme dönüşebilir.
Burada
önemli olan, hesap vermenin bir zorunluluk olarak değil, bir bilinç ve hatta
bir memnuniyet duygusuyla yerine getirilmesidir. Bu anlayışa sahip bireylerin
toplumun her alanında çoğalması sağlanmalıdır. İşlerini istenen zaman ve
kalitede yerine getiremeyen, sorumluluklarını gereği gibi yerine getirmeyen ve
kaynakları israf eden bir kişi; bir gün hesap vereceğini düşünerek hareket
ederse daha az hata yapar ve daha dikkatli davranır. Özetle, hayat hesap
verebilirlik üzerine kurgulanmalıdır.
Devlete
karşı yükümlülüklerini yerine getirmeyen ve bu durumu fark edilmeyen kişi veya
kurum yöneticileri kendilerini rahat hissetmemelidir. Vicdani bir rahatsızlıkla
yaşamak yerine, şeffaf bir hayat benimseyerek hesap vermenin huzurunu yaşamak
ya da her an hesap vermeye hazır bir yaşam sürmenin rahatlığına ulaşmak en
doğru yaklaşım olacaktır.
Sonuç
olarak; hangi iş yapılırsa yapılsın, insanların hesap verebildikçe huzur ve
mutluluk duyduğu bir anlayışın yerleşmesi ve eğitim sisteminin de bu nitelikte
bireyler yetiştirmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir.









