Siyasette krizler olur, tartışmalar çıkar, gündem değişir. Ama bazı dönemler vardır ki bir şehir arka arkaya öyle iddialarla anılır ki artık mesele tekil bir olay olmaktan çıkar, doğrudan bir "yönetim ve ahlak sorunu" haline dönüşür. Bugün Sakarya tam olarak böyle bir dönemden geçiyor. Biri ilçe belediyesinde, diğeri büyükşehirde… İki ayrı makam, iki ayrı isim, iki ayrı ağır iddia… Ama ortak bir soru: Hukuk ve ahlak herkese eşit mi uygulanıyor, yoksa kişiye göre mi değişiyor?
Günlerdir kamuoyunun gündeminde olan ilk dosya Adapazarı Belediyesi ve belediye başkanı Mutlu Işıksu hakkında ortaya atılan "yasak ilişki" iddiaları. Bu mesele herhangi bir sosyal medya dedikodusu değil. Doğrudan belediyenin içinden, özel kalem müdürünün ailesinden gelen, telefon mesajlaşmalarına dayandırılan bir itham söz konusu. Yani kulis fısıltısı değil, aleni bir beyan. Üstelik kamuya açık bir toplantıda dile getiriliyor. Bu bile başlı başına ciddiye alınması gereken bir durumdur.
Çünkü belediye başkanlığı sıradan bir görev değildir. O makam sadece asfalt dökmek, park yapmak, ihale imzalamak demek değildir. Belediye başkanı bulunduğu şehrin namusunu, itibarını ve ahlaki duruşunu temsil eder. Toplumun gözünde o koltuk, kişisel hayatın değil kamusal sorumluluğun merkezidir. Dolayısıyla bir belediye başkanının adı bu tür mahrem ve etik açıdan sorunlu iddialarla yan yana geliyorsa, orada artık sadece "özel hayat" denilerek geçiştirilecek bir tablo yoktur. Çünkü o kişi sıradan bir vatandaş değil, kamunun emanetini taşıyan bir yöneticidir.
Daha da çarpıcı olan, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin bu süreçteki tavrı. Aynı parti geçmişte çok daha küçük tartışmalarda bile belediye başkanlarını bir gecede görevden aldı. Hatırlayalım; Kadir Topbaş ve Melih Gökçek gibi Türkiye'nin en büyük iki şehrini yöneten isimler, haklarında kamuoyuna yansımış böyle ağır ithamlar yokken bile istifa ettirildi. Kimse "disiplin süreci bekleyelim" demedi. Kimse aylarca sürecek prosedürlerin arkasına saklanmadı. Parti kurumsal itibarı önceledi ve gereğini yaptı.
Bugün ise Mutlu Işıksu için yalnızca "kesin ihraç talebiyle disipline sevk" kararı alınıyor. Yani süreç uzatılıyor. Belirsizlik büyüyor. Her gün yeni bir söylenti, her gün biraz daha zedelenen bir güven… Oysa bazı durumlarda hukuki prosedürden önce ahlaki sorumluluk gelir. Bu kadar ağır iddiaların gölgesinde görevde kalmak, kurumu da koltuğu da yıpratır. Açık konuşalım: Böyle bir tabloda yapılması gereken şey disiplin sürecini beklemek değil, doğrudan görevden ayrılmaktır.
Bir diğer soru da Sakarya'nın yakından tanıdığı bir isimle ilgili. Partinin en kritik görevlerinden birini yürüten Ali İhsan Yavuz neden bu konuda net bir irade ortaya koymuyor? Seçim işlerinin başındaki, parti disiplinini ve stratejisini yöneten bir isim olarak memleketindeki bu krizin şehre verdiği zararı herkesten iyi bilmesi gerekir. O halde neden güçlü bir tavır yok? Neden açık bir müdahale yok? Neden "Bu mesele Sakarya'ya zarar veriyor, gereği yapılacak" denmiyor? Bu sessizlik, ister istemez kamuoyunda soru işaretlerini büyütüyor.
Ancak Sakarya'nın gündemi sadece bununla sınırlı değil. Tam da ortalık bu kadar hassasken, bir başka dosya daha ortaya saçıldı. Bu kez konu ilçe değil, büyükşehir. Sakarya Büyükşehir Belediyesi ve belediye başkanı Yusuf Alemdar ile ilgili eğitim bilgisi tartışması…
Sayın Alemdar'ın özgeçmişinde mezun olduğunu belirttiği Doğu Akdeniz Üniversitesi hakkında ortaya atılan iddia son derece ciddi. Üniversite yönetiminden gelen açıklamalarda bu isimle bir kayıt ya da mezuniyet bulunmadığı yönünde ifadeler yer alıyor. Eğer doğruysa, bu basit bir bürokratik hata değil; doğrudan kamuoyunu yanıltma anlamına gelir. Bir belediye başkanının özgeçmişinde yer alan eğitim bilgisinin gerçeği yansıtmaması kabul edilebilir bir durum değildir.
Dahası, Türkiye'de diploma meselesi zaten son derece hassas bir başlık. Bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında "sahte diploma" iddiaları nedeniyle davalar açılmışken, ülke bu kadar gerginken, Sakarya'daki benzer bir iddianın görmezden gelinmesi çok daha vahimdir. Hukuk birine karşı işletilip diğerine karşı susuyorsa, orada adaletten söz edilemez.
İmamoğlu'na uygulanan hukuki ve idari denetim neyse, Yusuf Alemdar için de aynısı yapılmalıdır. Aynı titizlik, aynı hassasiyet, aynı şeffaflık… Çünkü hukuk kişiye göre değişirse, adı hukuk olmaz. Eğer bir yerde diploma iddiası günlerce manşet olup dava konusu oluyorsa, başka bir yerdeki benzer iddia da aynı ciddiyetle soruşturulmalıdır. Aksi halde toplumda "bizden olan korunur" algısı kök salar ki bu, siyasetin en tehlikeli bataklığıdır.
Geldiğimiz noktada Sakarya iki ayrı ama benzer nitelikte sınavla karşı karşıya. Biri ahlaki güven krizi, diğeri liyakat ve dürüstlük krizi. İkisi de kamu yönetiminin temelini sarsan meseleler. Bu yüzden konu artık kişiler değil, ilkeler meselesidir. Mutlu Işıksu ya da Yusuf Alemdar'ın şahsı değil; siyasetin temizliği, kamu görevine duyulan güven ve adalet duygusu tartışılmaktadır.
Benim kanaatim net: Kim olursa olsun, hangi makamda oturursa otursun, hakkında bu kadar ciddi iddialar varsa gereği yapılmalıdır. Birine disiplin, diğerine sessizlik; birine dava, diğerine dokunulmazlık olmaz. Ya herkes için aynı hukuk ya da hiç kimse için.
Çünkü siyaset en çok çifte standardı affetmez.
Ve unutulmamalıdır: Makamlar insanları büyütmez, insanlar makamları yüceltir. Eğer bir makam tartışmalarla anılıyorsa, yapılacak en onurlu şey o koltuğa değil, kamu vicdanına sahip çıkmaktır.
Kalın Sağlıcakla…









