Türkiye'de maalesef bir alışkanlığımız var:
Bir makamı konuşurken, o makamın sorumluluğunu değil; kişinin kimliğini, geçmişini, etiketini tartışıyoruz.
İcraatı beklemek yerine algı üretmeyi tercih ediyoruz.
Gerçek sorunlara odaklanmak yerine, tali başlıklarla gündem dolduruyoruz.
Yeni İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'nin göreve başlamasının ardından yaşanan tam olarak budur.
Mustafa Çiftçi…
Kaymakamlık yapmış,
Çorum ve Erzurum gibi önemli şehirlerde valilik görevlerinde bulunmuş,
Devletin taşrasını bilen, bürokrasinin mutfağından yetişmiş bir isim.
Yani masa başında atanmış bir profil değil; sahayı bilen, kriz görmüş, sorumluluk almış bir mülki idare amiri.
Ancak bakıyorsunuz, sosyal medyada ve bazı haber mecralarında ısrarla tek bir yönü ön plana çıkarılıyor:
"İmam hatipli",
"ilahiyatçı",
"hafız"…
Sanki İçişleri Bakanlığı'na bir güvenlik bürokratı değil de bir din görevlisi atanmış gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor.
Evet, Mustafa Çiftçi hafız.
Üstelik hafızlık yarışmasında birinciliği de var.
Ama mesele bu mu?
Aynı kişi aynı zamanda Mülkiye mezunu.
Hukuk tahsili yapmış.
Devlet yönetimi konusunda akademik ve idari donanıma sahip.
Okuyan, araştıran, çok yönlü bir geçmişi var.
Fakat nedense bütün bu liyakat ve birikim geri plana itiliyor, tek bir kimlik etiketi üzerinden tartışma yürütülüyor.
Bu yaklaşımın adı gazetecilik değildir.
Bu, doğrudan algı mühendisliğidir.
Çünkü bir insanın hafız olması ne suçtur ne de meziyet olarak abartılacak bir başlıktır.
Bu, onun şahsi eğitimidir, inancıdır, hayat hikâyesidir.
Devlet yönetiminde belirleyici olan ise bambaşka şeylerdir:
Liyakat, tecrübe, hukuk bilgisi, kriz yönetimi ve kamu idaresi becerisi.
Bugün İçişleri Bakanlığı'nın önünde duran dosyalara bakalım.
Terörle mücadele…
Kaçak göç baskısı…
Sınır güvenliği…
Uyuşturucu ve organize suç şebekeleri…
Asayiş sorunları…
Belediyelerde denetim süreçleri…
Afet yönetimi ve kamu düzeni…
Türkiye'nin belki de en ağır yükünü taşıyan bakanlık burası.
Sokaktaki vatandaşın derdi şu:
"Mahallem güvenli mi?"
"Çocuğum huzurla okula gidebiliyor mu?"
"Devlet gerektiğinde sahada mı?"
"Suç örgütleri gerçekten temizleniyor mu?"
Kimse dönüp "Bakan hafız mı, değil mi?" diye sormuyor.
Bunu tartışmak açık söyleyelim, magazindir.
Hem de ülkenin gerçek gündemini perdeleyen ucuz bir magazin.
Bir bürokratı dini geçmişiyle ya parlatmak ya da değersizleştirmek doğru değildir.
Aynı şekilde birini sadece okul etiketiyle yüceltmek de doğru değildir.
Devlet ciddiyeti buna izin vermez.
Bizim ölçümüz net olmalı:
İcraat.
Başarırsa alkışlarız.
Başaramazsa en sert şekilde eleştiririz.
Ama kimliği üzerinden değil, yaptığı iş üzerinden.
Çünkü devlet yönetimi sembollerle değil sonuçlarla ölçülür.
Mustafa Çiftçi'nin hafızlığı değil;
sokaktaki huzura katkısı,
suçla mücadelede göstereceği kararlılık,
hukuku esas alan yönetim anlayışı konuşulmalıdır.
Türkiye'nin ihtiyacı kimlik tartışmaları değil, güçlü bir devlet aklıdır.
Bir bakanı etiketlerle değil, performansıyla değerlendirelim.
Gerisi sadece laf kalabalığıdır.
Kalın Sağlıcakla…









