Biliyorsunuz geçtiğimiz ay, yaklaşık iki hafta önce, 22 – 28 Eylül aralığında, Amerika’da Birleşmiş Milletlerin Genel Merkezi’nin yer aldığı New York şehrinde BM’nin 81. Genel Kurulu yapıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan 16. Kez kürsüye çıkarak Genel Kurula yaptığı konuşmada özetle; teşkilat kan kaybediyor deyip reform çağrısı yapmıştı.
Siyonist İsrail terörüne karşı ve Gazze içinde "Çağımızın en insanlık dışı, en utanç verici temerküz kampıdır" demiş hitabetiyle toplantıya damga vurmuştu.
İsrail Başbakanı da aynı kürsüye çıkmış ama kürsüye çıkar çıkmaz, birçok üğlke delegesi sloganlar atmış, onu protesto etmiş ve salonu terk etmişti.
Netenyahu, Salonu terk eden delegelere “Ahlak korkakları” diyerek hakaret etmiş ama yabancı birçok basın kuruluşu, Netenyahu için “Hiç olmadığı kadar yalnız kaldı” demişti.”
Hepiniz gibi ben de hangi ülke delegelerinin protestoya katılmayıp salonu terk etmediğini merak edip baktığımda, bir ülke için hiç şaşırmamıştım ki bu ülke başından beri İsrail’e ve terörüne karşı cılız itiraza bile yanaşmayan Azerbaycan’dı.
İki devlet, tek millet diye özetlenen kardeşlik ve akrabalık bağlarına rağmen, Azerbaycan delegelerinin maalesef salonda oturup Netenyahu’yu dinleyerek, protesto etmemeleri bir nevi ona destek vermeleri, bütün milleti yaralamıştı.
Henüz o yara kabuk bağlamadan yeni bir haber daha geldi ki o kardeşlik bağlarının sorgulatacak cinsten bir haber.
21 Eylül’de Azerbaycan’da Başbakan Ali Asadov'un imzasıyla 309 sayılı Bakanlar Kurulu kararı okullarda kılık kıyafet yönetmeliği güncellendi.
Ve daha üstünden 2 hafta geçti ki yeni yönetmelik okullarda yürürlüğe girdi.
Başörtülü kız öğrenciler kapıdan geri çevrildi.
Azerbaycan’ın Celilabad bölgesindeki bir okulda, başörtüsüyle sınıfa girmek isteyen kız öğrenciler, laiklik ilkesi ve okul forması bütünlüğü gerekçe gösterilerek içeri alınmadı.
Tanıdık geliyor değil mi?
Bin yıl sürecek denen 28 Şubat Süreci sadece 3 yıl direnebildi.
Halka, değerlerine ve kutsallarına.
Azerbaycan’da ne kadar sürüp halka karşı direnebilecek?










