Hakan Erdem Yazıları

Hakan Erdem

Şiddetin arkasındaki toplumsal gerçek

16.04.2026 22:49
Haber Detay Image

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'tan gelen acı haberleri yalnızca iki şehirde yaşanan münferit olaylar olarak görmek meseleyi fazlasıyla dar bir çerçeveye hapsetmek olur. Bu hadiseler aslında toplumun farklı katmanlarında bir süredir biriken kırılmanın görünür hâle gelmesidir. Dolayısıyla meseleyi sosyolojik, psikolojik ve pedagojik bir bütünlük içinde değerlendirmek zorundayız. Çünkü bir toplumda şiddet bir anda ortaya çıkmaz. Şiddet; öğrenilen, beslenen ve zamanla normalleşen bir davranış biçimidir.

Sosyolojik açıdan bakıldığında, bireyin içinde yetiştiği çevre onun davranış repertuarını doğrudan şekillendirir. Aile yapısının zayıfladığı, toplumsal bağların gevşediği ve ortak değerlerin görünürlüğünü kaybettiği ortamlarda birey, aidiyet duygusunu farklı ve çoğu zaman sağlıksız alanlarda aramaya başlar. Bu durum özellikle çocuklar ve gençler için ciddi bir risk alanı oluşturur. Çünkü aidiyet ihtiyacı karşılanmayan birey, yönünü çoğu zaman en çok görünen ama en az değer üreten yapılara çevirir.

Psikolojik boyutta ise karşımıza çıkan tablo daha derindir. Şiddet eğilimi çoğu zaman bastırılmış öfkenin, değersizlik hissinin ve kontrolsüz duyguların dışa vurumudur. Çocukluk döneminde sağlıklı iletişim kuramayan, duygularını ifade etmeyi öğrenemeyen bireyler öfkeyi bir dil, şiddeti ise bir çözüm yöntemi olarak benimseyebilir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken kritik unsur bireyin sadece davranışına değil o davranışı doğuran duygusal altyapıya odaklanmaktır.

Eğitim cephesine geldiğimizde ise meselenin en stratejik alanıyla karşılaşırız. Okul; bilginin, karakterin, değerlerin ve sosyal becerilerin inşa edildiği bir yaşam alanıdır. Eğer bir çocuk okulda kendini güvende hissetmiyorsa o eğitim ortamı işlevini büyük ölçüde yitirmiş demektir. Güven duygusu zedelenmiş bir ortamda ne öğrenme gerçekleşir ne de sağlıklı bir kişilik gelişimi mümkün olur.

Burada öğretmenlerin rolü de hayati önemdedir. Sadece ders anlatan değil rehberlik eden, gözlemleyen ve yön veren bir konumda olan öğretmenlerin desteklenmesi eğitim sisteminin güçlendirilmesinin temel şartlarından biridir. Öğretmenin değersizleştiği bir toplumda eğitimin niteliğini korumak oldukça zordur.

Aile boyutu ise tüm bu yapının temelini oluşturur. Aile, çocuğun ilk sosyal çevresidir ve hayata dair ilk kodlar burada yazılır. Sevgi, saygı, sınır, sorumluluk gibi kavramlar aile içinde öğrenilir. Ancak günümüzde aile içi iletişimin zayıflaması, ortak zamanın azalması ve dijital dünyanın kontrolsüz etkisi çocukların gelişim sürecini doğrudan etkilemektedir. Özellikle dijital içeriklerde şiddetin sıradanlaştırılması çocukların gerçeklik algısını bozmakta ve şiddeti bir problem çözme yöntemi olarak kodlamalarına neden olabilmektedir. Sürekli maruz kalınan bu içerikler zamanla duyarsızlaşmaya ve empati eksikliğine yol açmaktadır. Bu da şiddetin psikolojik eşiğini düşüren en önemli etkenlerden biri hâline gelmektedir.

Bir diğer kritik mesele ise rol model eksikliğidir. Gençler, kimliklerini inşa ederken kendilerine örnek alacakları figürlere ihtiyaç duyar. Ancak değer üreten, emek veren ve topluma katkı sağlayan bireylerin görünürlüğü azaldığında bu rol modellerin yerini daha çok dikkat çeken ama derinlikten yoksun figürler alır. Bu durum gençlerin yönünü ve hedeflerini doğrudan etkiler.

Bugün yaşanan bu acı olaylar bize açık bir gerçeği hatırlatmaktadır: Toplumsal sorunlar tek bir başlık altında çözülemez. Güvenlik önlemleri elbette gereklidir ancak tek başına yeterli değildir. Asıl çözüm aileden başlayan, eğitimle güçlenen ve toplumun tüm katmanlarına yayılan bütüncül bir yaklaşımı zorunlu kılar.

Unutulmamalıdır ki ihmal edilen her değer zamanla daha büyük bir sorunun zeminini hazırlar. Ve eğer biz bugün çocuklarımızı güvenle büyütemezsek yarın toplumu sağlıklı bir şekilde inşa etmemiz de mümkün olmayacaktır.

Yazarın Tüm Yazıları