İnsan psikolojisiyle, ruhun o loş odalarıyla az çok hemhal olmuş herkesin iyi bildiği, ama nedense yüksek sesle itiraf etmekten kaçındığı yürek burkan bir gerçek var: Aklın bir çırpıda çözdüğü şeye, bedenin asla ayak uyduramaması.
Marion Woodman, tam da bu evrensel sürtüşmeye parmak basıyor. Eski savunmaların o tanıdık, güvenli yapısına yaslanarak entelektüel sezgilerimizin hızla öne fırlaması, bedensel benliğimizin ise çok gerilerde kalması o kadar yaygın bir durum ki...
Zihin tek bir anda kırılabilir. Bir seans odasında, bir kitabın satır arasında ya da gece yarısı balkonda sigara içerken aniden bir şimşek çakar, o eski çocukluk kalıbını fark edersiniz ve içinizden bir çığlık yükselir: “Ah, şimdi anladım! Mesele meğer buymuş. Artık özgürüm!”
Ama maalesef işler o kadar kolay değil. Çünkü vücut, aklın o havalı, entelektüel dilini konuşmaz.
Hücrelerin Muhafazakâr Ritmi
Beden; düzenlenmiş dokuların, sinir sistemi yollarının, yıllardır kullanılan o ilkel hayatta kalma stratejilerinin dilini konuşur. Doğası gereği muhafazakardır. Eski yeme alışkanlıklarına, o marazi başkalarını memnun etme çabalarına ya da kronik bir tetikte olma haline sımsıkı yapışır.
Neden? Çünkü o kalıplar, ne kadar hastalıklı olurlarsa olsunlar, bizi geçmişte hayatta tuttu. Sinir sistemimiz o zehirli iklimi “güvenli ev” belledi.
Siz zihninizle “Ben artık porselen bir bebek değilim, o kırılgan dayanıksızlık şemamı kırdım” diyebilirsiniz. Harika bir haritanız vardır artık. Ama o haritayla arazide yürümeye kalktığınızda bacaklarınız titrer, göğsünüz sıkışır.
1- Senaryo: Çocukluğunda ne zaman sesini çıkarsa cezalandırılmış bir yetişkini düşünün. Otuz beş yaşına geldiğinde, iş yerinde hakkını araması gerektiğini entelektüel olarak çok iyi bilir. Odasına girip müdürüne “hayır” diyecektir. Zihin hazırdır.
2- Senaryo: Ama kapının kolunu tuttuğu an elleri terler, kalbi yerinden çıkacak gibi atar, sesi titrer. Akıl “Yürü” derken, beden “Dur, ölürsün!” diye çığlık atmaktadır. Çünkü beden geçmişi unutmakta çok ama çok yavaştır.
Şasiyi İncinmeden Taşımak
Marion Woodman bu evrensel çelişkiyi, insanın aklına kazınacak o nefis benzetmeyle özetliyor aslında: Volkswagen şaside Jaguar motoru taşımak.
Ruhsal dünyamızdan, farkındalıklarımızdan gelen o yeni kararlar adeta bir Jaguar motoru gücündedir; yıkıcı ya da iyileştirici muazzam bir enerji barındırırlar. Ancak bu motoru taşıyan araba, yılların yorgunluğunu ve travmalarını yüklenmiş bir Volkswagen kaportasıdır. Eğer zihnin o ani coşkusuyla gaza sonuna kadar basarsanız, şasiyi dağıtırsınız.
Ruhsal bilginiz, bedeninizin onu somutlaştırma ve taşıma kapasitesinin çok ötesine geçtiğinde radikal bir dengesizlik başlar. Beden geçmişi, sevilmeme korkularını, eski ilişki kalıplarını bırakmakta çok daha hantaldır. İşte bu yüzden, o entelektüel görüşleri hücrelerimize yerleştirmek, daha fazla kitap okuyarak ya da daha fazla düşünerek zorlanamaz. Akıl vücudu bir kez aşmışsa, durup bedeni beklemek gerekir.
Şifa, Hücrelere Zaman Vermektir
O yol, yavaş ve kasıtlı somatik seçimlerle yürünür. Bu süreçte yapılacak en doğru şey; o yeni kararları acele etmeden içselleştirmek, nefes almak, gerekirse dans etmek, o duyguyu vücudun ritmiyle yeniden yazmaktır. Yani hücrelerimize o yeni enerjiyi yaymaları, o eski savunma hatlarını güvenle bırakmaları için zaman tanımak… Şifa tam olarak budur.
“Bunun doğru olduğunu biliyorum, ama bunu kendime anlatmaya devam etmeliyim” diyebilmek, aslında hepimiz için muazzam bir şefkat şemsiyesidir. Vücudun o yavaş, bazen insanı deli eden ritmini onurlandırmanın, bilinçli ve günlük bir disiplin olduğunu hatırlatır.
Eğer siz de bugünlerde “Her şeyi çok iyi anlıyorum ama bir türlü uygulayamıyorum, hala aynı yerde dönüp duruyorum” diyerek kendinizi hırpalıyorsanız, o acımasız içsel gardiyanı biraz susturun.
Zihninizin hızına yetişemeyen o yorgun bedeninize, o eski sinir sisteminize şefkatle bakın. Unutmayın, haritayı çizmek bir saniye sürer ama o yolda yürümek, o çamurlu yollardan geçmek zaman alır.
Bedeninize o zamanı tanıyın. Kendi kendinize bunu sabırla anlatmaya devam edin.
Bırakın şasiniz, motorunuzun hızına kendi ritmiyle yetişsin.









