Eser Karlık Yazıları

Eser Karlık
Eser Karlık
Yazarın Profili
24.10.2026 10:29

Kripto ve banka aynı sahnede

Haber Detay Image

Bundan beş yıl önce, ülkenin en güçlü bankalarından biriyle kripto ekosisteminin en büyük ağlarından birinin temsilcilerinin aynı sahnede, aynı fikirleri savunacağını söyleseniz kimse inanmazdı. Geçtiğimiz perşembe Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kampüsü’nde tam olarak bu oldu.

Kırmızı koltuklu, klasik bir üniversite salonu. Sahnenin bir yanında bir bankanın kripto platformunun afişi, diğer yanında bir blockchain ekosisteminin, ortada da öğrencilerin kurduğu blockchain kulübünün. Bu yazının konusu o seminer değil, ama orada gördüğüm tablo uzun süredir düşündüğüm bir şeyi netleştirdi. Bu yüzden oradan başlamak istedim.

Etkinliği Avalanche Team1 Türkiye ve Garanti BBVA Kripto olarak, Yıldız Teknik Üniversitesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirdik. Ben de Avalanche Team1 Türkiye’de büyümeden sorumluyum; yani bu satırları sahnenin bir köşesinden yazıyorum. Avalanche Team1, 2026'da bugüne kadar 90 etkinlik düzenledi ve bunların 25'i üniversite semineriydi. Sektörden isimlerin, blockchain üzerine çalışan akademisyenlerin ve tabii ki öğrencilerin söz aldığı bu buluşma da tüm üniversite seminerlerimiz gibi bizim için en kıymetli etkinliklerden biriydi. Önümüzdeki günlerde Garanti BBVA Kripto ile birlikte beş üniversitede daha seminer düzenleyeceğiz. Yine de anlatmak istediğim şey, iki kurumdan da büyük.

Yirmi yılda değişen soru

Yirmi yılı aşkın süredir pazarlama, yedi yılı aşkın süredir de Web3 dünyasının içindeyim. İlk yıllarda bir üniversite salonunda blockchain konuşulduğunda soruların neredeyse tamamı aynıydı: “Bitcoin ne olur?”, “Hangi coini alalım?” Teknoloji, bir yatırım aracının gölgesinde kalıyordu.

Bugün tablo farklı. Türkiye’de 2024'te yürürlüğe giren kripto varlık düzenlemesiyle birlikte alan, gri bir bölge olmaktan çıktı ve kuralları belli bir sektöre dönüşmeye başladı. Bunun en somut sonucu şu oldu: Bankalar, aracı kurumlar ve büyük şirketler artık “girsek mi?” diye değil, “nasıl gireriz?” diye düşünüyor. Tokenizasyon, dijital varlık saklama, tedarik zinciri takibi, kamu kayıt sistemleri… Bunlar artık konferans sunumlarındaki vizyon cümleleri değil, kurumların yol haritalarındaki maddeler.

Davutpaşa’daki sahne de bunun küçük bir yansımasıydı. Bir yanda düzenlenmiş bir finans kurumunun temsilcisi, bir yanda ekosistemi büyüten bir topluluk, yanlarında teknolojinin bilimsel temelini anlatan bir akademisyen ve üzerine ürün geliştiren bir yazılımcı. Birkaç yıl önce bu dört kişiyi aynı sahneye çıkarmak neredeyse imkânsızdı.

Kurumlar hazır, peki ya insanlar?

Gelelim asıl meseleye. Sektörde yıllardır gözlemlediğim bir gerçek var: Kurumların blockchain’e geçişini yavaşlatan şey artık teknoloji değil. Altyapı hazır, ağlar ölçekleniyor, regülasyon şekilleniyor. Eksik olan, bu teknolojiyi anlayan ve onunla ne yapılacağına karar verebilen insanlar.

Bir banka blockchain tabanlı bir ürün geliştirmeye karar verdiğinde yalnızca yazılımcıya ihtiyaç duymaz. Mevzuatı yorumlayacak bir hukukçu, riski ölçecek bir uyum uzmanı, ürünü kurgulayacak bir ürün yöneticisi, kullanıcıya anlatacak bir pazarlamacı, topluluğu yönetecek biri gerekir. Bugün bu rollerin her biri için Türkiye’de bu alanı gerçekten bilen insan sayısı, ihtiyacın çok gerisinde.

Seminerde öğrencilere de tam olarak bunu söyledim: Bu alan yalnızca kod yazanlara ait değil. Hukuk okuyan da, iktisat okuyan da, iletişim okuyan da bu dönüşümde kendine yer bulabilir. Yeter ki teknolojinin nasıl çalıştığını gerçekten anlasın ve dahil olmak istesin.

Neden üniversiteler?

Kurumların bu açığı kapatmak için iki yolu var. Ya sektöre girdikten sonra insanlarını sıfırdan eğitecekler ya da o insanlarla çok daha erken, henüz üniversite sıralarındayken tanışacaklar. İkincisi hem daha ucuz hem daha sağlıklı.

Bir öğrencinin, bir bankanın kripto stratejisini o bankanın çalışanından dinlemesi, bir geliştiricinin ağ mimarisini kendi tecrübesiyle anlatması, bir akademisyenin konuyu bilimsel çerçeveye oturtması… Bunlar hiçbir ders kitabının veremeyeceği türden bir temas. Kurumlar açısından da durum aynı: Salondaki o gençler, beş yıl sonra birlikte çalışacakları insanlar.

Bu yüzden şirketlerin üniversitelerle ilişkisini bir “sosyal sorumluluk” kalemi olarak görmüyorum. Bu, düpedüz bir yetenek stratejisi. Ve bu stratejiyi erken kuran kurumlar, önümüzdeki on yılın dijital finans yarışında ciddi bir avantajla başlayacak.

Türkiye’nin bu alanda iddiası olabilir. Genç ve teknolojiye yatkın bir nüfusumuz, güçlü mühendislik fakülteleri olan üniversitelerimiz, artık netleşen bir düzenleyici çerçevemiz var. Eksik olan halka, bu üç unsuru birbirine bağlayan köprüler.

O köprüleri kurmak tek bir kurumun işi değil. Bankaların, teknoloji şirketlerinin, toplulukların ve üniversitelerin birlikte üstlenmesi gereken bir iş. Davutpaşa’daki salon, bunun mümkün olduğunu gösteren küçük ama anlamlı bir örnekti.

Blockchain’in geleceği sunucu odalarında değil, araştıran ve geliştiren gençlerin kafasında şekilleniyor.

Yazarın Yazıları