Ersoy Toptaş

Mikro Vesayet: siyasi iradenin sahadaki "görünmez" engeli

25.01.2026 13:42
Haber Detay Image

Siyaset kitapları, "vesayet" kelimesini genellikle Askerlerin veya yüksek bürokratların gölgesiyle anlatır. Doğrudan müdahaleler ile hükümetlerin üzerine çöken o büyük fotoğraftan bahsederler. Oysa asıl tehlike, çoğu zaman bu büyük fotoğrafta değil, kimsenin bakmadığı küçük detaylarda gizlidir.

İktidarları asıl yoran, sessiz ve derinden işleyen bir durumdur: Mikro Bürokratik Vesayet.

Nedir bu? En basit haliyle, merkezi hükümetin zaferiyle koltuğa oturan atanmışların, o zaferin kaynağı olan siyasi iradeyi ve tabanı, kendi idari yetkileriyle sabote etmesidir.

Seçilmişin İradesi, Atanmışın Direnci

İşin teorisi basit: Seçilmiş siyasetçi bir politika belirler, atadığı bürokrat da bunu uygular. Peki ya pratikte? İşte o zaman işler karışır. Bazı bürokratlar, siyasi otoriteye karşı adeta sessiz ve sürekli bir direniş cephesi kurar.

Mikro düzeydeki bir yönetici, elindeki idari gücü kamu yararı için değil, kendi kişisel egosunu tatmin etmek veya belirli grupları engellemek için kullanabilir.

Bürokrasi, tarafsızlık zırhının arkasına saklanarak siyasi bir muhalif gibi davranmaya başlar. Hükümetin bir projesini, vatandaşın çok basit işlerini aşırı kırtasiyecilik veya keyfi zorluklarla yavaşlatır. Sonuç? Vatandaşın gözünde bu durum, siyasi iradenin sahaya yansıyamaması şeklinde algılanır. Bürokrasi, ironik bir şekilde, devlet makamını bir kalkan gibi kullanarak siyasi iradenin toplumsal tabanını cezalandırır.

Hizmet Beklentisi ve Sahadaki Tıkanıklık

Gelelim asıl meseleye. Hükümeti destekleyen bir seçmen için en büyük hayal kırıklığı, muhalefetten gelen eleştiri değildir. Asıl yara, "içerden gelen engeldir." Mikro-bürokratik vesayet, tam da bu yarayı kanatır.

Seçmen, "Artık bizim partimiz iktidarda, işlerimiz en azından yokuşa sürülmez" diye düşünür. Ancak bir kurum yöneticisinin keyfi ve engelleyici bir tavrıyla karşılaştığında, zihninde şu haklı soru belirir: "Siyasi irade bu kadar güçlüyken, bu engel neden?" Bir vatandaş, bir haksızlığa uğradığında merkezden çözüm beklerken, orta kademe bir bürokratın merkeze rağmen bildiğini okuduğunu ve siyasi iradenin o noktaya ulaşamadığını gördüğünde, "yukarıda bizi duyan yok mu?" hissine kapılır. İşte bu "sahipsizlik sendromu", siyasi aidiyet bağlarını zayıflatır.

Bu durum, aynı zamanda siyasete katılımı da zorlaştırır. Bürokratik gücün bir "sindirme" aracı olarak kullanılması, gönüllülük esasına dayalı sivil toplum çalışmalarını aksatabilir. Kimse "kendi devleti" tarafından zor durumda bırakılacağı bir sürece girmek istemez. Yereldeki bir siyasi temsilcinin, atanmış bir memur karşısında etkisiz kalması ise siyasetçinin halk nezdindeki itibarını zedeler.

Kısacası, Siyasetin sahadaki çözüm gücü, bürokrasinin bu direnci nedeniyle maalesef hak ettiği karşılığı bulamaz. Vatandaşın da siyasetçiye güveni azalır.

Tablo net: Mikro-bürokratik vesayet, devletin kılcal damarlarında oluşan bir tıkanıklıktır ve zamanla tüm siyasi gövdeyi yorar. Hükümetler en parlak makro başarıları elde etse bile, vatandaşın devletle temas ettiği o tek bir andaki "kibirli" ve "hesap vermez" tavır, tüm o başarıyı bir anda gölgeleyebilir.

Seçmen, sandıkta verdiği yetkinin, sahada bir bürokrat tarafından gölgelendiğini hissettiğinde, çözüm mekanizmasına olan inancı zedelenir. Bu, sadece idari bir sorun değil, siyasi iktidarın toplumsal tabanını içeriden eriten sessiz bir tehdittir.

Yazarın Tüm Yazıları