Ayyüce Hilal Akyol Ünek Yazıları

Ayyüce Hilal Akyol Ünek
Ayyüce Hilal Akyol Ünek
Yazarın Profili
11.09.2026 11:50

O odada kim var?

Haber Detay Image

Okullar açıldı. Sabahın erken saatinde servis kapıları, arkasında yeni çantasıyla koşturan çocuklar, camdan el sallayan anneler. Her yıl aynı, her yıl güzel.

Bu sabah okuduğum haberle o resim biraz dağıldı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Ankara merkezli 22 ilde eş zamanlı bir operasyon yapıldı. "C31K" isimli suç örgütüne bağlı 32 şüpheliden 27'si yakalandı.

İddialar şöyle: Telegram, Discord, X ve YouTube üzerinden müstehcen görüntüler paylaşmak, millî ve manevi değerlere hakaret içerikli paylaşımlar yapmak, Türk Bayrağı'nı yakmak, hayvanlara eziyet görüntüleri yaymak, tanınmış isimlerin ailelerini hedef alan asılsız ihbarlarda bulunmak.

Bir de hepsinin üstüne: Yeni eğitim öğretim yılının açılışında, üç ayrı ilde üç ayrı okula silahlı saldırı hazırlığı.

Yani o servis kapılarının önünde.

Haberi okuyup rahatlamak kolay; operasyon yapılmış, 27 kişi yakalanmış, tehlike atlatılmış. Ama haberin biraz aşağısında, kimsenin üstünde durmadığı bir cümle var ki ben onu okuduktan sonra rahatlayamadım: Yakalananların 19'u "adli süreçteki çocuk".

Yirmi yedinin on dokuzu.

Bir ay önce, 14 Ağustos'ta bu köşede Çocuk Koruma Kanunu'nu yazmıştım. Cezaları ağırlaştırmanın tek başına çocuğu suçtan alıkoymayacağını, sonuçlarını düşünebilen çocuğun zaten o eylemden geri duracağını söylemiştim. Bir de kanunun artık bu çocuklara "suça sürüklenen çocuk" değil "adli süreçteki çocuk" diyeceğini aktarıp, bunun suç işleme ihtimalini azaltır mı bilemem demiştim.

Bir ay sonra o yeni tanımı bir okul baskını haberinin içinde okudum. İsmi değiştirdik, tablo yerinde duruyor.

Peki bu çocuklar buraya nasıl geldi?

Hiçbiri sokakta bir çeteye rastlayıp aralarına katılmadı. Hepsi bir davet bağlantısına tıklayıp bir sunucuya girdi.

Psikolojide bunun bir adı var: çevrimiçi ketlenmeme etkisi. John Suler'in tarif ettiği gayet basit bir mekanizma. Adınız bilinmiyor, yüzünüz görünmüyor, karşınızdakinin gözünün içine bakmıyorsunuz ve bir süre sonra normalde ağzınızdan çıkmayacak cümleyi kuruyor, yapmayacağınız şeyi yapıyorsunuz. Utanma devre dışı, sonucu hesap etme duygusu devre dışı. Bir yetişkinde böyleyse, freni zaten zayıf olan bir çocukta ne olur siz düşünün.

Girdiği yerde ona en başta kötülük teklif edilmiyor üstelik. Önce ilgi gösteriliyor, konuşuluyor, dinleniyor, bir yere ait olma duygusu veriliyor. Sonra şaka gibi görünen küçük bir istek geliyor; bir görüntü, bir paylaşım. Sonra bir tane daha. Her biri bir öncekini normalleştiriyor ve çocuk, ne uğruna ne yaptığını bilmeden, içinde bir okulun adının geçtiği yazışmanın ortasında buluyor kendini.

Biz de bu sırada gayet rahattık. Çünkü çocuk evdeydi, odasındaydı, sokakta değildi.

Hepsini geçtim, sokakta olsa kiminle gezdiğini sorardık.

Şimdi şunu da söyleyeyim, kimse alınmasın: Faturayı yalnız aileye kesmek de kolaycılık.

O platformlar, o sunucular, o kanallar kendiliğinden oluşmuyor. Discord'un da Telegram'ın da moderasyon diye anlattığı şeyin bu içerikler karşısında ne kadar işlediğini hep beraber görüyoruz. Bir ülkede üç okula saldırı planlanabiliyor ve bu ancak bir savcılığın 22 ile aynı anda operasyon düzenlemesiyle ortaya çıkıyorsa, o platformların "teknik olarak göremiyoruz" savunmasını artık kimsenin ciddiye almaması lazım.

Bir de şu var: Her operasyondan sonra kaç kişinin yakalandığını konuşuyoruz. Kimin topladığını konuşan yok. 27 kişinin 19'u çocuksa, geriye kalan sekiz kişi ve henüz yakalanamayan beş kişi kim?

Ceza kanununu ağırlaştırdık. Bıçağın, tornavidanın 18 yaş altına satışını yasakladık. İyi de yaptık.

Peki o odanın kapısına ne yaptık?

Telefonu elinden almaktan bahsetmiyorum, hem kolay hem işe yaramıyor. Sorduğunda cevap veren, anlattığında dinleyen, canı sıkkınken yanına oturan biri olmaktan bahsediyorum.

Çünkü o odaya birileri giriyor.

Bu akşam çocuğunuza bugün kiminle konuştuğunu sorun derim. Cevabını beğenmeseniz de sorun..

Yazarın Yazıları