Almula Merter Churm

Zamanı durduran bir sahne devi: Cihan Ünal ve eskimeyen asalet

01.01.2026 16:53
Haber Detay Image

Televizyonun pırıltılı ama bir o kadar da sığ dünyasında, bazen öyle bir an yaşanır ki zamanın akışı adeta yön değiştirir. Geçtiğimiz günlerde Cihan Ünal'ın O Ses Türkiye sahnesinde belirmesi tam olarak böyle bir andı. Sahneye çıktığı o ilk saniyeden itibaren atmosferin rengi değişti; sanki modern zamanın dijital gürültüsü yerini, o özlediğimiz, o naif ve görkemli "eski İstanbul" beyefendiliğine bıraktı.

Onu izlerken sadece bir ses sanatçısını ya da bir aktörü izlemiyorsunuz; aslında bir dönemin, bir ekolün ve bir disiplinin canlı haline şahitlik ediyorsunuz.

Cihan Ünal ismi, biyolojik yaşın bir sanatçı için sadece bir sayıdan ibaret olduğunun en somut kanıtı. Bugün "gençlik" kavramı sadece fiziksel bir durum sanılıyor, oysa Ünal'ın o sahnede sergilediği performans; zihinsel bir zindeliğin, yıllardır sönmeyen bir sanat ateşinin tezahürüydü. O gür ve karakteristik sesiyle salonu doldururken, duruşundaki o sarsılmaz diklik, aslında bir ömür boyu taşınan prensiplerin dikliğiydi.

Benim için Cihan Ünal'ı izlemek, sıradan bir izleyiciden çok daha farklı duygular barındırıyor. Kendisiyle olan eski aile bağımız vesilesiyle, o beyefendiliğin sadece kameralar önünde takılan bir maske olmadığını yakından bilenlerdenim. Benim "eski eniştem" olarak bildiğim Cihan Ünal; evdeki sohbetinde de, sahnede ışıklar altındaki duruşunda da aynı tavizsiz zarafete sahipti.

Bizim "eskiler" dediğimiz o altın kuşak, sahneye sadece şarkı söylemek ya da rol yapmak için çıkmazdı; orası onlar için kutsal bir mekandı. Ceketinin düğmesini ilikleyişinden, mikrofonu tutuşuna kadar her detayda bir estetik kaygı vardı. Onun duruşu, "Ben buradayım" diye bağıran bir kibir değil; "Ben bu işe ömrümü verdim" diyen vakur bir tescildi.

Gecenin en unutulmaz ve belki de en güzel anı, Ünal'ın performansının sonunda yaptığı o tarihi çıkıştı. Sanatın sadece güzel ses çıkarmak değil, bir "insan olma" zanaatı olduğunu hatırlatırcasına; sokaktaki kabalığa, gündelik hayata sızan magandalığa ve yitirilen adaba dair kurduğu o keskin cümleler...

O vakur ses tonuyla yaptığı "magandalık" eleştirisi, aslında hepimizin içindeki o derin yaraya parmak bastı. Şiddetin ve kabalığın birer "güç gösterisi" sanıldığı bu çağda; Ünal, gerçek gücün asaletten geldiğini gösterdi. O eleştiriyi yaparken bile üslubundaki ince ayarı bozmaması, aslında magandalığa karşı verilmiş en büyük dersti.

Bugün Cihan Ünal gibi isimler, elimizde kalan son kaleler gibidir. Onlar sadece birer sanatçı değil, birer görgü ve Mustafa Kemal Atatürk muhafızıdır. Toplum olarak bu denli yozlaşmanın ve kabalığın pençesindeyken, elimizdeki bu "yaşayan değerlere" her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Ona iyi bakmamız, onu pamuklara sarmamız gerekiyor.

Çünkü o ve onun temsil ettiği kuşak çekildiğinde, geriye sadece teknik mükemmellik kalacak ama o ruh, o zarafet ve o dik duruş bir daha geri gelmeyecek. Cihan Ünal'ın o geceki duruşu bir hatırlatmaydı: Kalite asla tesadüf değildir ve asalet, her şeyin üzerindedir.

Yazarın Tüm Yazıları