Bugün dünyanın en büyük tarlaları buğday değil, veri üretiyor.
Ve o tarlalarda çalışan insanlar da artık ellerinde tarla sulamak için kürek taşıyan köylüler değil; telefon taşıyan milyarlarca kullanıcı.
Yunan ekonomist Yanis Varoufakis, Teknofeodalizm: Kapitalizmi Öldüren Neydi? adlı kitabında tam olarak bunu anlatıyor. Ama “feodalizm” kelimesi Türkiye’de biraz havada kalıyor. Çünkü bizim coğrafya o sistemi başka isimle bilir: Ağalık.
Aslında bugün yaşadığımız şey tam anlamıyla dijital ağalık düzeni.
Eskiden ağanın toprağı vardı. Köylü o toprağı ekerdi. Üretirdi ama ürünün büyük kısmı ağaya giderdi. Köylü çalışırdı, sistem büyürdü ama en büyük kazancı ‘ağa’ alırdı.
Şimdi toprağın yerini platformlar aldı.
Instagram bir tarla.
TikTok bir tarla.
YouTube bir tarla.
Google dev bir ova.
Biz de sabahtan geceye kadar o tarlalarda çalışıyoruz.
Video çekiyoruz.
Yorum yazıyoruz.
Fotoğraf paylaşıyoruz.
Kavga ediyoruz.
Gülüyoruz.
Trend üretiyoruz.
Hashtag açıyoruz.
Ve bütün bunları ücretsiz yapıyoruz.
Asıl mesele de zaten burada başlıyor.
Çünkü biz kullanıcı olduğumuzu sanıyoruz ama aslında veri işçisine dönüşmüş durumdayız. Attığımız her adım sisteme veri üretiyor. Neye baktığımız, neyi sevdiğimiz, neye sinirlendiğimiz, hangi videoda durduğumuz, gece kaçta uyuduğumuzun bile artık ekonomik değer taşıyor.
Daha sert söyleyelim: Biz sosyal medyada vakit geçirmiyoruz sadece. Orada çalışıyoruz. Üstelik maaş almadan.
Teknofeodalizm tam burada ortaya çıkıyor. Varoufakis’in söylediği şey şu: Kapitalizm artık başka bir forma dönüştü. Eskiden patron fabrika sahibiydi. Şimdi ise algoritma sahibi. Eskiden işçi bant sisteminde çalışıyordu. Şimdi kullanıcı ekran başında çalışıyor.
Ve yeni ağalar artık kod yazıyor.
Bugün bir esnaf dükkân açsa müşteri bulmak için Instagram’a muhtaç. Bir girişimcide öyle. Bir gazeteci haberini yaymak için Google’a muhtaç. Bir içerik üreticisi YouTube algoritmasına muhtaç. Bir uygulama geliştiricisi Apple Store’a ve Google Play’a mahkûm.
Yani sistem sana “özgürsün” diyor ama aslında herkes dijital ağanın sınırları içinde yaşıyor.
Daha ilginç kısmı şu: Bu yeni ağalık düzeninde insanlar gönüllü çalışıyor. Kimse sana “TikTok’a gir” demiyor. Kimse “Instagram’da üç saat geçir” diye zorlamıyor. Ama sistem seni içeride tutacak şekilde tasarlanıyor.
Kaydır.
Bir video daha izle.
Bir bildirim daha aç.
Bir reels daha seyret.
Çünkü sen içeride kaldıkça veri üretiyorsun. Veri ürettikçe platform büyüyor. Platform büyüdükçe reklam geliri artıyor. Sen eğlenirken birileri servet biriktiriyor.
Bugün dünyanın en değerli şirketlerinin petrol firmaları değil teknoloji firmaları olması tesadüf değil. Çünkü yeni çağın petrolü petrol değil; insan davranışı.
Bu yüzden artık ücretsiz uygulama diye bir şey de kalmadı. Ürün ücretsizse, zaten ürünün kendisi de zaten sensin.
Varoufakis’in kitabı bazen sert, bazen fazla iddialı ama temel mesajı güçlü: Dünya artık klasik piyasa düzeniyle açıklanamıyor. Çünkü birkaç teknoloji devi milyarlarca insanın davranışını yönlendirecek güce ulaştı.
Belki de çağımızın en büyük yanılgısı şu: Telefonu elimizde tuttuğumuzu sanıyoruz. Oysa biraz da telefon bizi tutuyor. Bugün sokaktaki insanın anlaması gereken en önemli meselelerden biri bu. Çünkü mesele teknoloji değil sadece. Mesele güç. Mesele bağımlılık. Mesele görünmez emek.
Eskinin ağası köylünün tarlasını kontrol ederdi. Bugünün tekno-ağası ise insanın dikkatini kontrol ediyor. Ve dikkat, artık dünyanın en büyük ekonomisi haline geldi. Bu yüzden “Teknofeodalizm” sadece bir kitap adı değil. İçinde yaşadığımız yeni düzenin adı olabilir.









