Adnan Ateş Yazıları

Adnan Ateş
Adnan Ateş
Yazarın Profili
19.09.2026 12:20

Vurgunu yapanlar ne olacak?

Haber Detay Image

Borsada para kazanmak suç değildir. Dipten almak da suç değildir. Bir hisseyi herkesten önce keşfetmek de...

Ama mesele şu: Birileri gerçekten herkesten önce mi gördü, yoksa herkesten önce mi biliyordu? Türkiye sermaye piyasalarında yaşanan son fon krizi, yalnızca tasfiye edilen fonların veya parasını bekleyen yatırımcıların hikâyesi değildir. Bu mesele, son birkaç yılda Borsa İstanbul'da giderek büyüyen daha temel bir sorunun önümüze bıraktığı faturadır:

Denetim.

SPK'nın son kararıyla 7 portföy yönetim şirketinin kurucusu olduğu 131 yatırım fonunun tasfiye süreci başlatıldı. Tera Portföy fonları için İş Bankası, diğer altı portföy yönetim şirketinin fonları için Ziraat Bankası görevlendirildi. Fon varlıklarının nakde dönüştürülerek yatırımcılara aktarılması ve tasfiyenin kural olarak üç ay içerisinde tamamlanması öngörülüyor.

Bu gerekli. Ama yeterli değil. Çünkü yalnızca enkazı kaldırırsak, enkazın neden oluştuğunu anlayamayız. Borsada sorun düşüş değil, güven kaybıdır

Son iki-üç yılda Türkiye'de sermaye piyasalarına çok sayıda yeni yatırımcı girdi. Bu aslında olumlu bir gelişmeydi. Tasarrufların sermaye piyasalarına yönelmesi, şirketlerin finansmana erişmesi ve yatırım kültürünün tabana yayılması ekonomi açısından değerlidir.

Fakat yatırımcı sayısının artması kadar piyasanın kalitesi de önemlidir.

Bir borsada bazı hisseler şirketlerin üretiminden, kârından, ihracatından, nakit akışından ve gelecek beklentilerinden koparak olağanüstü hızlarla yükseliyorsa orada yalnızca yatırımcı davranışını konuşamayız.

Fonların aynı veya bağlantılı hisselerde yoğunlaşmasını, düşük fiili dolaşımdaki şirketlerde oluşan fiyat hareketlerini, fon ile hisse arasındaki karşılıklı beslenmeyi de konuşmak zorundayız.

Nitekim SPK'nın kendi açıklaması burada son derece önemli.

Kurul, 2025'in son çeyreğinde, özellikle bazı serbest yatırım ve para piyasası fonlarının düşük fiili dolaşımlı hisselerde şirketlerin ekonomik gerçekliği ve temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine neden olduğunun gözlemlendiğini açıkladı. Konu 2 Aralık 2025'te Finansal İstikrar Komitesi'nin gündemine de taşınmıştı.

O halde sorulması gereken soru çok basit: Risk görülmüşse neden daha erken ve daha güçlü biçimde sınırlandırılamadı?

Bu soruyu sormak bir kurumu suçlamak değildir. Tam tersine, sermaye piyasalarının güvenilirliği açısından cevaplandırılması gereken kurumsal bir sorudur.

Yüzde 8.000 kazanan herkes şüpheli değildir. Burada çok önemli bir çizgiyi de korumamız gerekiyor. Bir hisseden yüzde 500, yüzde 1.000 hatta yüzde 8.000 kazanan bir yatırımcı sırf çok para kazandığı için suçlanamaz.

Sermaye piyasasında olağanüstü kazanç tek başına suçun kanıtı değildir.

Ancak olağanüstü getiriler olağanüstü zamanlamalarla birleşiyorsa denetleyici kurumların bakması gereken yer tam da burasıdır. Özellikle düzenleyici değişikliklerden hemen önce kimler çıktı? Kimler büyük miktarlarda pay sattı? Fonların henüz geniş yatırımcı kitlesine açılmadığı dönemlerde kimler yatırım yaptı? Kurucu ve ilk yatırımcıların giriş-çıkış tarihleri neydi? Aynı kişi ve şirketler arasında sistematik işlem örüntüleri var mıydı? Ve belki de en önemlisi:

28 Ağustos'ta açıklanan yeni fon düzenlemelerinden önce olağan dışı pozisyon değişiklikleri gerçekleşti mi? Bunların cevabını sosyal medya değil; işlem kayıtları, MKK verileri, Takasbank kayıtları ve düzenleyici kurumların incelemeleri vermeli. Çünkü finans piyasasında adalet, zarar eden herkese parasını geri vermek değildir. Adalet, kazancın nasıl elde edildiğini de gerektiğinde inceleyebilmektir.

Sorun fon değil, denetimsiz fon düzenidir

Fon kötü bir finansal araç değildir. Serbest fon da değildir. Borsa hiç değildir. Asıl tehlike, finansal araçların denetimin önüne geçmesidir. SPK'nın 28 Ağustos'ta güncellediği Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber tam da bu nedenle önemliydi. Kurul daha sonra yaptığı açıklamada düzenlemenin, fonlar üzerinden manipülasyon imkânını sınırlamayı, şeffaflığı artırmayı ve sistemik riski azaltmayı hedeflediğini belirtti.

Fakat finansal denetimin en kritik özelliği zamanlamadır. Yangın çıktıktan sonra itfaiye göndermek gerekir. Ama iyi düzenleyicilik, yangının çıkmasını zorlaştıracak sistemi önceden kurmaktır. Bugün tartışmamız gereken tam olarak budur. Küçük yatırımcı hep son vagona binmemeli. Türkiye'de sermaye piyasalarının kronik problemlerinden biri de budur.

Bir hikâye yaratılır.

Hisse yükselir.

Fon yükselir.

Getiri tabloları parlar.

Yeni yatırımcı gelir.

Daha fazla para geldikçe sistem biraz daha büyür.

Sonra likidite tersine döner.

Ve çoğu zaman hikâyeyi en son duyan yatırımcı, çıkış kapısına en uzak kişidir. Finansal okuryazarlık elbette önemlidir. İnsanlara risk öğretilmelidir. Ama her problemi küçük yatırımcının bilgisizliğine bağlamak kolaycılıktır. Vatandaşın finansal okuryazarlığı kadar devletin finansal denetim kapasitesi de önemlidir. Yatırımcı risk alır. Fakat yatırımcı, piyasanın adil işlediğine güvenerek risk alır. Bu ikisini birbirine karıştırmamak gerekiyor. Asıl soru şimdi başlıyor:

131 fonun tasfiye edilmesi dosyanın kapanması anlamına gelmemeli. Tam tersine, bundan sonrası daha önemli. Fonların kuruluşundan bugüne kadar olan işlemler incelenmeli. Yoğunlaşılan hisseler, ilişkili taraf işlemleri, fonlara ilk giren yatırımcılar, büyük çıkışların tarihleri ve düzenleyici kararların hemen öncesindeki olağan dışı hareketler araştırılmalı. Buradan mutlaka suçlu çıkacak diye bir ön kabul de olmamalı. Belki işlemlerin önemli bölümü tamamen hukuka uygun çıkacaktır. O zaman kamuoyuna bunun da açıklanması gerekir. Ama şüpheli işlem varsa onun da üzerine gidilmelidir. Çünkü piyasa güveni yalnızca suçluyu cezalandırarak kurulmaz; suçsuz olanla şüpheli olanı birbirinden ayırabilecek kadar güçlü bir denetim sistemi kurarak sağlanır. Türkiye'nin ihtiyacı borsadan yatırımcı kaçırmak değil.

Tam tersine, daha fazla insanın sermaye piyasalarına güvenmesini sağlamaktır. Bunun yolu da sürekli yeni yasaklar koymaktan değil; erken gören, hızlı müdahale eden, şeffaf ve öngörülebilir bir denetim düzeninden geçiyor. Fonlar üç ay içinde tasfiye edilebilir. Paralar hesaplara aktarılabilir. Ekranlardaki rakamlar zamanla unutulabilir. Ama şu soru cevapsız bırakılırsa mesele kapanmış olmayacak: Bu sistem yükselirken kimler kazandı, çökeceğini kimler önceden gördü ve kimler gerçekten önceden biliyordu?

İşte sermaye piyasalarında güveni yeniden kuracak cevap, burada saklı.

Kaynak: Yazıdaki düzenleme ve tasfiye bilgileri SPK'nın 28 Ağustos ve 18 Eylül 2026 tarihli açıklamaları ile 131 fonun tasfiyesine ilişkin kamuya açıklanan kararlar esas alınarak değerlendirilmiştir.


Adnan Ateş

Yazarın Yazıları