AB Müzakerelerinin "Kahve Kokulu" Üçüncü Ayağı
3 Ekim 2005'de Start Alan AB Müzakerelerinin Üç Ayağı Var. Birinci Ayak, Siyasi Kriterlerle İlgili Olan Çalışmaları İçeriyor. Kopenhag Siyasi Kriterlerinin Yasal Düzenlemesi ve Uygulaması Açısından Dikkatli Bir Şekilde Takip Edilecek Olan Alanı. İkinci Ayak, Müktesebatın Üstlenilmesinden Oluşan Çalışmaları İçeriyor.
3 ekim 2005’de start alan AB müzakerelerinin üç ayağı var. Birinci ayak, siyasi kriterlerle ilgili olan çalışmaları içeriyor. Kopenhag siyasi kriterlerinin yasal düzenlemesi ve uygulaması açısından dikkatli bir şekilde takip edilecek olan alanı. İkinci ayak, müktesebatın üstlenilmesinden oluşan çalışmaları içeriyor.
Yani, her fasıl için yapılan fiili müzakerelerden söz ediyorum. Üçüncüsü ise iletişim ayağı. Neler yapılıyor, niçin yapılıyor bunu Türk halkına anlatmak. Türkiye'de olup bitenleri ve Türkiye'nin gerçeklerini Avrupa kamuoyuna anlatmak. Daha da önemlisi, Türkiye’nin AB üyeliği konusunda “söz sahibi” olacak olan AB halkına Türkiye’yi tanıtmak ve benimsetmek.
Bence AB Müzakerelerinin en önemli ayağı bu. İlk ikisi, tamamen hükümetlerin tekelinde ve yasal düzenlemelere bağlı. Ama üçüncüsü, Türk ve AB halkı ile bire bir buluşmayı; bıkmadan, usanmadan bu süreci anlatmayı gerektiriyor.
Gurur verici tablo
Geçtiğimiz hafta Avusturya’nın başkenti Viyana’da, bunun en “başarılı” örneğini yaşadık. Tam tamına 8 bin Avrupalı elit tabakanın yer aldığı bir ortama Türkiye “baş konuk” oldu ve ülkenin “güzel yüzü” Avrupalılarla buluştu. Böyle bir gecede, Avrupa’nın “karar mekanizmalarında” önemli görevlerde bulunan 8 bin davetlinin “Türkiye’yi” yaşamasının mimarı, Türkiye’nin Viyana Büyükelçisi Selim Yenel ve Avrupa Birliği İletişim Grubu’nu (ABİG) temsil eden Şevki Mütevellioğlu. Her ikisi de bize, Türkiye’nin nasıl tanıtılacağı konusunda iyi bir ders verdiler. Görevlerini eksiksiz yerine getirdiler ve mükemmel bir organizasyonla “gurur verici” bir gecenin kahramanı oldular.
Büyükelçi fala baktı
Viyana’da her yıl yapılan “Kahveciler Balosu”, bu yıl “Kaffe Alla Turca” sloganıyla, Viyana’nın tarihi “Hofburg” sarayında yapıldı. Kahveyi 1683 yılındaki 2’nci Viyana kuşatması sırasında Osmanlılardan öğrenen Avusturyalı kahveciler, Büyükelçi Selim Yenel’in önerisiyle Türkiye’yi, bu yıl ki balonun baş konuğu yaptılar. Türk milli marşını, smokinli ve gece elbiseli 8 bin davetli, saygıyla ayakta dinledi. Cafe Divan’ın oluşturduğu salonda, Türk kahvesi ve tatlıları ikram edilirken, ünlü cazcı Kerem Görsev davetlilere, “Ortaköy dekoru” önünde unutulmaz konser verdi. Gecenin geç saatlerinde binlerce davetli, Ayhan Sicimoğlu ve orkestrasının Latin müziğiyle sabahlara kadar dans etti. Avusturyalı ünlü besteci Amadeus Mozart’ın eseri olan “Türk Marşı”na, Türk balet ve balerinleri modern danslarıyla eşlik etti. Ve de, Hofburg sarayının en büyük salonunda saatler gece yarısını geçtiğinde sahneyi Candan Erçetin aldı ve hareketli şarkılarıyla binlerce insana unutulmaz bir gece yaşattı. Büyükelçi Selim Yenel’in, binlerce kişiye hitaben baktığı “kahve falı” ise, o gecenin en akılda kalan anılarından biri oldu.
Tanıtım farkı
Geceye bizzat Brüksel’den giderek katılan Belçika Devlet Bakanı Emir Kır, böylesi bir tanıtımı mutlaka Belçika’da, hatta diğer Avrupa ülkelerinde gerçekleştirmenin gereğini dile getiriyordu. Bu türlü bir tanıtım, genelde Avrupa’da yapılan ve “Türk’ün Türk’e tanıtımı” şekline dönüşen etkinliklerden çok farklıydı. Avrupalılar, çok yüksek ücretler ödeyerek bu türlü gecelere katılıyor. O gece kendilerine bedava dağıtılan davetiyeleri yoktu ve 400 ile 1500 Euro arasında ücretler ödeyerek baloya geldiler. Viyana’daki son “kahveciler balosunda”, bütün bir gece Türkiye’yi yaşadılar. Hem de hayranlıkla…
Osmanlılardan günümüze
Avusturyalı tarihçilere göre Viyanalılar ilk kahveyi, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetlerinin Viyana’yı 1683 yılında ikinci kez kuşattıkları dönemde tattılar. Osmanlı ve Avusturya cepheleri arasında tercümanlık yapan Ermeni kökenli bir İstanbullu, Osmanlı mevzilerinden getirdiği bir miktar kahveyi, Avusturyalılara ikram ediyordu. Polonya kralı Jan Sobieski’nin Avusturya’nın yardımına gelerek, Osmanlı kuvvetlerini geri püskürtmesi sonrasında, Osmanlı mevzilerinde çok miktarda “çekirdek kahve” kalmıştı. Avusturyalılar bu kahve çekirdeklerini, “Osmanlıların deve yemi” diyerek atmak istediler ancak, Ermeni kökenli İstanbullu tercüman devreye girerek bu çekirdeklere sahip çıktı. Sonra da Viyana’da “Kafehaus”, yani bir kahvehane açtı. İşte Osmanlıdan Avusturyalıya kahve, bu şekilde geçti.
2 şubat gecesi, Viyana’nın ünlü “Hofburg” sarayında, Kerem Görsev’in cazı, Candan Erçetin’in sesi ve Cafe Divan’ın cömertlikle dağıttığı Türk kahvesinin kokuları eşliğinde bunları düşündüm. Ve de Selim Yenel ile Şevki Mütevellioğlu’nun başarılarıyla övündüm.










