Vahap Aydoğan

Da Vinci’nin Şifresi Bize Bir Sır Vermedi; Sırlara İnanma İhtiyacımızı İfşa Etti.

03.02.2026 00:54
Haber Detay Image

İnsan, yalnızca bilen bir varlık değildir; inanmak zorunda olan bir varlıktır. Bilgi açıklık ister, sınır çizer, kapatır.

İnanç ise açıklığın yetmediği yerde devreye girer. Şifre fikri tam da bu boşlukta doğar: gerçeğin eksik olduğu için değil, gerçeğin tek başına taşınamadığı anlarda.

Şifreye duyulan ilgi, hakikatten kaçış değil; hakikatle baş etme biçimidir. Açık olan her şey, insanı rahatlatmaz. Bazı gerçekler fazla çıplaktır, fazla sessizdir. Oysa sır, anlamı katmanlandırır; dünyayı tek düzlemli olmaktan çıkarır. Böylece varoluş, yalnızca yaşanan değil, çözülen bir şeye dönüşür.

Da Vinci figürü bu ihtiyacın üzerinde yükselir. Deha, yalnızca yapan değil; saklayan, ima eden, susan biri olarak düşünülür. Bu, tarihsel bir zorunluluktan çok, insanın dehayı algılama biçimiyle ilgilidir. Büyük olanın açık olamayacağına dair sezgisel bir inanç vardır: derinlik, mutlaka gizlenmiş olmalıdır.

Şifre, bu yüzden bir aldatmaca değil; bir anlam mekaniğidir. İnsan, dünyayı olduğu gibi kabul etmekte zorlandığında, ona gizli bir düzen atfeder. Bu düzen, evreni açıklamaz belki ama onu katlanılabilir kılar. Seçilmişlik hissi, bilinmeyene yaklaşma arzusu, arayışın kendisi; insanın zihinsel dengesini ayakta tutar.

Da Vinci'nin Şifresi burada bir anlatıdan çok bir belirtiye dönüşür. Bize saklı belgeler sunmaz; saklı olana neden ihtiyaç duyduğumuzu gösterir. Şifrelerin varlığını değil, şifresizliğin yarattığı boşluğu görünür kılar. Çünkü anlam, çoğu zaman bulunarak değil, aranarak canlı kalır.

Belki de sorun şifrelerde değil;

şifresiz bir hakikatin bizi eksik hissettirmesinde.

Ve belki de bu yüzden insan, gerçeği çözmekten çok,

gerçeği çözüyormuş gibi hissetmeye ihtiyaç duyar………

Yazarın Tüm Yazıları