Recep Durul Yazıları

Recep Durul

ENERJİ ARZ GÜVENLİĞİ VE MAKROEKONOMİK İSTİKRAR

10.03.2026 14:56
Haber Detay Image

Doğal kaynaklara sahip olmak ateşten gömlektir.

Modern dünyada bütün sektörlerin başlıca girdi değişkenleri arasında enerji kalemi en üst sıralarda yer almaktadır. Kimi ülkeler enerji yoksulu ekonomiler kategorisinde yer alırken kimileri de enerji zengini ekonomiler kategorisinde yer almaktadır. Tabi bunların yanında kendi kendine yetme sınırına yakın ülkeler de yok değildir.Enerji zengini olmak mutlak anlamda zengin ülke ya da gelişmiş ülke anlamına gelmemektedir. Hatta kimi zaman enerji zengini ülke olmak belirli bir gelişmiş sınırını aşamama sorununa dahi yol açabilir Enerji ekonomisi literatüründe doğal kaynak laneti olarak ifade edilen bu durum, çok sayıda bilimsel araştırmanın konusu olmuştur. Literatüre göre, petrol gibi doğal kaynakları bol olan ülkelerde doğal kaynaklardan elde edilen gelirlere güvenildiği için diğer sektörlerin gelişimi görece geri kalmaktadır. Petrolden ciddi miktarlarda gelir elde edildiği için farklı üretim alanlarına yönelmek suretiyle yeni gelir yaratma ihtiyacı daha az hissedilir. Doğal kaynak zengini ülkeler, savunma sanayi başta olmak üzere ihtiyaçlarının ciddi bir kısmını diğer ülkelerden temin etmeye gayret ederler. Günümüzde Orta Doğudaki ülkelerin savunma sanayi ürünlerini gelişmiş batılı ekonomilerden temin etmeye çalışmaları herkesçe bilinen bir gerçekliktir.

Savunma sanayi konusunda İran'ın farklılığı aşikardır.

Nüfusunun yoğunluğu, coğrafi imkanları ve iklim koşulları gibi imkanlar nedeniyle İran farklılık göstermektedir. İran bölge ülkelerinden farklı olarak yıllardır karşı karşıya kaldığı ambargoya rağmen savunma sanayi yatırımlarına kayda değer yatırımlar yaparak özellikle füze sanayinde hatırı sayılır bir konuma gelmiştir. İran'ın savunma sanayi konusundaki başarısı hem bu alanda ulusal kaynaklarını seferber ederek yerli teknolojik imkanları güçlendirmesi hem de İsrail/ABD koalisyonu karşısında Rusya ve Çin gibi alternatif ekonomiler ile işbirliği içerisine girmesidir. ABD ve İsrail ittifakının İran'a gerçekleştirdiği saldırıların asıl sebebi bu ülkenin özellikle Çin ile geliştirdiği güçlü ilişkilerdir. Çin enerji ihtiyacının takriben, %10-15'lik kısmını İran'dan ithal etmektedir. Son rakamlara göre, Çin 2025 yılında İran'dan günlük bazda 1,38 milyon varil ham petrol ithal etmiştir. Bu miktar Çin'in toplam petrol ithalatının %12'sini oluşturmaktadır. Çin gibi ulusal geliri ve petrol ithalatı küresel sıralamalarda en üst sıralarda yer alan bir ülkenin petrol ihtiyacının %12'sini karşılamak oldukça anlamlıdır. Çin radar sanayide dahil olmak üzere savunma sektöründe çok güçlü bir konumdadır. İran savunma sanayinin gelişiminde ve savunma sanayi stoklarının güçlendirilmesinde Çin'den, geliştirdiği güçlü ticari ve diplomatik ilişkileri sayesinde, büyük destek almaktadır. Devam etmekte olan İsrail/ABD – İran savaşının ekonomi politiği incelendiğinde açıkça görülmektedir ki, Çin – İran enerji ilişkisi baltalanmaya çalışılmakta ve dolayısıyla her iki ülkeye de had bildirilmeye çalışılmaktadır. İran'da uranyum zenginleştirme ve nükleer başlıkların geliştirilmesi çabalarının bölgesel barış açısından engellenme hedefleri gerçekçi değildir. Nükleer silah geliştirme konusunda İsrail'in gücü bilinmektedir. İsrail'in böyle bir güce sahip olmasının yol açabileceği tehlikeyi tartışmak bile anlamsızdır. ABD'li yetkililerin iddia ettiği gibi, İran'da rejim değişikliğinin gerekliliği, demokrasi ve insan hakları ihlali gibi gerekçeler gerçeği perdeleme girişiminden başka bir ley değildir. İran'ın şu ana kadar gösterdiği performans savunma sanayi açısından gerçekleştirilen yatırımların ve küresel/bölgesel işbirliklerinin önemini göstermektedir.

Doğal kaynak zengini ülkelerin bağımsız hareket etmesi güçtür.

Doğal kaynak lanetinin çerçevesini biraz daha ileri götürebiliriz. Doğal kaynak bolluğuna sahip özellikle az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeler, başta ABD olmak üzere batılı gelişmiş ülkelerin radarındadırlar. Doğal kaynak zengini ülkeler her zaman batılı ekonomilerin gözetim, denetim ve baskısı altındadırlar. Bu ülkelerdeki yöneticiler ilişkili oldukları güçlü ekonomilerin adeta uydusu konumundadırlar. Petrol zengini ülkeler hiçbir konuda bağımsız hareket etme insiyatifine sahip değillerdir. Petrol zengini ülkeler, ABD ve diğer güçlü batılı ekonomiler dışında başka ülkeler ile enerji ticareti temelli bir ticari sürece girdiklerinde ya da alternatif bölgesel işbirliklerinin parçası olmaya yeltendiklerinde ciddi bir güvenlik riskine maruz kalmaktadırlar. Bu girişimlerinden rahatsız olan ABD hemen saldırı girişimine başlayacağı propagandası yaparak yıkıcı bir psikolojik baskı inşa etmektedir. Saldırı girişimi fiilen gerçekleştiğinde ise, enerji fiyatlarındaki artış ve volatilite eğilimleri tırmanmaktadır. Öte yandan bu ülkelerdeki vatandaşlar güvenlik kaygısı ile ülkelerini terk etme sürecini başlatmaktadırlar.

Özetle söylemek gerekirse, petrol zengini ülkelere yapılan saldırıların faturası en genel anlamda, enerji fiyatlarındaki dalgalanma ve göç şeklinde özetlenebilir. Enerji fiyatlarının dalgalanması ve yüksek enerji fiyatları enerji bağımlısı ülkelerdeki makroekonomik istikrarsızlık eğilimlerini tırmandırmaktadır. Enerji fiyatlarındaki artışlar enerji bağımlısı ülkelerde maliyet enflasyonunun artmasına yol açmaktadır. Enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar, enflasyonun yanısıra borsa, değerli metal fiyatları, cari açık, dış ticaret dengesi, reel yatırım harcamaları ve beklentiler gibi çok sayıda göstergeyi doğrudan ya da dolaylı olarak negatif yönde etkilemektedir.

Alternatif enerji kaynakları hayata geçirilmelidir.

Enerji bağımlısı ülkelerin dışsal şokların etkisinden korunması için alternatif enerji kaynaklarına yönelmesi temel enerji politikalarından birisi olarak öne çıkmaktadır. Yenilebilir enerjinin yanısıra nükleer enerji alanındaki yatırımlar alternatif enerji kaynakları olarak değerlendirilebilir. Yenilebilir enerji kaynakları arasında, güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, jeotermal enerji, hidroelektrik ve biyoenerji gibi kalemler yer almaktadır. Yenilebilir enerji kaynaklarının fosil yakıtlardan temel farklılığı bu enerji kalemlerinin çevresel tahribat etkilerinin oldukça düşük olmasıdır. Yenilebilir enerji kaynaklarının kullanımı artıkça enerji kullanımının emisyon artışı üzerindeki etkisi azalmakta ve küresel iklim değişiklikleri daha az hissedilmektedir. Yenilebilir enerji kaynakları sınırlı olmadığından bu kaynaklardan sürekli olarak enerji elde edilebilir. Toplam enerji kaynakları içerisinde yenilebilir enerji miktarının artması başka ülkelere bağımlılığı azaltarak cari açığın azalmasına katkı sağlar. Yenilebilir enerji kaynakları ulusal kaynak olduğundan dış fiyat şoklarının iç fiyatlara geçişkenliğinin azalmasına neden olur. Doğal olarak küresel istikrarsızlıkların etkilerinin daha az hissedilmesi söz konusu olmaktadır.

Nükleer enerji güçlü bir alternatif olarak öne çıkmaktadır.

Yenilebilir enerji kaynakları dışında öne çıkan diğer enerji kaynaklarından birisi de, nükleer enerjidir. Nükleer enerji atom çekirdeklerinin parçalanması ya da birleştirilmesi ile ortaya çıkan güçlü bir enerji kaynağıdır. Nükleer enerji kaynağı nükleer santrallarda elde edilir. Nükleer santrallardaki reaktörler yardımı ile atom çekirdekleri parçalanır ve enerji elde edilir. Nükleer enerjinin en önemli özelliği, kirletici enerji kaynağı olarak bilinen fosil yakıtlara göre, emisyon miktarının düşük olmasıve çevre üzerindeki negatif etkilerinin az olmasıdır. Nükleer enerji,enerji yoğunluğu açısından diğer kaynaklara göre daha avantajlıdır. Nükleer enerjinin en önemli negatif yönlerinden birisi,nükleer santralların radyoaktif atıklar üretmesidir. İkincisi, nükleer kazalar ve sızıntıların ortaya çıkmasıdır. Nükleer kaza ya da sızıntılar sonucu ortaya çıkan radyasyon insan sağlığı ve çevre üzerinde uzun vadeli olumsuz etkiler bırakabilir. Son olarak nükleer santralların inşaat ve işletme maliyetlerinin oldukça yüksek olduğunu belirtmek gerekir. Santralların inşaat maliyetleri, işletme ve bakımının yanısıra atık yönetimi kayda değer maliyet unsurları ihtiva etmektedir. Olumsuz yönlerinin yanısıra nükleer enerji kaynağının oldukça güçlü yönleri de vardır. İleri teknolojiler kullanıldığında nükleer santralların yönetimi kolaylaşır ve kaza riski de azalır. Bu santrallerde üretilen enerjinin çevre üzerindeki kirletici etkileri sınırlıdır. Nükleer enerjinin verimliliği oldukça yüksektir. Az girdi ile devasa miktarlarda enerji elde etmeniz mümkündür. Fosil yakıtlar açısından dışa bağımlı ülkeler küresel ya da bölgesel istikrarsızlık dönemlerinde petrol ve benzeri enerji kaynaklarına erişimde sıkıntı yaşayabilirler. Buna karşın kendi ülkenizde inşa ettiğiniz nükleer santrallardan herhangi bir aksama yaşamadan sürekli olarak enerji elde etmeniz mümkündür. Bu avantajları nedeniyle ülkemizde dahil çoğu gelişmiş ülkede nükleer enerji yatırımları tercih edilen temel enerji kaynaklarından birisidir.

Enerji tedariki konusunda bütün imkanlardan yararlanarak enerji arz güvenliğinin sağlanması gerekmektedir. Aksi takdirde enerji bağımlılığı, makro ekonomik istikrarsızlığın ve kronik enflasyon sorununun başlıca nedeni olmaya devam edecektir.

Yazarın Tüm Yazıları