Okan Geçgel Yazıları

Okan Geçgel
Okan Geçgel
Yazarın Profili
19.10.2026 14:01

İKİ OKAN’IN ARASINDA KALAN BAKAN VE TUTULAN BÜYÜK DİLEK!

Haber Detay Image

Filyos’ta gerçekleştirdiğimiz ziyaretin hafızamda ayrı bir yere sahip olan anlarından biri de Bakan Alparslan Bayraktar ile aramızda geçen, yüzümüzde tebessüm bırakan o samimi diyalogdu. Bazen ciddi konuların konuşulduğu ortamlarda öyle küçük anlar yaşanır ki hem ortamın havasını değiştirir hem de karşınızdaki insanın düşünce dünyasına dair önemli ipuçları verir. İşte bizim iki Okan’ın arasında yaşadığımız o küçük mizahi an da benim için böyle bir hatıra oldu.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, özel toplantımız için salona girdiğinde gazeteciler olarak kendisini bekliyorduk. Her zamanki gibi tokalaşmalar, selamlaşmalar ve kısa sohbetler başladı. Ben de kendisini karşılarken, hiç beklemediği bir anda, yüzümde hafif bir tebessümle söze girdim:

“Sayın Bakanım, bir dilekte bulunun!”

Bakan Bayraktar önce ne demek istediğimi anlamaya çalıştı. Bana dönerek, meraklı bir ifadeyle, “Hayırdır, ne oldu?” diye sordu.

Aslında ortada ne bir doğum günü pastası vardı ne de dilek tutmayı gerektirecek özel bir kutlama… Ama benim kendisine böyle bir çağrıda bulunmamın kendimce çok önemli bir sebebi vardı.

Oturma düzeninde Bakan Bayraktar’ın bir yanında ben, diğer yanında ise Yeni Birlik Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Okan Sarıkaya oturuyordu. Yani Sayın Bakan, kelimenin tam anlamıyla iki Okan’ın arasında kalmıştı!

Ben de fırsatı kaçırmak istemedim.

“Sayın Bakanım, bakın bir yanınızda Okan, diğer yanınızda Okan var. İki Okan’ın arasında kaldınız. Madem iki Okan’ın arasındasınız, bari güzel bir dilek tutun!” dedim.

Elbette bu sözlerimizdeki amaç, toplantının ciddi atmosferini biraz olsun yumuşatmak ve hoş bir sohbet başlatmaktı. Gazetecilikte bazen en güzel sorular, insanı gülümseten bir cümlenin ardından gelir. Hele ki karşınızda ülkenin enerji geleceğine ilişkin ağır bir sorumluluk taşıyan bir bakan varsa, böylesi küçük bir mizah, sohbetin kapısını daha samimi bir şekilde aralayabiliyor.

Bakan Bayraktar da esprimizi karşılıksız bırakmadı. Gülümseyerek dileğini açıkladı. Ancak onun dileği, öyle kendisiyle ya da şahsi hayatıyla ilgili sıradan bir temenni değildi. Bakanın dileği, Türkiye’nin geleceğiyle ilgiliydi.

Türkiye’nin, sanayi dâhil bütün doğal gaz ihtiyacını karşılayabilecek kaynakları bulması ve bunları ekonomiye kazandırması gerektiğini ifade etti.

İşte o an, iki Okan’ın arasında başlayan şakalaşma bir anda Türkiye’nin enerji geleceğine uzanan ciddi bir mesaja dönüştü.

Düşünsenize, biz kendisine esprili bir şekilde “Bir dilek tutun” diyoruz; o ise hiç tereddüt etmeden ülkenin doğal gaz ihtiyacından, sanayinin enerji talebinden ve Türkiye’nin kendi kaynaklarını ekonomiye kazandırmasından söz ediyor. İnsan ister istemez düşünüyor: Demek ki insanın aklını en çok meşgul eden mesele, sorumluluğunu taşıdığı ülkenin geleceğiyse, dileği de dönüp dolaşıp o noktaya geliyor.

Açıkçası bu cevap beni etkiledi.

Çünkü o gün Filyos’ta gördüğümüz devasa tesisler, Karadeniz’e açılmaya hazırlanan Osman Gazi Yüzer Üretim Platformu, Fatih ve Kanuni sondaj gemileri ve binlerce insanın emeği, tam da bu hedefin bir parçasıydı. Bir tarafta doğal gaz arayan, bulan ve üretime hazırlanan büyük bir organizasyon; diğer tarafta bütün bu çalışmaların ülkenin enerji ihtiyacını karşılaması için sorumluluk üstlenen bir yönetim anlayışı vardı.

Bakanın dileğiyle Filyos’ta gördüklerimiz arasında güçlü bir bağ bulunuyordu.

Ben de içimden, “Sayın Bakanım, biz sizden bir dilek istedik ama siz işi doğrudan Türkiye’nin enerji meselesine bağladınız” diye geçirdim. Elbette bu da işin mizahi tarafıydı. Fakat sohbetin altında yatan gerçek son derece ciddiydi: Türkiye’nin enerji ihtiyacını kendi kaynaklarıyla karşılayabilmesi, sanayisinin üretimini güvence altına alabilmesi ve dışa bağımlılığını azaltabilmesi…

İşte asıl büyük dilek buydu!

Üstelik bu dilek, yalnızca temenni olarak kalmaması gereken bir hedefti. Karadeniz’deki doğal gaz çalışmaları, Gabar’daki petrol üretimi, yeni arama faaliyetleri ve enerji altyapısına yapılan yatırımlar, bu hedefe ulaşmak için yürütülen çalışmaların farklı ayaklarını oluşturuyordu.

O gün kendi kendime şunu düşündüm: Bir bakanın öncelikleri, bazen uzun uzun yaptığı konuşmalardan çok, hiç beklemediği bir anda verdiği cevapta kendisini gösterir. Bizim küçük şakamıza verdiği cevap da enerji meselesinin onun gündemindeki yerini anlamamız açısından dikkat çekiciydi.

Tabii, iki Okan’ın arasında oturmanın da kendine göre bir sorumluluğu vardı! Bir tarafta ben, diğer tarafta Okan Sarıkaya… Ortada ise Türkiye’nin enerji geleceği için dilek tutması istenen Bakan Bayraktar.

Şimdi düşünün; iki Okan bir araya gelmiş, bakanı dilek tutmaya davet etmiş. Bakan da dileğini açıklamış. Bu hikâyenin sonunda insanın aklına şu soru geliyor: Acaba iki Okan’ın arasında tutulan dilek, Türkiye’nin enerji alanındaki büyük hedeflerinin gerçekleşmesine vesile olur mu?

Elbette bunu bir espri olarak söylüyorum. Türkiye’nin enerji bağımsızlığı, iki kişinin dileğiyle değil; yıllar süren çalışmalarla, doğru yatırımlarla, bilimle, teknolojiyle, nitelikli insan kaynağıyla ve kararlılıkla gerçekleşebilir. Fakat bazen bir dilek, üzerinde çalışılması gereken büyük bir hedefi tek cümlede anlatır.

Bakan Bayraktar’ın dileği de benim açımdan tam olarak böyleydi.

Toplantının devamında doğal gazdan petrole, madencilikten elektriğe, nükleer enerjiden Türkiye’nin gelecekteki enerji ihtiyaçlarına kadar birçok konuyu konuşma fırsatı bulduk. Her sorunun ardından yeni bilgiler edindik. Türkiye’nin enerji alanında hangi hedeflere yöneldiğini, hangi imkânlara sahip olduğunu ve önünde hangi çalışmaların bulunduğunu daha yakından öğrenmeye çalıştık.

Filyos’tan ayrılırken o küçük diyaloğu yeniden hatırladım. Bir gazeteci olarak zaman zaman çok sayıda toplantıya katılıyor, önemli isimlerle bir araya geliyor ve pek çok açıklamayı dinliyoruz. Fakat bazı anlar vardır ki hafızanızda kalır. Çünkü o anlarda söylenen söz, yalnızca bir cümle olmaktan çıkar ve bütün bir ziyaretin anlamını özetler.

Benim için iki Okan’ın arasında geçen o dilek sohbeti böyle bir an oldu.

Sayın Bakan, biz sizden bir dilek tutmanızı istedik. Siz de Türkiye’nin doğal gaz ihtiyacını kendi kaynaklarıyla karşılayabilmesini dilediniz. Şimdi bize düşen, bu dileğin gerçekleşmesini temenni etmek ve ülkemizin enerji alanındaki çalışmalarını yakından takip etmek.

İnşallah bir gün Türkiye, doğal gaz ve petrol başta olmak üzere enerji kaynaklarını çok daha yüksek oranlarda kendi imkânlarıyla karşılayabilen bir ülke konumuna gelir. Sanayicimizin enerji maliyetleri üzerindeki baskı azalır, ekonomimiz güçlenir ve gelecek nesillere daha sağlam bir enerji altyapısı bırakılır.

O gün geldiğinde belki yine bir araya geliriz. Ben de Sayın Bakan’a dönüp, “Hatırlıyor musunuz, Filyos’ta iki Okan’ın arasında bir dilek tutmuştunuz?” diye sorarım.

Bakalım o zaman kendisi ne cevap verecek?

Şimdilik bizim temennimiz belli: İki Okan’ın arasında tutulan o büyük dilek gerçek olsun; Türkiye kazansın, milletimiz kazansın.

Çünkü bazı dilekler vardır ki yalnızca sahibini değil, gerçekleştiğinde koca bir ülkeyi sevindirir.

Kalın sağlıcakla…

Yazarın Yazıları