Okan Geçgel Yazıları

Okan Geçgel
Okan Geçgel
Yazarın Profili
25.09.2026 12:17

Netanyahu Önce Aynaya Bakmalı

Haber Detay Image

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, dünyanın en önemli kürsülerinden biridir. Devletlerin, hükümetlerin ve dünya liderlerinin ülkelerinin tezlerini anlattığı, uluslararası kamuoyuna mesaj verdiği bu kürsünün elbette büyük bir sorumluluğu vardır.

Fakat Birleşmiş Milletler kürsüsü, kendi politikalarının hesabını vermekten kaçıp başka ülkeleri suçlama yeri değildir.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki son konuşması tam da bu nedenle ciddi biçimde sorgulanmalıdır.

Gazze’de ağır bir insani kriz devam ederken, binlerce Filistinlinin hayatını kaybettiği, kadınların, çocukların ve yaşlıların savaşın ağır sonuçlarıyla karşı karşıya kaldığı bir ortamda Netanyahu’nun çıkıp Türkiye’yi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alması, öncelikle dünyanın vicdanında cevaplanması gereken soruları değiştirmiyor.

Çünkü mesele Türkiye değildir.

Mesele, Gazze’de yaşananlardır.

Mesele, sivillerin hayatıdır.

Mesele, savaşın ortasında kalan çocuklardır.

Mesele, evlerini, şehirlerini ve yaşamlarını kaybeden Filistinlilerin dramıdır.

Netanyahu’nun Türkiye’ye yönelik suçlamaları ne kadar yüksek sesle dile getirilirse getirilsin, Gazze’de yaşanan insani trajedinin üzerini örtemez.

Türkiye’nin Gazze konusunda ortaya koyduğu tutum ise kamuoyunun önündedir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler kürsüsü de dâhil olmak üzere, Filistin meselesinde iki devletli çözüm ve Filistin halkının haklarının korunması yönündeki yaklaşımını uzun süredir açık biçimde ifade etmektedir.

Netanyahu’nun Türkiye’ye yönelik sözlerine Ankara’dan verilen yanıt da bu nedenle önemlidir.

Türkiye, kendi tezlerini savunma ve İsrail hükümetinin Gazze politikalarını eleştirme hakkına sahiptir.

Türkiye’nin bu konudaki tavrı yalnızca bir siyasi polemik olarak görülmemelidir. Türkiye, Gazze’deki sivillerin korunması ve Filistin meselesinin uluslararası hukuk temelinde çözülmesi gerektiğini savunduğunu açıklamaktadır.

İşte Netanyahu’nun asıl rahatsız olduğu noktalardan biri de budur.

Çünkü İsrail hükümetinin Gazze’deki uygulamalarına yönelik uluslararası eleştiriler büyürken, Netanyahu’nun başka ülkelerin liderlerini hedef alması, tartışmanın merkezindeki insani soruları ortadan kaldırmamaktadır.

Bir ülkenin lideri, kendisine yöneltilen ağır eleştiriler karşısında başka ülkeleri suçlayabilir.

Fakat bu, kendi ülkesinin eylemlerine ilişkin soruları ortadan kaldırmaz.

Tam tersine, kamuoyunun soracağı sorular daha da önem kazanır:

Gazze’de kaç sivil hayatını kaybetti?

Kaç çocuk yaşamını yitirdi?

Kaç aile evsiz kaldı?

İnsani yardıma erişim konusunda hangi sorunlar yaşanıyor?

Uluslararası toplumun ortaya koyduğu eleştiriler neden bu kadar yoğun?

Bu soruların hiçbirinin cevabı, Türkiye’ye yönelik suçlamalarda bulunmak değildir.

Netanyahu’nun konuşmasında Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik ifadeler kullanması, Türkiye’de elbette tepkiyle karşılanmıştır.

Burada önemli olan, Türkiye’nin kendi tezlerini açıkça savunabilmesidir.

Türkiye Cumhuriyeti, dışarıdan gelen siyasi saldırılara karşı kendi görüşünü ortaya koyabilecek güce ve diplomatik birikime sahiptir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Filistin konusunda uzun süredir ortaya koyduğu tutum da kamuoyunun bilgisi dâhilindedir.

Türkiye’nin Filistin meselesindeki yaklaşımını eleştirenler olabilir.

Türkiye’nin İsrail politikalarını eleştirenler de olabilir.

Ancak Netanyahu’nun Türkiye’yi hedef alan sözleri, Türkiye’nin kendi dış politika yaklaşımını belirleme hakkını ortadan kaldırmaz.

Türkiye’nin hangi konuda ne söyleyeceğine Ankara karar verir.

Türkiye’nin dış politikasını başka bir ülkenin lideri belirleyemez.

Netanyahu’nun Türkiye’ye yönelik suçlamalarında Kürtler, Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye’nin iç meseleleri üzerinden çeşitli iddiaları gündeme getirmesi de ayrıca değerlendirilmelidir.

Türkiye’nin kendi içinde tartıştığı meselelerin İsrail Başbakanı tarafından Türkiye’ye karşı siyasi bir argümana dönüştürülmesi dikkat çekicidir.

Türkiye’nin iç meseleleri, Türkiye toplumunun, demokratik kurumlarının ve hukuk sisteminin konusudur.

Türkiye’de elbette eleştiriler yapılabilir.

Gazeteciler, akademisyenler, siyasetçiler ve vatandaşlar farklı görüşler ortaya koyabilir.

Ancak başka bir ülkenin başbakanının Türkiye’nin iç tartışmalarını kendi siyasi söyleminin parçası hâline getirmesi, Türkiye açısından kabul edilmek zorunda olunan bir durum değildir.

Türkiye, kendi meselelerini kendi içinde tartışabilecek bir ülkedir.

Burada Türkiye’deki gazetecilere de önemli bir görev düşüyor.

İktidarı destekleyen gazeteci de muhalif gazeteci de öncelikle Türkiye’nin ve Türk milletinin karşı karşıya olduğu dış politika meselelerini doğru değerlendirmelidir.

Bir yabancı ülke liderinin Türkiye’yi hedef alan açıklamalarını sırf Türkiye’deki siyasi kamplaşmaya uygun olduğu için desteklemek, gazeteciliğin temel ilkeleriyle bağdaşmaz.

Aynı şekilde, Türkiye’nin attığı her adımı sorgulamadan kabul etmek de gazetecilik değildir.

Gazetecinin görevi gerçeği ortaya koymaktır.

Ancak şunu da unutmamak gerekir:

Türkiye’nin siyasi meseleleri başka, İsrail hükümetinin Gazze’deki politikaları başkadır.

Türkiye’de hükümete yönelik eleştiriler başka, İsrail hükümetinin Filistin politikasına yönelik eleştiriler başkadır.

Bu iki meseleyi birbirine karıştırmamak gerekir.

Türkiye’de muhalif olmak, Netanyahu’nun Türkiye’ye yönelik her suçlamasını desteklemek anlamına gelmez.

İktidarı eleştirmek, Türkiye’ye yönelik dış müdahaleleri veya siyasi saldırıları desteklemeyi gerektirmez.

Bu ayrım özellikle bugün çok önemlidir.

Benim açımdan meselenin özü oldukça açıktır:

Türkiye, kendi meselelerini kendi iradesiyle tartışmalıdır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik eleştiriler Türkiye’de yapılabilir, yapılmalıdır da.

Fakat İsrail Başbakanı’nın Türkiye’ye yönelik siyasi suçlamaları karşısında da Türkiye’nin haklarını ve tezlerini savunmak gerekir.

Çünkü Türkiye, başka bir ülkenin siyasi hesaplarının parçası değildir.

Türkiye’nin dış politikası Ankara’da belirlenir.

Türk milletinin geleceğine ilişkin kararları da Türk milleti verir.

Ne Netanyahu ne de başka bir ülkenin lideri Türkiye’nin siyasi geleceğine yön veremez.

Asıl üzerinde durulması gereken ise Gazze’dir.

Bugün dünyanın gözü önünde yaşanan büyük insanlık dramının siyasi polemiklerin arasında kaybolmasına izin verilmemelidir.

Filistinli çocukların hayatı, herhangi bir siyasi hesapta kullanılabilecek bir istatistik değildir.

Filistinli kadınların, yaşlıların ve sivillerin yaşadığı acılar bir diplomatik polemik konusu değildir.

İnsan hayatının bu kadar değersizleştirildiği bir dünyada herkesin aynı soruyu sorması gerekir:

Sivillerin yaşam hakkı neden siyasi hesapların gerisine itiliyor?

İsrail hükümeti kendisine yöneltilen eleştirileri reddedebilir.

Netanyahu kendi politikalarını savunabilir.

Ancak bunların hiçbiri Gazze’de yaşanan insani krize ilişkin soruları ortadan kaldırmaz.

Tam tersine, uluslararası toplumun sorumluluğu daha da büyür.

Türkiye’nin Filistin konusunda ortaya koyduğu tavır, Netanyahu’nun sert açıklamalarından bağımsız olarak değerlendirilmelidir.

Türkiye’nin Gazze’de sivillerin korunması, insani yardımın ulaştırılması ve Filistin meselesinin kalıcı bir çözüme kavuşması yönündeki çağrıları önem taşımaktadır.

Netanyahu’nun Türkiye’yi hedef alan sözleri ise bu tartışmanın özünü değiştirmemelidir.

Türkiye kendi durduğu yeri biliyor.

Türkiye kendi tezlerini savunmaya devam ediyor.

Ve Türkiye’nin Filistin meselesindeki tutumu, Netanyahu’nun açıklamalarıyla değişecek değildir.

Bugün yapılması gereken, siyasi polemiklerin ötesine geçip Gazze’de yaşanan insanlık dramına odaklanmaktır.

Netanyahu önce aynaya bakmalı.

Başka ülkeleri suçlamadan önce kendi hükümetinin politikaları nedeniyle dünyada yükselen eleştirilerle yüzleşmelidir.

Birleşmiş Milletler kürsüsünde Türkiye’yi hedef almak kolaydır.

Asıl mesele, Gazze’de hayatını kaybeden sivillerin hesabını dünyanın vicdanına verebilmektir.

Türkiye’nin kendi tezlerini savunması, Filistin halkının yanında olduğunu ifade etmesi ve İsrail hükümetinin politikalarını eleştirmesi demokratik ve diplomatik bir tutumdur.

Bu tutumun eleştirilmesi de mümkündür.

Fakat Türkiye’ye yönelik hiçbir siyasi saldırı, Gazze’deki insanların yaşadığı acıyı görünmez hâle getiremez.

Çünkü tarih, yalnızca kimin ne söylediğini değil, insanların yaşadığı acıları ve devletlerin attığı adımları da kaydeder.

Ve bugün dünyanın ihtiyacı olan şey daha fazla siyasi kavga değil;

daha fazla adalet, daha fazla hukuk ve daha fazla insanlık vicdanıdır.

Kalın sağlıcakla…

Yazarın Yazıları