Okan Geçgel Yazıları

Okan Geçgel
Okan Geçgel
Yazarın Profili
19.10.2026 10:26

FİLYOS’TA GÖRDÜĞÜMÜZ TÜRKİYE: ENERJİDE BAĞIMSIZLIK İÇİN BÜYÜK MÜCADELE

Haber Detay Image

Bazı yolculuklar vardır, yalnızca bir yere gitmekten ibaret değildir. Gördükleriniz, duyduklarınız ve bizzat şahit olduklarınız, ülkenize dair düşüncelerinizi daha da derinleştirir. Filyos’a yaptığımız yolculuk da benim için tam olarak böyle bir anlam taşıdı. Türkiye’nin enerji alanında nereden nereye geldiğini, hangi hedeflere yürüdüğünü ve bu hedefler uğruna nasıl büyük bir emek verildiğini yerinde görmek, insanın yüreğinde tarif edilmesi güç bir gurur oluşturuyor.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın davetiyle, yaklaşık 22-25 gazeteciden oluşan özel bir basın heyetiyle Filyos’taydık. Amacımız, Türkiye’nin ilk yüzer üretim platformu Osman Gazi’nin Karadeniz’deki görev alanına uğurlanmasına tanıklık etmekti. Ancak orada gördüklerimiz, bir uğurlama töreninin çok daha ötesindeydi. Filyos’ta Türkiye’nin enerji geleceğine ilişkin büyük bir mücadelenin, uzun soluklu bir emeğin ve kararlılığın izlerini gördük.

Filyos’a girdiğiniz andan itibaren sizi etkileyen bambaşka bir dünya karşılıyor. Türk Petrolü Anonim Ortaklığı’nın işlettiği liman ve çevresindeki tesisler, büyüklüğüyle insanı hayrete düşürüyor. Nizamiyeden içeri adımınızı attığınızda, yalnızca bir limana değil, adeta devasa bir sanayi bölgesine girmiş olduğunuzu hissediyorsunuz. Tesislerin büyüklüğü, hareketlilik, çalışma düzeni ve sahadaki yoğunluk, burada nasıl büyük bir organizasyonun yürütüldüğünü açıkça ortaya koyuyor.

Binlerce insan, Türkiye’nin enerji potansiyelini ekonomiye kazandırmak için büyük bir emek ve özveriyle çalışıyor. Herkesin bir görevi, her çalışmanın bir amacı var. Kimi teknik altyapıda, kimi üretim hazırlıklarında, kimi de denizlerdeki operasyonların yürütülmesinde görev alıyor. Bütün bu faaliyetlerin ortak noktası ise Türkiye’nin enerji ihtiyacını mümkün olduğunca kendi kaynaklarıyla karşılayabilmesi.

Limanın içerisinde ilerledikçe demirlemiş devasa gemiler ve deniz araçları karşımıza çıkıyor. Bir tarafta doğal gaz üretimi için Karadeniz’e açılmaya hazırlanan Osman Gazi Yüzer Üretim Platformu, diğer tarafta Fatih ve Kanuni isimli sondaj gemileri… Bu araçların büyüklüğünü, teknik donanımlarını ve üstlendikleri görevleri gördüğünüzde Türkiye’nin denizlerde yürüttüğü çalışmaların boyutunu daha iyi anlıyorsunuz.

İşte o an insanın aklından tek bir düşünce geçiyor: Bu ülkenin imkânları var, insan kaynağı var, yetişmiş kadroları var ve bütün bunları harekete geçirecek bir hedefe ihtiyacı var. Filyos’ta gördüğüm tablo, bu hedef doğrultusunda ciddi bir çalışma yürütüldüğünü gösteriyordu.

Elbette enerjide bağımsızlık, bir günde ulaşılabilecek bir hedef değil. Bunun için arama yapılacak, sondaj gerçekleştirilecek, bulunan kaynaklar üretime kazandırılacak, tesisler kurulacak ve milyarlarca liralık yatırımlar hayata geçirilecek. Bütün bunların yanında teknoloji, yetişmiş insan gücü ve yıllar boyunca sürdürülecek bir kararlılık gerekiyor. Filyos, bu uzun mücadelenin önemli merkezlerinden biri olarak karşımızda duruyordu.

Osman Gazi Yüzer Üretim Platformu’nun Karadeniz’deki görev alanına uğurlanması da bu mücadelenin yeni ve önemli bir aşamasıydı. Sakarya Gaz Sahası’nda üretim kapasitesinin artırılması amacıyla görev yapacak platform, Türkiye’nin denizlerdeki doğal gaz çalışmalarında yeni bir dönemi temsil ediyor. Burada mesele yalnızca bir geminin denize açılması değil; doğal gazın denizden çıkarılması, işlenmesi ve vatandaşın kullanımına sunulması için kurulan büyük sistemin daha da güçlendirilmesi.

BAYRAKTAR’IN GÖZLERİNDE TÜRKİYE’NİN ENERJİ HEDEFLERİNİ GÖRDÜM

Törenin ardından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ile özel bir toplantıda bir araya geldik. Küçük ama soruları ve merakı büyük bir gazeteci heyeti olarak, Türkiye’nin enerji geleceğine ilişkin pek çok konuyu doğrudan bakana sorma fırsatı bulduk.

Toplantının en dikkat çekici taraflarından biri, Bakan Bayraktar’ın sorularımıza yaklaşımıydı. Enerji gibi teknik ayrıntıları, büyük yatırımları ve uzun vadeli planlamaları içeren bir alanda gazetecilerin yönelttiği sorulara açık ve anlaşılır cevaplar vermeye çalıştı. Bizler de bu sayede daha önce ayrıntılarını bilmediğimiz birçok konu hakkında bilgi edinme fırsatı yakaladık.

Benim açımdan bu buluşmanın en önemli izlenimlerinden biri, Türkiye’nin enerji alanındaki hedeflerine ilişkin ortaya konulan kararlılıktı. Bakanın anlattıkları, enerji meselesinin yalnızca bugünün tüketimini karşılamakla sınırlı olmadığını gösteriyordu. Asıl hedef, gelecekte büyüyecek Türkiye’nin ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir altyapı oluşturmak, yerli kaynakların üretimdeki payını artırmak ve dışa bağımlılığın oluşturduğu ekonomik yükü azaltmak.

Enerji Bakanlığı gibi stratejik öneme sahip bir kurumda çalışmak, yalnızca bugünün sorunlarına cevap vermeyi değil, yarının ihtiyaçlarını da hesaplamayı gerektiriyor. Doğal gazdan petrole, madencilikten nükleer enerjiye, elektrik üretiminden yeni teknolojilerin ihtiyaç duyduğu enerji altyapısına kadar geniş bir alanı yönetmek kolay bir iş değil. Her başlığın kendi içerisinde ayrı bir planlaması, yatırımı, riski ve sorumluluğu bulunuyor.

Toplantı boyunca anlatılanlar, bu alanların birbirinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini bir kez daha ortaya koydu. Türkiye büyüdükçe enerji ihtiyacı da artıyor. Sanayinin üretimini sürdürebilmesi, fabrikaların çalışması, vatandaşların evlerinde ısınması ve yeni teknolojilerin gelişmesi için kesintisiz, erişilebilir ve güvenilir enerji gerekiyor.

Böylesine büyük bir sorumluluğun altında çalışan bir bakanın önündeki mesele, yalnızca bugünkü üretim rakamlarını yükseltmek değil; Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda ihtiyaç duyacağı enerjiyi de bugünden planlamak.

İKİ OKAN’IN ARASINDA TUTULAN BİR DİLEK!

Toplantının başında yaşanan küçük bir diyalog ise hafızamda ayrı bir yer edindi.

Bakan Bayraktar içeri girer girmez kendisine, esprili bir şekilde, “Sayın Bakanım, bir dilekte bulunun” dedim. Doğal olarak neden böyle söylediğimi merak ederek, “Hayırdır, ne oldu?” diye sordu.

Çünkü oturma düzeninde Bakan Bayraktar’ın bir yanında ben, diğer yanında ise Yeni Birlik Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Okan Sarıkaya bulunuyordu. İki Okan’ın arasında kalan bakana, “İki Okan’ın arasında bir dilek tutun” diyerek takıldım.

Bakan Bayraktar da aynı samimiyetle karşılık verdi. Dileğinin, sanayi dâhil Türkiye’nin bütün doğal gaz ihtiyacını karşılayabilecek kaynakların bulunması ve ekonomiye kazandırılması olduğunu ifade etti.

İşte o an, esprili başlayan sohbetin arkasındaki asıl hedefi daha iyi anladım.

Bir bakanın dileği, kişisel bir beklenti ya da makamına ilişkin bir temenni değildi. Türkiye’nin doğal gaz ihtiyacını kendi kaynaklarıyla karşılayabilmesi, sanayinin enerji konusunda daha güçlü bir konuma gelmesi ve ülkenin dışa bağımlılığının azaltılmasıydı.

Elbette bu hedefin gerçekleşmesi kolay değil. Ancak bir hedefin büyüklüğü kadar, o hedefe ulaşmak için ortaya konulan çalışma da önemlidir. Karadeniz’de sürdürülen aramalar, sondaj faaliyetleri ve Osman Gazi gibi platformlara yapılan yatırımlar, bu dileğin somut bir stratejiye dönüştürülmesi için atılan adımlar arasında yer alıyor.

Ben de o gün kendi kendime düşündüm: İnşallah bu dilek gerçek olur. Türkiye, ihtiyaç duyduğu enerjiyi kendi kaynaklarından karşılayabilecek kapasiteye daha fazla yaklaşır. Sanayicimiz üretim yaparken, vatandaşımız evinde ısınırken ve ekonomimiz büyürken enerjide dışa bağımlılığın yükü giderek hafifler.

Çünkü enerji, yalnızca bir ekonomik sektör değil; doğrudan doğruya ülkenin geleceğini ilgilendiren stratejik bir mesele.

DOĞAL GAZDA ÜRETİM, VATANDAŞIN HAYATINA NASIL YANSIYACAK?

Toplantıda öğrendiğimiz konulardan biri de Karadeniz’deki doğal gaz üretiminin vatandaşın günlük hayatına yapacağı katkıydı.

Osman Gazi’nin devreye girmesiyle birlikte Sakarya Gaz Sahası’ndaki üretim kapasitesinin artırılması hedefleniyor. Açıklanan hedefler doğrultusunda günlük üretimin 20 milyon metreküpe çıkarılması, doğal gazın daha fazla haneye ulaştırılması bakımından önem taşıyor. Dört milyon haneye karşılık gelen üretim seviyesinin sekiz milyon haneye ulaşabilecek kapasiteye yükseltilmesi hedefi, bu çalışmaların büyüklüğünü gösteriyor.

Bir geminin denize açılmasını uzaktan izleyen biri için bu, yalnızca teknik bir gelişme gibi görünebilir. Oysa işin arka planında milyonlarca insanın hayatını ilgilendiren bir mesele var.

Doğal gazın yerli kaynaklardan karşılanabilmesi, ithalat ihtiyacının azaltılması ve enerji arzının güçlendirilmesi demek. Bunun ekonomik sonuçları da var. Türkiye’nin enerji ithalatına ayırdığı kaynakların azalması, cari denge açısından olumlu bir gelişme sağlayabilir. Ancak bu katkının boyutu; üretim miktarına, tüketim seviyesine, uluslararası fiyatlara ve diğer ekonomik koşullara bağlı olarak şekillenecektir.

Bütün bu gerçeklere rağmen, yerli üretimin artırılmasının neden önemli olduğu açık. Türkiye’nin kendi kaynaklarını bulması, üretmesi ve ekonomiye kazandırması, uzun vadeli enerji güvenliği açısından büyük değer taşıyor.

Toplantıda doğal gaz fiyatları konusunda da vatandaşları ilgilendiren bir mesaj gündeme geldi. Bakan Bayraktar, bu yıl doğal gaza zam yapılmayacağı yönündeki açıklamasıyla dikkat çekti. Böyle bir mesaj, özellikle enerji giderlerini yakından takip eden aileler açısından önem taşıyor.

Elbette vatandaşın beklentisi yalnızca fiyatların sabit kalması değil; enerjiye erişimin kolaylaşması ve hayat pahalılığının oluşturduğu yükün hafiflemesi. Yerli üretimin artmasıyla bu hedeflere ne ölçüde katkı sağlanacağı, önümüzdeki süreçte yakından takip edilmesi gereken konuların başında geliyor.

TÜRKİYE’NİN ENERJİSİNDE YALNIZCA DOĞAL GAZ YOK

Bakan Bayraktar’la gerçekleştirdiğimiz toplantıda doğal gazın yanında petrol, elektrik, madencilik ve nükleer enerji gibi birçok başlığı da ele aldık.

Gabar’da yürütülen petrol arama ve üretim faaliyetleri, Türkiye’nin yerli petrol üretimini artırma hedefi bakımından önemli bir başlık. Yeni sahaların araştırılması, rezervlerin tespit edilmesi ve üretimin ekonomik biçimde gerçekleştirilmesi, enerji ithalatının azaltılmasına katkı sağlayabilecek çalışmalar arasında bulunuyor.

Türkiye’nin petrol ve doğal gaz alanındaki potansiyelini değerlendirebilmesi için arama faaliyetlerinin kesintisiz sürdürülmesi gerekiyor. Ancak bulunan her kaynağın ekonomik olarak üretilebilir olması, gerekli altyapının kurulması ve çevresel etkilerin yönetilmesi de en az keşif kadar önemli.

Madencilik konusu da toplantıda gündeme gelen başlıklar arasındaydı.

Türkiye’de bazı maden arama ve işletme sahalarında toplumsal tepkilerin ortaya çıktığını, bu tepkilerin nedenlerini ve sahadaki uygulamalara ilişkin sorunları sorduk. Bakan Bayraktar, bazı konularda yanlış bilinen hususlar bulunduğunu, bunun yanında maden sahalarını işleten şirketlerden kaynaklanan yanlış uygulamaların da olabildiğini ifade etti.

Bu değerlendirme, meselenin yalnızca üretim hedeflerinden ibaret olmadığını gösteriyor. Madenler, sanayi ve teknoloji açısından stratejik önem taşıyor. Ancak maden arama ve işletme faaliyetlerinin çevreye duyarlı, mevzuata uygun, şeffaf ve denetlenebilir biçimde yürütülmesi gerekiyor. Vatandaşın kaygılarını dikkate almak, sahadaki uygulamaları denetlemek ve doğru bilgilendirme yapmak da bu sürecin ayrılmaz bir parçası.

Toplantıda altın üretimi konusu da gündeme geldi. Türkiye’nin mevcut üretiminin artırılması ve potansiyelinin daha iyi değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin değerlendirmeler paylaşıldı. Yıllık 35 ton civarındaki üretimden 100 tonluk kapasite hedeflerine uzanan değerlendirmeler, Türkiye’nin bu alanda önünde önemli bir çalışma alanı bulunduğunu ortaya koyuyor. Ancak böyle bir hedefin gerçekleşmesi, ekonomik rezervlerin belirlenmesine, yatırımlara, teknolojik kapasiteye ve çevresel standartlara bağlı.

Altın üretiminin artması, ithalat ihtiyacının azaltılması ve cari dengeye katkı sağlanması bakımından önem taşıyabilir. Türkiye’nin sahip olduğu kaynakları değerlendirmesi kadar, bu kaynakların nasıl işletildiği ve ortaya çıkan ekonomik değerin ülkeye nasıl kazandırıldığı da önemlidir.

AKKUYU VE GELECEĞİN ENERJİ İHTİYACI

Enerji başlığını yalnızca doğal gaz ve petrol üzerinden değerlendirmek, büyük resmi eksik okumak olur.

Toplantıda elektrik üretimi ve nükleer enerji konusunda da önemli bilgiler edindik. Akkuyu Nükleer Güç Santrali, Türkiye’nin enerji kaynaklarını çeşitlendirme çabasının en dikkat çekici projelerinden biri. Nükleer enerji, yüksek başlangıç yatırımları ve uzun inşa süreçleri gerektiren bir alan. Buna karşılık, devreye girdiğinde elektrik üretim sistemine önemli bir kapasite sağlayabilme potansiyeli taşıyor.

Türkiye’nin önündeki yıllarda elektrik ihtiyacının artması beklenirken enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi daha da önem kazanıyor. Sanayi üretimi, dijitalleşme, veri merkezleri ve yapay zekâ uygulamaları, gelecekte enerjiye olan talebi daha da artırabilecek alanlar arasında.

Bu nedenle bugünün enerji politikaları, yalnızca bugünkü tüketimi karşılamak için değil, gelecek yılların ihtiyaçlarını öngörerek hazırlanmalı. Doğal gaz, petrol, yenilenebilir enerji, nükleer enerji ve enerji verimliliği birbirinin alternatifi olarak değil, Türkiye’nin ihtiyaçları doğrultusunda birlikte değerlendirilmeli.

Enerjide güçlü bir ülke olmanın yolu, tek bir kaynağa bel bağlamaktan değil, farklı kaynakları doğru planlamaktan geçiyor.

ENERJİDE BAĞIMSIZLIK, BİR ÜLKENİN EKONOMİK GÜCÜDÜR

Filyos’ta gördüğüm çalışmalar ve toplantıda dinlediğimiz açıklamalar, enerji meselesinin Türkiye açısından neden bu kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Enerji ithalatı, Türkiye ekonomisinin dış ticaret dengesi üzerinde etkili olan başlıklardan biri. Uluslararası piyasalarda yaşanan fiyat hareketleri, küresel gelişmeler ve tedarik zincirlerindeki sorunlar, enerjide dışa bağımlı ülkeler için ciddi riskler oluşturabiliyor.

Kendi doğal gazını ve petrolünü arayan, bulan ve üreten bir ülke olmak bu riskleri azaltabilir. Elbette Türkiye’nin bütün enerji ihtiyacını kısa sürede yerli kaynaklardan karşılaması kolay bir hedef değil. Bunun için yeni keşiflere, yatırımlara, teknolojiye ve uzun vadeli çalışmalara ihtiyaç var.

Ancak asıl önemli olan, bu hedef doğrultusunda ilerlemek ve elde edilen sonuçları kalıcı ekonomik kazanımlara dönüştürmek.

Filyos’ta binlerce insanın emeğini gördüm. Denizde görev yapmaya hazırlanan devasa platformları, sondaj gemilerini ve üretim altyapısını gördüm. Bütün bu çalışmaların arkasında mühendislerin, teknisyenlerin, işçilerin ve farklı alanlarda görev yapan uzmanların emeği var.

Bir ülkenin kalkınması yalnızca büyük projelerle değil, o projeleri hayata geçiren insanların çalışmasıyla mümkün oluyor. Bu nedenle Filyos’ta gördüğümüz emeği de ayrıca takdir etmek gerekiyor.

Bakan Alparslan Bayraktar’ın yürüttüğü çalışmaların önemi de burada ortaya çıkıyor. Enerji politikaları, yalnızca bir bakanın açıklamalarıyla değil; kurumların kapasitesi, teknik kadroların çalışması, yatırımların sürekliliği ve alınan kararların sahada uygulanmasıyla sonuç veriyor. Bakanlığın önündeki sorumluluk, bu unsurların ortak bir hedef doğrultusunda ilerlemesini sağlamak.

Biz gazeteciler de bu çalışmaları yerinde görmek, sorular sormak ve kamuoyunu doğru bilgilendirmekle sorumluyuz. Filyos ziyaretimiz bu bakımdan yalnızca bir törene katılmak değil, Türkiye’nin enerji alanındaki hedeflerini daha yakından tanımak açısından da değerliydi.

DOSTU SEVİNDİREN, TÜRKİYE’NİN GELECEĞİNE UMUT VEREN BİR MANZARA

Filyos’tan ayrılırken aklımda kalan görüntü, Karadeniz’e açılmaya hazırlanan Osman Gazi Yüzer Üretim Platformu ve onun çevresinde yükselen büyük enerji tesisleriydi.

O devasa platforma bakarken yalnızca çelikten yapılmış büyük bir deniz aracını görmüyorsunuz. Orada yılların emeğini, teknik birikimi, yatırım iradesini ve Türkiye’nin geleceğine ilişkin beklentileri görüyorsunuz.

Fatih ve Kanuni sondaj gemileriyle birlikte bu tablo, Türkiye’nin denizlerdeki enerji arayışının ulaştığı noktayı gözler önüne seriyor. Elbette asıl başarı, bu araçların büyüklüğünden çok, yürüttükleri çalışmaların somut ve sürdürülebilir sonuçlar vermesiyle ölçülecek. Bulunan kaynakların üretime kazandırılması, maliyetlerin yönetilmesi ve vatandaşın hayatına ekonomik katkı olarak yansıması belirleyici olacak.

Ama bir gerçek var ki Türkiye, enerji alanında kendi imkânlarını geliştirmek için ciddi bir mücadele yürütüyor. Filyos’ta gördüğümüz manzara, bu mücadelenin ölçeğini anlamamızı sağladı.

Bakan Bayraktar’ın dileğini hatırlıyorum: Türkiye’nin doğal gaz ihtiyacını karşılayabilecek kaynakları bulmak ve ekonomiye kazandırmak…

Ben de o dileğin gerçekleşmesini temenni ediyorum. Türkiye’nin daha fazla doğal gaz bulmasını, petrol üretimini artırmasını, madenlerini çevreye duyarlı ve verimli biçimde değerlendirmesini, elektrik üretiminde güçlü bir altyapıya kavuşmasını istiyorum. Çünkü bütün bunlar, yalnızca bugünün değil, çocuklarımızın ve gelecek nesillerimizin yarınını da ilgilendiriyor.

Filyos’ta gördüğüm çalışkanlık, emek ve hedef duygusu, bu temennilerin neden önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.

Bakan Alparslan Bayraktar’a ve bizi Filyos’ta misafir ederek sorularımızı içtenlikle yanıtlayan ekibine teşekkür ediyorum. Osman Gazi’nin Karadeniz’deki görevinin ülkemiz için hayırlı sonuçlar getirmesini diliyorum.

İki Okan’ın arasında tutulan o dilek, umarım bir gün gerçeğe dönüşür.

Türkiye, kendi enerjisini kendi kaynaklarından karşılayabildiği ölçüde ekonomik bağımsızlığını güçlendirecek. Bizim temennimiz de gayretimiz de bu yönde.

Çünkü enerjide atılan her doğru adım, Türkiye’nin geleceğine yapılan bir yatırımdır.

Kalın sağlıcakla…

Yazarın Yazıları