Okan Geçgel Yazıları

Okan Geçgel
Okan Geçgel
Yazarın Profili
29.09.2026 20:30

Milletin malına el uzatanın karşısında kim olursa olsun durdulmalı

Haber Detay Image

Siyasette makamlar gelip geçicidir. Koltuklar değişir, görevler biter, isimler unutulur. Ancak milletin emaneti, devletin itibarı ve kamu hakkı kalıcıdır.

Son günlerde yaşanan gelişmeler, siyasette bu temel gerçeğin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya’nın, kendisi ve eşi hakkında gündeme getirilen hisse işlemlerine ilişkin iddiaların ardından partisindeki görevlerinden affını istemesi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu talebi kabul etmesi, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Kaya, yaptığı açıklamada iddiaların bağımsız ve sağlıklı biçimde araştırılabilmesi amacıyla siyasi sorumluluk aldığını belirtti. Burada önemli olan, ortaya atılan iddiaların henüz soruşturma sonucuyla kesinleşmiş bir suç olarak kabul edilmemesi; ancak kamuoyunda ciddi soru işaretleri doğuran bir süreçte siyasi sorumluluk mekanizmasının işletilmiş olmasıdır.

Tam da bu noktada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son açıklamalarına bakmak gerekiyor.

Erdoğan, fon soruşturmaları bağlamında, “Her kim milletin hakkına, hukukuna, malına, mülküne el uzatırsa karşısında bizi bulur, devleti bulur” ifadelerini kullandı. Ayrıca kimseyi yolsuzlukları savunanlarla mukayese etmeyeceklerini ve vatandaşın hakkının yenilmesine göz yummayacaklarını söyledi.

Bu sözler, yalnızca bugünün tartışmalarına verilmiş bir cevap olarak görülmemeli.

Bence burada asıl mesele çok daha büyük.

AK Parti yaklaşık çeyrek asırlık iktidar tecrübesine sahip bir siyasi hareket. Bu kadar uzun süre iktidarda kalan her siyasi yapının içerisinde farklı niyetlerle bulunan insanların olması hayatın doğal akışıdır. Siyasete gerçekten hizmet etmek, millete katkı sunmak, ülkeye değer katmak amacıyla girenler olduğu gibi; makamı, gücü ve siyasi çevreyi kişisel menfaat elde etmek için kullanmaya çalışanların bulunması da mümkündür.

Zaten mesele de burada başlıyor.

Siyaset, millet için yapılırsa anlamlıdır. Makam, millete hizmet için kullanılırsa değerlidir. Devletin imkânları kişisel zenginleşmenin aracı hâline geldiğinde ise ortada artık siyaset değil, kamu emanetiyle ilgili ciddi bir problem vardır.

Ben yıllardır bunu anlatmaya çalışıyorum.

Hatta daha önce kaleme aldığım bir yazıda çok net bir ifadeyle, “Bir zamanlar dava uğruna ev satılırken, şimdi ev uğruna dava satılıyor” demiştim.

Bu söz, aslında sadece bir eleştiri değil, aynı zamanda bir uyarıydı.

Çünkü siyasetin ruhunu kaybetmesinin en tehlikeli noktası, insanların davayı makamla, hizmeti menfaatle, kamu görevini kişisel kazançla karıştırmaya başlamasıdır.

Bir siyasi hareketin en büyük imtihanı muhalefette değil, iktidardadır.

Muhalefetteyken fedakârlık kolaydır. Asıl mesele imkânların arttığı, makamların dağıtıldığı, kamu gücünün kullanıldığı dönemlerde aynı ilkeleri koruyabilmektir.

Yıllar önce bir dava uğruna evini satan insanın samimiyeti ile makamını kişisel servet edinmenin aracı olarak gören bir siyaset anlayışı arasında çok büyük bir fark vardır.

İşte siyasi hareketlerin geleceğini belirleyecek olan da bu farktır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “milletin hakkına, hukukuna, malına, mülküne el uzatan” anlayışa karşı ortaya koyduğu tavır bu nedenle önemlidir. Ancak burada sözün ötesine geçilmesi, ilkelerin herkes için aynı şekilde uygulanması gerekir.

Çünkü şeffaflık kişiye göre değişmez.

Hukuk kişiye göre değişmez.

Kamu ahlakı kişiye göre değişmez.

Eğer bir milletvekili hakkında ciddi iddialar varsa araştırılmalıdır. Bir belediye başkanı hakkında şüphe varsa incelenmelidir. Bir parti yöneticisi hakkında kamuoyunu ilgilendiren ekonomik veya mali iddialar gündeme geliyorsa bunların üzeri örtülmemelidir.

Ama aynı zamanda bir başka hassasiyet de korunmalıdır:

İddia ile suç birbirinden ayrılmalıdır.

Hiç kimse yalnızca hakkında iddia ortaya atıldığı için peşinen suçlu ilan edilmemelidir. Soruşturma bağımsız biçimde yürütülmeli, deliller ortaya konulmalı ve hukukun gereği yapılmalıdır.

Fakat aynı şekilde hiç kimse makamı, siyasi gücü veya yakın çevresi sayesinde soruşturulamaz hâle de getirilmemelidir.

Bence bundan sonraki süreçte yapılması gereken en önemli şeylerden biri de budur.

Siyasetçiler, belediye başkanları, milletvekilleri ve parti yöneticileri açısından şeffaflık kültürü güçlendirilmelidir.

Mal varlığı beyanları etkin biçimde denetlenmeli, kamu görevi ile kişisel ekonomik çıkarlar arasındaki olası çatışmalar titizlikle incelenmeli, kamu kaynaklarının kullanımında hesap verebilirlik artırılmalıdır.

Bu yalnızca AK Parti açısından değil, Türkiye’deki bütün siyasi partiler açısından geçerli olmalıdır.

Çünkü kamu malı, iktidarın malı değildir.

Belediyenin bütçesi belediye başkanının parası değildir.

Devletin imkânları siyasi yöneticilerin şahsi imkânları değildir.

Milletin vergileriyle oluşan kaynaklar, milletin emanetidir.

Bu emanete sahip çıkmak da siyasi görüşten bağımsız bir devlet ve vatandaşlık sorumluluğudur.

Bugün AK Parti içerisinde yaşanan bu tartışma, aslında iktidar partisinin kendi içerisinde de önemli bir muhasebe yapması için fırsat olabilir.

Yaklaşık çeyrek asırlık iktidar deneyiminin ardından en büyük tehlike, güç zehirlenmesi ve makamın kalıcı olduğu yanılgısıdır.

İnsanlar makamlara geldiklerinde çevreleri değişebilir. Kendilerine gösterilen ilgi artabilir. Ekonomik imkânları genişleyebilir. Ancak siyasetçinin kendisine sürekli şu soruyu sorması gerekir:

“Ben bu makama millete hizmet etmek için mi geldim, yoksa bu makamdan kendime bir gelecek kurmak için mi?”

Bu sorunun cevabı, aslında siyasetin vicdan testidir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, kim olursa olsun aynı kararlılıkla hareket edileceği yönündeki mesajı da bu açıdan önem taşıyor. Nitekim Sayan Kaya da görevlerinden affını istediği açıklamasında, siyasi sorumluluğun yalnızca hukuki sorumlulukla sınırlı olmadığını ifade etti.

Şimdi mesele, bu yaklaşımın bundan sonra nasıl uygulanacağıdır.

Benim kanaatimce artık Türkiye’de siyasetin yeni bir şeffaflık dönemine ihtiyacı var.

Milletvekillerinden belediye başkanlarına, parti yöneticilerinden kamu görevlilerine kadar herkes için aynı ölçünün geçerli olduğu bir sistem kurulmalı.

Kimsenin siyasi kimliği, makamı, geçmişi veya yakınlığı onu hesap vermekten muaf tutmamalı.

Çünkü milletin güvenini kaybeden siyasetçinin elinde makam kalsa bile, o makamın itibarı kalmaz.

Bugün asıl korunması gereken AK Parti’nin herhangi bir yöneticisi değil; milletin devlete ve siyasete olan güvenidir.

Asıl korunması gereken herhangi bir makam değil; kamu ahlakıdır.

Asıl korunması gereken herhangi bir siyasi hesap değil; milletin hakkıdır.

Ve unutulmamalıdır:

Dava, makamdan büyük olmalıdır.

Millet, şahsi menfaatten büyük olmalıdır.

Devletin emaneti, kişinin servetinden değerli olmalıdır.

Bir zamanlar dava uğruna ev satılıyorsa, bugün artık ev uğruna davanın satılmasına izin verilmemelidir.

Siyasetin gerçek sınavı tam da budur.

Milletin malına, hakkına ve hukukuna kim el uzatırsa uzatsın, karşısında hukuk olmalıdır.

Ve bu mücadelede ölçü tek olmalıdır:

Kim olursa olsun…

Kalın sağlıcakla…

Yazarın Yazıları