Okan Geçgel Yazıları

Okan Geçgel

Brüksel’de Demokrasi Askıya Alındı: Fouad Ahidar’ın Dışlanması Ne Anlama Geliyor?

13.02.2026 11:37
Haber Detay Image

Avrupa Birliği'nin kalbi, demokrasinin vitrini, özgürlük ve insan hakları nutuklarının başkenti…

Peki ya gerçek?

Yaklaşık 613 gün boyunca hükümetsiz kalan bir şehir düşünün. Seçim yapılmış, sandık kurulmuş, halk iradesini ortaya koymuş ama siyaset kurumu aylarca koltuk hesaplarından çıkamamış. İşte burası masallardaki bir üçüncü dünya ülkesi değil; burası Brüksel.

Ve nihayet iki yıla yaklaşan krizden sonra "hükümet kuruldu" deniliyor.

Fakat ortada hükümetten çok, demokrasiye atılmış bir düğüm var.

Çünkü bu hükümet, sandıktan çıkan bir siyasi hareketi bilinçli şekilde dışlayarak kuruldu.

O hareketin başında ise Müslüman, Fas kökenli bir siyasetçi var:

Fouad Ahidar.

Ben kendisiyle daha önce Brüksel Parlamentosu'nda bir araya gelmiş, uzun uzun sohbet etme fırsatı bulmuştum. Anlattıkları sadece siyasi bir tartışma değildi; resmen modern Avrupa'nın iki yüzlülüğünün özeti gibiydi.

"Üç Konudan Vazgeç, Seni Hükümete Alalım"

Ahidar'ın anlattığı cümle hâlâ kulaklarımda:

"Gazze'yi konuşma, başörtüsünü savunma, helal kesim meselesini gündeme getirme… bunlardan vazgeç, seni hükümet ortağı yapalım."

Yani açık açık şunu söylüyorlar:

İlkelerinden vazgeç, kimliğini askıya al, vicdanını sustur; koltuğu kap.

Bu nasıl bir demokrasi?

Bu nasıl bir çoğulculuk?

Bu nasıl bir Avrupa değeri?

Savunduğu şeyler ne?

• Gazze'deki siviller için insani duruş

• Başörtüsü özgürlüğü

• Helal kesim hakkı

Bunlar terör çağrısı mı?

Şiddet talebi mi?

Ayrılıkçılık mı?

Hayır.

Bunlar temel insan hakları.

Ama mesele tam da burada başlıyor. Avrupa'nın "özgürlük" anlayışı, kendileri gibi düşünmeyenler söz konusu olunca bir anda buharlaşıyor.

613 Günlük Kriz ve Utanç Verici Anlaşma

Bir buçuk yıldan fazla süren tıkanıklığın ardından 7 parti bir araya geliyor.

Koltuklar paylaşılıyor.

Bakanlıklar dağıtılıyor.

Güç dengeleri hesaplanıyor.

Ama 4 milletvekiliyle seçilmiş bir hareket – yani binlerce seçmenin iradesi – masaya bile çağrılmıyor.

Bu artık siyasi tercih değil.

Bu, doğrudan:

Demokrasi inkârıdır.

Şunu sormak gerekiyor:

Daha az oy alan, halkta karşılığı neredeyse olmayan bazı partiler hükümete girerken; binlerce insanın oyunu alan bir hareket nasıl olur da dışlanır?

Cevap net:

Çünkü Ahidar koltuk pazarlığı yapmıyor.

Çünkü kimliğini pazara çıkarmıyor.

Çünkü "Gazze'yi unut, başörtüsünü görmezden gel" teklifine boyun eğmiyor.

Yani problem oy değil.

Problem duruş.

  1. Avrupa'nın Çifte Standardı

Batı dünyası bize yıllardır ne anlatıyor?

• Çoğulculuk

• İnsan hakları

• İnanç özgürlüğü

• Azınlık hakları

Ama Müslüman bir siyasetçi kendi toplumu için söz söyleyince ne oluyor?

Bir anda:

• "Radikal"

• "Uyumsuz"

• "Sisteme tehdit"

etiketleri yapıştırılıyor.

Demek ki Avrupa'nın demokrasisi, yalnızca makbul vatandaşlar için geçerli.

Sisteme itiraz etmeyen, "sessiz azınlık" olmaya razı olan, kültürünü görünmez kılan Müslüman makbul.

Ama "Ben varım" diyen Müslüman tehlikeli.

İşte Ahidar'ın günahı tam olarak bu:

Var olmak.

Brüksel Halkının Gerçek Sorunları Umurlarında mı?

Bugün Brüksel'de halk ne konuşuyor?

• Artan yaşam maliyeti

• Güvenlik

• Temizlik

• İşsizlik

• Barınma krizi

• Sosyal adaletsizlik

Ama siyaset neyle meşgul?

Koltuk dağılımıyla.

Bakanlık hesaplarıyla.

Güç paylaşımıyla.

Ortaya çıkan tablo bir "şehir projesi" değil.

Bu düpedüz:

Siyasi ganimet paylaşımıdır.

Halkın dertleriyle ilgisi olmayan bir masa başı ittifakı.

Demokrasi tiyatrosu.

Bu Sadece Ahidar Meselesi Değil

Mesele sadece bir siyasetçinin dışlanması değil.

Bu olayın anlamı çok daha büyük.

Bugün Ahidar dışlanır.

Yarın başkası.

Bugün Müslüman olduğu için.

Yarın göçmen olduğu için.

Öbür gün muhalif olduğu için.

Demokrasiler böyle çökmez mi zaten?

Önce "istenmeyen" birini dışlarsın.

Sonra o liste genişler.

Sonunda geriye sadece birbirine benzeyen, itiraz etmeyen, sistemin memurları kalır.

Adına da "istikrar" dersin.

Görüştüğüm Günün Hatırası

Ahidar'la yaptığımız röportajda bana söylediği bir cümle vardı:

"Ben koltuk için değil, insanlar için siyaset yapıyorum."

Belki de asıl sorun bu.

Çünkü modern siyasetin en sevmediği tip, ilkeli siyasetçidir.

Çünkü ilkeli insan satın alınamaz.

Susturulamaz.

Şekillendirilemez.

Bugün Brüksel'de olan tam olarak bu:

Satın alınamayan bir siyasetçiyi sistemin dışına itmek.

Brükselliler Daha Fazlasını Hak Ediyor

Brüksel halkı şunu hak etmiyor:

• Kapalı kapılar ardında pazarlıklar

• Seçmen iradesinin gasp edilmesi

• Kimlik üzerinden siyasetçilerin tasfiye edilmesi

Onların hak ettiği şey:

• Saygı

• Şeffaflık

• Gerçek temsil

Ama kurulan yapı bunların tam tersini sunuyor.

Bu bir halk sözleşmesi değil.

Bu, siyasi elitlerin kendi aralarında yaptığı bir güç protokolü.

Son Söz

Brüksel, Avrupa'nın kalbi olabilir.

Ama bugün o kalp demokrasi için atmıyor.

Bugün o kalp, koltuk için atıyor.

Fouad Ahidar ve arkadaşları hükümete alınmamış olabilir.

Ama unutulan bir şey var:

Demokrasilerde asıl güç koltukta değil, halktadır.

Ve halkın sesi susturulamaz.

İsteseler de istemeseler de, Ahidar ve ekibi o sesi taşımaya devam edecek.

Çünkü bazı insanlar makamla değil, vicdanla siyaset yapar.

Ve tarih bize hep şunu gösterdi:

Koltuk sahipleri unutulur.

Ama onuruyla direnenler hatırlanır.

Kalın Sağlıcakla….

Yazarın Tüm Yazıları