İsmet Özel’in en sevdiğim şiirlerinden biridir: “İçimden şu zalim şüpheyi kaldır/ Ya sen gel ya beni oraya aldır” başlıklı şiiri.
Şiir daha başlıktan başlıyor, sizi yüklemeye. Neyle mi
yüklüyor? Her neyden, nereden, kimden ve ne zamandan kaçıyorsanız.
Şiirde öyle bir dize var ki hepimizin farkında olduğu ama
kendimize ifade etmeye cesaret edemediğimiz hakikatin ta kendisidir:
“İnsanlar
hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır”
Diyor şair. Yalan mı? İçimizden buna yalan diyebilecek, buna
cesaret edebilecek kimse var mı? Biliyorum, dünyanız size gül bahçesi vaat
etmemiş, sizi hayallerinize, ideallerinize kavuşturmadıysa da sizin dünyanız.
Kulak kesildiğiniz dünyanız. Bataklıklarında debelenip her gün aynı çamura
boğulduğunuz ama en küçük nefeste yine kutsamaktan vazgeçmediğiniz dünyanız.
Sizin dünyanız, tanıdığınız, işkencesini, cehaletini, açlık
ve yoksulluğunu, riyakarlığını, vefasızlığını, en ufak bir tehditle patlayacak
balondan dünyanız ama sizin değil mi?
Lanet de olsa bildik, tanıdık ve sizin dünyanız. İçinde
yalandan güvenli sığınaklar inşa edip kapanıp körlüğünde evcilik oynadığınız
dünyanız.
Onun için biliyorum benimkine sağır kalacaksınız ve ben buna
şaşırmayıp sizinle hesaplaşmaya kalkmayıp, bedeli olarak size ve dünyanıza
sağır kalmamaya yine direneceğim.
Şiddete hayır diye eğitim camiası ayaklandı: Eğitimde
Şiddete Hayır diye bas bas bağırıyor öğretmenler. Şiddetin ele geçirmediği bir
alan kalmadı ki zaten. Sağlıkta şiddete hayır, sporda şiddete hayır, kadına
şiddete hatır, çocuğa şiddete hayır, işçiye şiddete hayır, trafikte şiddete
hayır, ekranlarda şiddete hayır, dizilerde, haberlerde, filmlerde şiddete hayır,
internette, oyunlarda, sosyal ağlarda şiddete hayır.
Hayatımızı esir alan tüm şiddete topyekun hayır.
Hayır demekle olsaydı keşke. Belli ki olmuyor. En tepeden en
alta dallanıp budaklanan tahammülsüzlük ve dilde evrildiği şiddet sürdükçe
hayır demek kurtarmayacak hiçbirimizi.
Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde, henüz 19 yaşındaki bir
genç, uzun namlulu silahla okula girip önüne gelene ateş açtıktan sonra
hayatına kıydı.
Daha önce benzer örneklerini Amerika’da Avrupa’da dünyanın
farklı yerlerinde haberlerden okuduğumuz hadise tüm Türkiye’yi korkuya teslim
etti.
Çocuklarımızın güvenliğini okullarda dahi sağlayamayacaksak
nerde sağlayabiliriz?
Neredeyse hayatımızın her alanını esir alan bu şiddetin
kaynağı nedir?
Kamplaşma, ayrışma, ötekileştirme ve bunun en görünür halde
ortaya çıktığı siyasetin dili değil mi?
Ne diyordu şair:
“İnsanlar
hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır”









