“İdeolojiler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir” diyor bu toprakların yetiştirdiği en büyük aydınlardan en büyük değerlerden biri Cemil Meriç.
Ortak yanılgılarımız ideolojiler, elimize ayağımıza dolanan ve bizi olduğu yerde çakılı bırakan, çakıldığımız yerin fanatiği ve hatta bazen tetikçisi kılan ideolojiler.
Herkes, tek bir mutlak doğru olduğunu ve o doğrunun sahibinin de kendi olduğu düşüncesiyle, sadakatle bağlı olduğu, önderi, lideri, şeyhi, hocası tarafından önüne konmuş manifestoyu ezberler, sloganını çağırır.
Düşünmenize gerek yok birileri sizin yerinize düşünmüş, hakikati bulmuş, dostu düşmanı tanımlamış, sizi savaş meydanlarına sürerken siz içinde yaşadığınız kafesleri konfor zannındasınız.
Kimin savaşında, kimin şehidi olup, kimin cennetinde yer ayırttığınızı düşünüyorsunuz? Kimin olduğunu bilmeseniz de bazen, nadir zamanlarda bu savaşın sizin olmadığını, başkasının cennetinde cehennemi yaşayabilmekten korktuğunuzu biliyorum.
İşte o anlarda çıldıracak gibi olduğunuzda deli gömleklerinizin arkadan elleri bağlı gömlekleri kurtarıyor sizi de sizin kurbanınız olabilecekleri de.
Aklınıza hipotek koymuşlara sordunuz mu hiç? O hipotek karşılığında size ne taahhüt ettiklerini ve o taahhütlerini yerine getirip getirmeyeceklerini.
Ne İsa’ya yaranabilmiş ne de Musa’ya bir bilim insanı, bir sosyolog Pitirim Alexandrovich Sorokin, döneminin ve hatta devamının en önemli, en etkili Rus kökenli sosyologlarından biri, diyor ki: Toplumlar doğrusal bir hat üzerinde ilerlemez. Üç kültür şeklinden beslenen hakikat sistemleri üstünde gidip gelir sarkaç gibi.
Bu üç kültür tipi nedir derseniz Sorokin’e göre; biri gerçekliği ya da tabiri caizse hakikati bütünüyle salt maddi duyularıyla elde ettiği tecrübelerinden besler, diğeri hakikati inanç, otorite ve kutsallara dayandırır ki buna ideolojik kültür der. Ve bir diğeri de ilk ikiyi sentezleyen daha dengeli daha idealist bir sitemdir.
Ne hikmetse ilk ikide takılıp kalıyoruz. Birincisi sadece kendi tecrübelerimiz değil atamızın da artık son kullanma tarihi geçmiş düşüncelerini sözleriyle hayatımıza kılavuz kılarken, maliyeti yüksek tecrübelerden edindiğimiz kültür içerisinde debelenip duruyor ya da ikincisinde olduğu gibi otorite eliyle sığındığımız kutsallarda bir deliliği, vatanseverlik ve kahramanlık sanıyoruz.










