Bir devletin sosyal devlet tanımına uygunluğunu en iyi ölçüp anlayabileceğiniz en temel başlık engelli haklarıyla ilgili yaklaşımları, kanun, yasa ve mevzuatlarıdır.
Buna dair kanunumuz var mı var. Anayasa engelli haklarını 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun çerçevesinde koruma altına almış.
O da yetmez Türkiye'nin taraf olduğu Birleşmiş Milletlerin de Engelli Hakları Sözleşmesi var.
Söz konusu kanun ve taraf olduğumuz BM Engelli Hakları Sözleşmesi engellilerin haklarını korumaya ve uygulamadaki aksaklıkları gidermeye çalışsa da maalesef keyfi ve hukuksuz yaklaşımlar engellerle boğuşan dezavantajlı özel bireyleri daha da engeller hallere bürünüyor.
Engelli haklarıyla ilgili her gün daha ileriye gitmeyi, engellileri daha çok kucaklayarak, engellerini ortadan kaldırıp eşit birer vatandaş gibi, kimseye yük olmaksızın hayata bağımsız bir şekilde tutunmasına yardım edelim derken tam aksi yönde, engellilerin hakları günden günde darltılıyor.
Birkaç örnek vermem gerekirse, 2026 yılı için 13 bin 878 lira olan evde bakım maaşı almak isteyen engelli birey ve ailelerinin, evde yaşayanların kişi başına düşen gelir hesaplamasında, daha evvelinde hesaba katılmayan, gelir getirsin ya da getirmesin, ev, araba ve tarla hesaplanmazken, hesaplanmaya başlanarak ve engelli bireyler ve aileleri evde bakım alamasın diye belirlenen gelir toplam sınırının üstüne çıkarılmasına çabalanıyor.
Evde bakıma muhtaç bireyin, kendisine, yakınına ya da bakıcısına verilecek 13 bin 878 lira hangi derde derman olur kısmını tartışmıyorum bile.
Bir diğer örneğimiz ise ÖTV muafiyetiyle araç alma hakkıyla ilgili ki o da normalde 5 yılda bir tanınan ÖTV muafiyetiyle araç alma hakkını 10 yıla çıkardılar.
Bir aracın, bakım, onarım, tamir vs. gider yapıcı olasılıklarından engelliyi korumak için makul bir süre olan 5 yıl neden 10 yıla çıkarılır? Hakkı olmadığı halde engellilerin hakkını kayıt dışı bir parayla satın alıp onların adına ÖTV muafiyetiyle araç alanların suiistimalinin önüne geçemeyen denetleyiciler engellilerin hakkını daraltarak abuk subuk bir çareye başvurdular.
Örnekler saymakla bitmez ki en son örneğimiz saçmalığın daniskası.
2026'yılının daha en başında, engellileri kaderine terk eden bir uygulama: Engelli bireylerin aldığı az buçuk, yarım yamalak özel eğitime 27 yaş sınırı konmak istendi.
Şaka değil, size yeter dendi 27 yaşına kadar alacağınızı aldınız, bu kadar yeter ne haliniz varsa kendi başınızasınız der gibi.
Millî Eğitim Bakanlığı Bilişim Sistemleri (MEBBİS) üzerinde bir güncelleme yapılarak, 27 yaş ve üzerindeki özel gereksinimli bireylerin rehabilitasyon merkezlerine girişleri sistem tarafından engellenmek istendi.
Neyse ki vicdan sahibi insanlar tepki gösterince 27 yaş ve üstüne kapatılan sistem yeniden açıldı. Açıldı ama neydi bu şimdi, diye de merak etmiyor değiliz. Nabız mı yokladılar, şu yükü sırtımızdan bıraksak nasıl olur diye şanslarını mı denediler?
Neyse ki Mersin Milletvekili Perihan Koca konuyu meclise taşıyıp Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'e:
27 yaş sınırı kısıtlaması hangi yönetmelik veya genelgeye dayanmaktadır?
Bu kısıtlama, kamuda tasarruf tedbirleri kapsamında mı planlanmıştır? Eğitim ve sağlık gibi temel haklar birer tasarruf alanı mıdır?
Bakanlığın özel gereksinimli bireyler için "yaşam boyu eğitim" modeline geçmek adına bir çalışması var mıdır?
Diye sordu.
Bakan Tekin ne diyecek merakla bekliyoruz.
Teknik bir arıza mı zihinsel bir tıkanma mı?









