Meryem Güneş

Paradoks

14.01.2026 23:25
Haber Detay Image

Şu aralar birkaç defa farklı biçimlerde önüme düşen bir felsefe mi desem düşünce mi diye adlandırsam bir kırıntı düşüyor önüme.

Malumunuz olduğu üzere o kadar yoğun ve doluyuz ki(!) derinine inmeye vaktimiz yok bilginin. Haliyle kırıntılarla yetinmekten başka çare bulamıyoruz.

Malumatfuruşlukla yetinip ahkam kesiyoruz önümüze gelene. Onunla da yetinmiyor bugünün ve yarının evrenine kayıt düşüyoruz hepimiz.

Her birimiz dönüp baksak bir on yıl ve hatta beş yıl önce söylediklerimize, iddialarımıza ve üstüne hararetli tartışmalarla birbirimizi kıracak denli kör bir bıçak gibi kullanıp sevdiklerimizi yaraladıklarımıza.

Güler geçeriz bir kısmına, bir kısmından utanır çeşitli bahanelerle kıvırır toparlamaya çalışır ve dünümüzden kaçarız. Kaçarız ama yarın için de kaçacaklarımızı inşa edip aynı hal üzere saçmalamaktan da geri durmayız.

Yazının başında ifade ettiğim gibi şu aralar önüme düşen kırıntıya gelince ne diyor:

Güvenilmemesi gereken beş şeyi listeliyor her önüne gelen. Ki ben olsam en başına malumatı, kırıntıyı ve bu kırıntıyı kendine iman edineni koyarım ya neyse..

Neymiş neredeyse farklı bilgi ehlinin beş şeyinden karma ortaya karışık bir de farsça tamlamalarla süslenmiş afilli sözlerle:

Şems-i Şita günümüz Türkçesiyle Kış Güneşi; parken ısıtmayan, çabuk sönen, aldatıcı imiş.

Sükût-u Deryâ yani denizin durgunluğu diyor kandırmasın sizi, tekinsiz dalga ve fırtınasıyla olmadık anınızda sizi alabora edip boğabilirmiş.

İltifât-ı Ümerâ, sizi yönetin iltifatı yani ya da güç sahiplerinin pohpohlaması makama ve çıkara göre dillenirmiş.

Nasihat-ı Ada, bu da düşmanın nasihati demek oluyor ki sanmıyorum kimse dikkate alsın o nasihati.

Gelemim beşinciye ki özellikle sona bıraktım ki üç beş kelam edeyim ben de üstüne

Eşk-i Nisa, neymiş? Kadınların gözyaşına güvenmeyecekmişsin.

Her biri eskiden gelip köklenen tecrübe, feraset ve hikmetin özüymüş.

Hadi ilk dörde neyse de ne var kadınlar, duyguları ve gözyaşlarıyla alıp veremediğiniz. Ve bu hazımsızlığınızı feraset, ve hikmet diye hala zikretmeniz hangi cehaletin eseridir anlamış değilim.

Belki bunu eşleriniz için kullanıp, bayrak gibi sallıyorken, erkek hegemonyanıza karşı varlık gösteren kadınların, eskiden beri süregelen daracık hudutlarını daha da daraltmak için hikmet diye pazarlıyorken unutuyorsunuz.

Sizi yetiştiren ve sizi siz yapan annelerinizin de bir hikmeti yok muydu? İşte siz o hikmetin eseri değil misiniz?

Alın size düşünmeye bir paradoks.

Yazarın Tüm Yazıları