Hakan Erdem Yazıları

Hakan Erdem

Sanal dünyanın gerçek yaraları

01.06.2026 15:26
Haber Detay Image

Bir zamanlar şiddet denildiğinde aklımıza daha çok fiziksel güç, yüksek ses, tehdit, baskı ya da görünür yaralar gelirdi. Oysa bugün şiddet yalnızca sokakta, evde, okulda ya da iş yerinde karşımıza çıkmıyor. Artık cebimizde taşıdığımız telefonların ekranında, sosyal medya hesaplarının yorumlarında, saniyeler içinde yayılan paylaşımlarda ve isimsiz profillerin arkasına saklanan cümlelerde de şiddetin yeni yüzüyle karşılaşıyoruz.

Bu yeni yüzün adı bazen dijital linç bazen siber zorbalık bazen de insanın ruhunda derin izler bırakan görünmez bir baskıdır.

Dijital çağ insana büyük imkânlar sundu. Bilgiye ulaşmak kolaylaştı, sesini duyurmak isteyenler için yeni mecralar açıldı. Ancak sosyal medya doğru kullanılmadığında insan onurunu zedeleyen, bireyleri hedef hâline getiren ve toplumsal vicdanı yaralayan bir alana dönüşebiliyor.

Bugün bir insanın yıllarca emek vererek kazandığı itibarı saniyeler içinde yazılan sorumsuz bir yorumla zedelenebiliyor. Bir gencin özgüveni hiç tanımadığı kişilerin acımasız cümleleriyle kırılabiliyor. Bir kadının hayatı, özel alanına yapılan dijital müdahalelerle altüst olabiliyor. Bir çocuğun iç dünyası, ekranlara taşınan akran zorbalığıyla derin bir yalnızlığa sürüklenebiliyor.

En acı tarafı ise dijital şiddetin mağdurlarının çoğu zaman sessiz kalmasıdır. Çünkü ekranın arkasındaki saldırgan görünmezdir ama mağdurun yaşadığı acı gerçektir. Yazılan bir cümle silinebilir fakat bıraktığı iz kolay kolay silinmez. Hakaret, iftira, alay etme, tehdit ya da küçük düşürücü bir yorum fiziksel bir darbe kadar görünür olmayabilir fakat insanın onuruna, huzuruna ve yaşama sevincine ağır bir darbe indirebilir.

Bir okul koridorunda duyulabilecek şu cümle aslında çağımızın en sarsıcı özetlerinden biridir:

“Hocam, oğlum artık okula gitmek istemiyor çünkü arkadaşları onun fotoğrafını paylaşıp altına alaycı yorumlar yazmışlar.”

Dışarıdan bakıldığında sadece bir fotoğraf, birkaç kelime, yorum gibi görünen şey; bir çocuğun içine kapanmasına, ailesinden uzaklaşmasına ve aynaya bile eskisi gibi bakamamasına neden olabiliyor. İşte sanal şiddetin en tehlikeli yanı burada başlıyor: Fiziksel olarak dokunmadan da bir insanın hayatına ağır bir yük bırakabiliyor.

Bu noktada kendimize sormamız gereken temel soru şudur:

Bir insanı eleştirmekle onu yok etmeye çalışmak arasındaki çizgiyi ne zaman kaybettik?

Elbette herkes düşüncesini ifade edebilir. Elbette haksızlığa, suça, istismara ve toplumsal sorunlara karşı ses yükseltmek kıymetlidir. Ancak eleştiri başka linç başka bir şeydir. Eleştiri bir fikri hedef alır, linç insanın varlığını hedef alır. Eleştiri çözüm arar, linç öfke kusar. Eleştiri topluma katkı sunar, linç toplumu daha da kutuplaştırır.

Siber zorbalık ise özellikle çocuklar ve gençler açısından çok daha derin bir tehlike oluşturuyor. Eskiden okulda, sınıfta ya da mahallede yaşanan akran zorbalığı bugün cep telefonları aracılığıyla günün her saatine yayılabiliyor. Çocuk artık sadece okulda değil; evinde, odasında hatta ailesinin yanında bile zorbalığın hedefi hâline gelebiliyor.

Bu nedenle ailelere, eğitimcilere, medya mensuplarına ve topluma büyük sorumluluklar düşüyor. Çocuklarımızı yalnızca fiziksel tehlikelerden korumak yetmez, onları dijital dünyanın görünmeyen risklerine karşı da bilinçlendirmek zorundayız. Bir çocuğun ekran başında ne izlediği, kimlerle iletişim kurduğu, hangi yorumlara maruz kaldığı ve hangi içeriklerden etkilendiği artık ailelerin daha ciddi biçimde takip etmesi gereken bir konudur.

Şiddetin biçimi değişse de özü değişmiyor. Dün sözle, baskıyla ve tehditle yapılan saldırılar bugün beğeni, yorum, paylaşım ve etiketler aracılığıyla karşımıza çıkıyor. Dün kalabalıkların önünde küçük düşürme vardı bugün dijital kalabalıkların önünde itibarsızlaştırma var. Dün dedikodu mahalle aralarında yayılırdı bugün saniyeler içinde binlerce kişiye ulaşabiliyor.

“Alt tarafı bir yorum”, “Sosyal medya işte”, “Takma kafana”, “Engelle geç” gibi cümleler mağdurun yaşadığı acıyı küçümsemekten başka bir işe yaramaz. Çünkü bazı yorumlar insanın kalbinde ağır bir yük bırakır. Bazı tehditler kişinin güven duygusunu sarsar. Bazı paylaşımlar bir insanın ailesini, işini, sosyal çevresini ve ruh sağlığını etkileyebilir.

Dijital dünyada ahlak en az gerçek hayattaki ahlak kadar önemlidir. Klavye başında yazılan her kelimenin bir muhatabı vardır. O muhatabın bir kalbi, ailesi, hayatı, geçmişi, hassasiyetleri ve onuru vardır. Ekranın arkasında görünmeyen insan aslında gerçektir.

Unutmayalım: Dijital dünyada da kul hakkı vardır.

Şiddet sadece yumrukla başlamaz.

Bazen bir kelimeyle başlar.

Bazen bir yorumla büyür.

Bazen bir paylaşımın ardından sessizce bir insanın hayatına çöker.

Artık yeni bir toplumsal bilinç inşa etmenin zamanı geldi. Ekranın arkasına saklanan öfkeye karşı insan onurunu, dijital linç kültürüne karşı adaleti, siber zorbalığa karşı merhameti büyütmeliyiz.

Çünkü insanı inciten her dil hangi mecrada kullanılırsa kullanılsın şiddetin bir parçasıdır.

Yazarın Tüm Yazıları