Fatma Ece Gödeoğlu Yazıları

Fatma Ece Gödeoğlu

Zeplin Art’ta Fassbinder

10.02.2026 18:30
Haber Detay Image

Sevgili okurlarım,

ZeplinArt Sanat Dergisi'nin iki yıldır hem dijital hem de basılı olarak yayın hayatına kararlılıkla devam ettiğini sizlere onurla duyurmak isterim. İkinci yılında ZeplinArt, Alman sinemasının haylaz çocuğu, kült yönetmen Rainer Werner Fassbinder için özel bir dosya hazırladı.

Bu kapsamlı Fassbinder dosyasında; yazar ve gazeteci Sevin Okyay, Dr. Ufuk Akkuş, Prof. Dr. Selman Vefa Yıldırım, genel yayın yönetmenimiz Zeynep Çiftçi, Özgür Tuna, Evrim Duyal Akses ve nam-ı diğer edebiyat duayeni Uğur Ün imzası bulunuyor. Bu güçlü kadronun içinde benim de küçük bir katkımın yer alması benim için ayrıca kıymetli.

Derginin Ocak–Şubat–Mart sayısı yalnızca Fassbinder dosyasıyla sınırlı değil. Enis Batur, "Ahşap Köprü" şiiriyle bu sayıya eşlik ediyor. Türk sinemasının usta yönetmeni Şerif Gören'in üçüncü incisini kaleme alan Uğur Ün'ün özel dosyası dikkat çekiyor. Yasemin Demirel, "Çocuklar için Edebiyat" başlığı altında yazar Güzin Öztürk ile kapsamlı bir söyleşi gerçekleştiriyor. Dilşad Atasoy, Balkan Naci İslimyeli üzerine derinlikli bir inceleme sunarken, Lütfü Dağtaş yönetmen Tayfun Belet ile gerçekleştirdiği söyleşiyle sayıya güçlü bir belgesel sinema perspektifi kazandırıyor.

Zeplin Art'ın Fassbinder dosyasını okurken bunu bir kez daha düşündüm. Çünkü Rainer Werner Fassbinder, sinemada "hayranlık" talep eden bir auteur değil; yüzleşme talep eden bir figür. Zeplin Art tam da bu yüzden doğru bir yerden yaklaşıyor ona: Yumuşatmıyor, estetize etmiyor, kutsallaştırmıyor.

Fassbinder sineması rahat koltuklarda izlenecek bir sinema değildir. Onun filmlerinde aşk, şefkatli bir sığınak değil; çoğu zaman bir tahakküm biçimidir. Ali: Fear Eats the Soul'da sevgi sınıfsal utançla, Petra von Kant'ta arzu duygusal zorbalıkla, Veronika voss da aşk doğrudan ekonomik sömürüyle iç içe geçer. Zeplin Art dosyası, bu filmleri "duyarlı melodramlar" olarak değil, iktidarın gündelik hayatta nasıl işlediğini gösteren sert aynalar olarak okuyor.

Bu dosyayı değerli kılan şey, Fassbinder'in kişisel hayatını filmlerinden ayırmaya çalışmaması. Bugün hâlâ birçok sinema yazısı, yönetmenin şiddetini, yıkıcılığını, duygusal istismarını paranteze alma eğiliminde. Zeplin Art bunu yapmıyor. Fassbinder'in setlerdeki zorbalığıyla filmlerindeki duygusal sadizmin aynı yerden beslendiğini açıkça ima ediyor. Bu rahatsız edici dürüstlük, dosyanın asıl cesareti.

Fassbinder'i bugünden izlemek, onu daha da sert kılıyor. Çünkü anlattığı dünya geçmedi. Aksine, bugün sevgi neredeyse tamamen piyasa diline tercüme edilmiş durumda. Kim daha çok verir, kim daha az ister, kim vazgeçilmez, kim harcanabilir? Fassbinder'in melodramları, bugünün duygusal ekonomisini anlatan karanlık önsözler gibi duruyor. Zeplin Art dosyası, bu güncelliği sezdiriyor ama slogan atmıyor; okuru kendisi düşünmeye zorluyor.

Belki de Fassbinder'i hâlâ önemli kılan şey tam olarak bu: İyi hissettirmemesi. Onun sinemasında katarsis yoktur, arınma yoktur. Sadece çıplak ilişkiler vardır. İnsanların birbirine nasıl tutunduğunu değil, nasıl birbirini yaraladığını gösterir. Zeplin Art, bu yarayı romantize etmiyor.

Bu dosya, Fassbinder'i yeniden sevdirmek için değil, yeniden dayanılır kılmak için hazırlanmış denilebilir. Sevilmeyen ama görmezden gelinemeyen bir yönetmen Fassbinder…

Yazarın Tüm Yazıları