Fatma Ece Gödeoğlu Yazıları

Fatma Ece Gödeoğlu

Örtünün Kalktığı Çağ

12.02.2026 15:12
Haber Detay Image

Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar'daki kahramanı, modern insanın ilk prototipidir. Aşırı bilinçli, kendini didikleyen, her ihtimali hesaplayan ve bu yüzden hareketsiz kalan bir figür. O, cehaleti övmez; bilincin yükünü gösterir. Bilinç arttıkça mutluluk azalır, çünkü insan artık yalnızca yaşamakla yetinemez; yaşadığını anlamlandırmak zorundadır.

Kierkegaard ise daha erken bir tarihte, Ölümcül Hastalık'ta umutsuzluğu tanımlar: Umutsuzluk, insanın kendisi olamaması ya da kendisi olmak istememesidir. Bu, fiziksel bir hastalık değil, ruhsal bir yarılmadır. Ona göre asıl trajedi, insanın kendi benliğiyle kurduğu yanlış ilişkidir. Yani mesele dış dünya değil; insanın içindeki çatışmadır.

Bugün teknoloji sayesinde bilgiye erişim demokratikleşti. Bir zamanlar yalnızca seçkinlerin sahip olduğu kültürel sermaye artık birkaç tık uzağımızda. Ekonomik fırsatlar, sosyal ağlar, küresel bağlantılar… Tarihin hiçbir döneminde bu kadar çok seçeneğimiz olmamıştı. Ama aynı zamanda tarihin hiçbir döneminde bu kadar yoğun bir karşılaştırma, bu kadar sürekli görünürlük, bu kadar kesintisiz bilinç bombardımanı da yaşanmamıştı.

Sorulması gereken soru şu: Daha mı mutluyuz?

Modern insan artık yalnızca hayatta kalma mücadelesi vermiyor. Kim olduğunu kanıtlama mücadelesi veriyor. Eskiden kimlikler daha dar ama daha sabitti. Doğduğun yer, ailen, mesleğin, inancın… Çerçeve belliydi. Dar olması özgürlüğü kısıtlıyordu belki ama belirsizliği azaltıyordu. Şimdi çerçeve genişledi; hatta çoğu zaman yok oldu. Özgürüz. Ama yönsüz.

Seçenek bolluğu bir nimet gibi görünür. Oysa psikolojide "karar yorgunluğu" diye bir kavram var. Seçenek arttıkça tatmin azalır. Çünkü her seçim, seçilmeyen ihtimallerin yasını taşır. Eskiden "bu kader" denilen şey, bugün "yanlış tercih" olarak algılanıyor. Sorumluluk arttı, dolayısıyla kaygı da arttı.

Bir başka kırılma noktası: Karşılaştırma kültürü. Sosyal medya yalnızca bir iletişim aracı değil; sürekli performans sergilediğimiz bir sahne. Başkalarının en iyi anlarıyla kendi sıradan anlarımızı kıyaslıyoruz. Herkes mutlu, üretken, fit, başarılı, âşık ve huzurlu görünüyor. Gerçeklik değil, vitrin izliyoruz. Ama bilinç vitrinle gerçeği ayırt etse bile duygu çoğu zaman buna ikna olmuyor.

Değerlerin Çöküşü ve Anlam Kriz

Bu noktada Nietzsche'nin teşhisi devreye giriyor: "Tanrı öldü." Bu söz yalnızca teolojik bir iddia değil; değerlerin çöküşüne dair bir tespittir. Geleneksel anlam kaynakları zayıfladı. Ahlak, tüketim etiğine indirgenebiliyor. İyi insan olmak yerine başarılı insan olmak yüceltiliyor. Kimlik bir karakter meselesi olmaktan çıkıp bir performans meselesine dönüşüyor.

Dostoyevski'nin yeraltı adamı aşırı bilinç yüzünden eylemsizdir. Modern insan ise aşırı seçenek yüzünden dağılmıştır. Kierkegaard'a göre kurtuluş "inanç sıçramasıdır" — aklın ötesine geçerek bir anlam zeminine tutunmak. Ama bugün inanç yalnızca dini anlamda değil; genel olarak güvenilecek bir çerçeve bulmak anlamında da zorlaştı. Şüphe, çağın erdemi haline geldi. Kesinlik neredeyse naiflik sayılıyor.

Daha mı Mutsuzuz, Yoksa Örtü mü Kalktı?

Depresyon ve anksiyete oranları artıyor. Yalnızlık modern toplumun en görünmez salgınlarından biri. İnsanlar kalabalıklar içinde izole. Dijital olarak bağlı ama duygusal olarak kopuk. Her şey hakkında konuşabiliyoruz ama nadiren gerçekten anlaşılmış hissediyoruz.

Ama tabloyu romantize etmek de yanıltıcı olur. Geçmiş, sanıldığı kadar huzurlu değildi. Fiziksel acı, yoksulluk, baskı ve bilgiye erişim eksikliği çok daha yaygındı. İnsanlar belki daha az düşünüyorlardı; ama daha çok katlanıyorlardı. Kadınların, azınlıkların, farklı düşünenlerin yaşadığı tarihsel yükleri unutmak kolay değil.

Belki de mesele "eskiden daha mutluyduk" ya da "şimdi daha mutsuzuz" ikiliğinden ibaret değil. Belki de mesele şu: Bilinç arttı ama anlam üretme kapasitemiz aynı hızda gelişmedi. Bilgiye ulaşmak kolaylaştı; bilgiyi sindirmek, ona bir yön vermek zorlaştı.

Cehalet gerçekten mutluluk muydu? Yoksa sadece kaygının farkında olmamak mıydı?

Özgürlük ve Yükü

Modern insanın trajedisi, artık hiçbir şeye körü körüne inanamaması olabilir. Ama aynı zamanda her şeyin sorumluluğunu omuzlarında hissetmesi. Özgürlük genişledikçe yük ağırlaştı. Çünkü özgürlük, yalnızca seçim hakkı değil; seçimin sonuçlarına katlanma cesaretidir.

Belki de bugün yaşadığımız şey ahlaki yoksunlaşmadan çok, ahlaki belirsizliktir. Eski pusulalar bozuldu. Yenilerini üretmek ise zahmetli. Ve bu zahmet, kolay tüketim çağında cazip görünmüyor.

Dostoyevski bize bilincin karanlığını gösterdi. Kierkegaard umutsuzluğun teşhisini koydu. Nietzsche değerlerin çöküşünü ilan etti. Hepsinin ortaklaştığı nokta şu: İnsan, kendisiyle baş başa kaldığında ürkütücüdür.

Teknoloji bizi mutsuz etmedi belki. Ama kendimizden kaçma imkânımızı azalttı. Sürekli bağlantı, sürekli maruz kalma, sürekli bilinç… Artık bilmeme lüksümüz yok.

Yazarın Tüm Yazıları