İnsan ilişkileri, çocuklukta öğrenilen bağlanma kalıplarının yetişkinlikteki sahnesidir. Kime çekildiğimiz, kimden kaçtığımız, neden aynı ilişki döngülerini tekrar tekrar yaşadığımız; büyük ölçüde erken bağlanma deneyimlerimizin sonucudur. Narsistik yapı bu sahnede bir "kişilik sorunu" olmaktan çok, bozulmuş bir bağlanma stratejisi olarak ortaya çıkar.
Bağlanma kuramına göre çocuk, bakım verenle kurduğu ilişki üzerinden dünyayı ve kendisini anlamlandırır. Güvenli bağlanan çocuk hem yakınlık kurabilir hem de bağımsız olabilir. Ancak bağlanma ihtiyacının tutarsız, koşullu ya da travmatik biçimde karşılandığı durumlarda, çocuk güvenli bir içsel zemin geliştiremez. Bu eksiklik, yetişkinlikte farklı bağlanma stilleri olarak karşımıza çıkar.
Narsistik yapı çoğunlukla kaçıngan bağlanma ya da kaotik (dezorganize) bağlanma zemininde gelişir. Kaçıngan bağlanan çocuk, yakınlığın acı verdiğini öğrenmiştir. Duygularını bastırır, ihtiyaçlarını inkâr eder, "kimseye muhtaç değilim" söylemini benimser. Yetişkinlikte bu, bağımsızlık fetişizmi ve duygusal mesafe olarak görünür.
Dezorganize bağlanmada ise daha derin bir çelişki vardır: Yakınlık hem arzulanır hem de korkutucudur. Bakım veren figür aynı anda hem güven hem de tehdit kaynağı olmuştur. Bu durumda çocuk, tutarlı bir bağlanma stratejisi geliştiremez. Narsistik bireylerde sıkça görülen ani idealizasyon–değersizleştirme döngüsü, bu içsel çelişkinin ilişkisel yansımasıdır.
Narsist, ilişkide başta yoğun bir yakınlık kurar. Hayranlık, ilgi ve bağlanma hızla artar. Bu dönem, karşı taraf için "özel" hissettiren bir evredir. Ancak yakınlık derinleşmeye başladığında, narsistik savunmalar devreye girer. Çünkü gerçek yakınlık, sahte benliğin sürdürülemez hâle gelmesi demektir. Bu noktada mesafe koyma, küçümseme ya da geri çekilme başlar.
Bağlanma stili burada belirleyicidir. Narsist için ilişki, duygusal bir paylaşım alanı değil; benlik düzenleme aracıdır. Karşı taraf, onun içsel boşluğunu doldurmakla görevlidir. Bu görev yerine getirilmediğinde ya da sorgulandığında, ilişki tehdit olarak algılanır.
İlginç olan şudur: Narsist sıklıkla kaygılı bağlanan bireylerle eşleşir. Kaygılı bağlanan kişiler, yakınlık arar, terk edilmekten korkar ve ilişkiyi sürdürmek için kendilerinden ödün vermeye daha yatkındır. Bu eşleşme, başta güçlü bir çekim yaratır; ancak zamanla toksik bir bağımlılık döngüsüne dönüşür.
Bu döngüde narsist kaçar, kaygılı bağlanan kovalar. Narsist mesafe koydukça karşı taraf daha çok bağlanır; karşı taraf bağlandıkça narsist daha fazla geri çekilir. Her iki taraf da çocuklukta öğrendiği bağlanma senaryosunu yeniden oynar. Bu, aşk değil; tanıdık bir acıdır.
Bağlanma stillerinin en yıkıcı tarafı, bilinçdışı tekrar eğilimidir. Kişi, acı veren ilişkilere "neden hep böyle insanlar beni buluyor?" diyerek girer. Oysa mesele kimin bulunduğu değil, kime bağlanıldığıdır. Narsistik yapı da bu tekrarın hem faili hem de ürünüdür.
İyileşme, bağlanma stilinin fark edilmesiyle başlar. Güvenli bağlanma, sonradan öğrenilebilir; ancak bu, sahte benliği bırakmayı ve gerçek ihtiyaçlarla temas etmeyi gerektirir. Narsistik yapı için bu süreç zordur; çünkü yakınlık, aynı zamanda çocukluk yarasının açılması anlamına gelir.
Özet olarak narsisizm, bağlanamayan bir benliğin dışavurumudur. Yakınlık arzusuyla yakınlıktan kaçış arasındaki bu gerilim, ilişkileri bir kumar masasına çevirir. Kazanmak değil, kaybetmemek hedeflenir. Oysa sağlıklı ilişkiler, risk almayı değil; duygusal güveni gerektirir.









