Davut Karabulut Yazıları

Davut Karabulut

Yapay Zekâ Erişim Krizleri Karşısında Türkiye Ne Kadar Hazır?

15.06.2026 06:01
Haber Detay Image

12 Haziran 2026’yı, küresel yapay zekâ tarihinde kırılma anı olarak not düşmek gerekecek. ABD Ticaret Bakanlığı’na bağlı BIS’in tek bir imzayla Anthropic’in Fable 5 ve Mythos 5 modellerini tüm dünyaya fiilen kapatması uzun süredir teoride konuştuğumuz AI bağımlılığının, sahada ilk büyük stres testi oldu.

Bu küresel stres testi ışığında şu kritik soruyu sormak gerekiyor: Yapay zeka sistemlerinde ani erişim kesintileri karşısında Türkiye ne kadar hazırlıklı?

Türkiye, yapay zekâ alanında son yıllarda belirgin bir ivme yakalamış olsa da, mevcut tablo çift yönlü bir gerçekliğe işaret etmektedir. Nitekim Oxford Insights’ın 2025 Hükümet AI Hazırlık Endeksi’nde Türkiye, 195 ülke arasında 53. sıraya yerleşmiş durumda; genel puan 58,91. Kâğıt üzerinde tablo fena görünmüyor: politika kapasitesinde 77,5, kamu sektörü benimsemesinde 77,59 gibi oldukça yüksek skorlar var. Ama geliştirme–yayılım tarafındaki 49,36 ve dayanıklılıktaki 47,27, “strateji var, kas henüz yok” diyebileceğimiz dengesiz bir profil çiziyor.


Özellikle politika kapasitesi ve kamu sektörü benimsemesi gibi alanlarda elde edilen yüksek skorlar, devletin bu alana stratejik bir öncelik verdiğini göstermektedir. Buna karşın geliştirme ve yayılım kapasitesinin düşük kalması, teorik hazırlık ile pratik uygulama arasındaki boşluğu açık biçimde ortaya koymaktadır. IMF’nin AI Hazırlık Endeksi’nde Türkiye’nin 0,54 puanla gelişmiş ekonomilerin belirgin şekilde gerisinde, gelişmekte olanların ise az da olsa üzerinde yer alması da bu tabloyu tamamlıyor. Yani Türkiye, “lig atlamaya hevesli ama hâlâ orta sınıf” diyebileceğimiz bir pozisyonda.


Türkiye’nin güçlü yönleri arasında 114 teknoparkta faaliyet gösteren 12 binden fazla Ar-Ge ve inovasyon odaklı girişimi kapsayan geniş teknopark ağı, artan girişim sayısı ve kamu destekli projeler yer almaktadır. TRUBA altyapısı, yerli büyük dil modeli Bilge ve HAVELSAN MAIN gibi platformlar, yerli kapasite inşası açısından önemli adımlar olarak öne çıkmaktadır. TRUBA kapsamında 80 binden fazla işlemci çekirdeği ve yüzlerce GPU ile sağlanan hesaplama gücü, bu yerli kapasitenin teknik omurgasını oluştururken; 457 aktif AI girişimi ve TBMM Yapay Zekâ Araştırma Komisyonu’nun 860 sayfalık, 100 stratejik öneri içeren raporu kurumsal farkındalığın ve stratejik ilgi düzeyinin yüksekliğine işaret etmektedir.

Buna rağmen tüm bu varlıkların henüz ulusal ölçekte entegre ve koordineli bir ekosistem oluşturduğunu söylemek zordur; mevcut yapı daha çok parçalı ve sektörel ilerlemelerden oluşmaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin AI hazırlık seviyesi, “potansiyeli yüksek ancak sistemik bütünlüğü sınırlı” bir yapı olarak tanımlanabilir. Böylesi bir yapı, kriz anlarında dayanıklılık üretmekte zorlanabilecek bir kırılganlık barındırmaktadır.

Türkiye’nin yapay zekâ ekosistemindeki en önemli risklerinden biri, sektörel bazda dışa bağımlılığın yeterince görünür olmamasıdır. Milli İstihbarat Akademisi’nin Nisan 2026 tarihli raporu, bu bağımlılığı enerji, finans, telekomünikasyon, savunma tedarik zinciri ve kamu dijitalleşmesi gibi kritik alanlarda net biçimde ortaya koymaktadır. Rapor, “AI benimsenmesi hızlanırken yönetişim, denetim ve güvenlik mekanizmaları aynı hızda gelişmiyor” tespitiyle yapısal bir paradoksa işaret etmektedir.

Bu çerçevede finans sektörü, söz konusu bağımlılığın en hızlı derinleştiği alan olarak öne çıkmaktadır. Finans tarafında tablo daha çıplak: Dolandırıcılık tespiti, kredi skorlama, algoritmik risk yönetimi gibi işlemlerin önemli bir kısmı, kapalı kaynak yabancı AI servislerinin sağladığı dış API’lere dayanıyor. Bu API’lerden birinin Fable 5 benzeri bir kararla devre dışı kalması, bankaların “arka ofis zekâsını” anında felç edebilir.

Ayrıca raporun altını çizdiği üzere, YZ destekli dolandırıcılık otomasyonu ve sentetik kimlik kullanımının finansal kurumlardaki çok katmanlı doğrulamaları aşma riski de büyüyen bir diğer tehlikedir. Özellikle KVKK kapsamında otomatik karar alma süreçlerinin AI özelinde net tanımlanmamış olması, Fable 5 benzeri kesintilerde yalnızca operasyonel değil, aynı zamanda hukuki ve düzenleyici belirsizlikleri de artırmaktadır.

Sağlık sektörü de benzer bir risk profiline sahiptir. Görüntü işleme, teşhis destek sistemleri ve ilaç geliştirme süreçlerinde AI kullanımı hızla artarken, bu sistemlerin ne kadarının yerli ve denetlenebilir olduğu, ne kadarının dış kaynaklı kapalı kutu çözümlere dayandığı çoğu zaman net değildir. Bu görünürlük eksikliği, teknik risklerin ötesinde veri güvenliği, etik denetim ve düzenleyici çerçeve açısından ciddi sorunlar yaratmaktadır.

Enerji ve telekomünikasyon altyapıları ise AI destekli siber tehditler açısından en yüksek risk grubunda yer almaktadır. Bu alanlarda yaşanacak bir kesinti, yalnızca dijital sistemleri değil, fiziksel altyapıyı da doğrudan etkileme potansiyeline sahiptir.

Rapor, savunma tedarik zincirindeki dış yazılım bağımlılığına da özel olarak dikkat çekerken; Baykar ve HAVELSAN gibi aktörlerde biriken yerli AI kapasitesinin finans, sağlık ve kamu dijitalleşmesi gibi savunma dışı sektörlere yeterince transfer edilememesi, bu tablodan çıkarılabilecek en önemli yapısal kayıplardan biri olarak değerlendirilmelidir.

Nisan ayında MİA raporuyla belgelenen bu kurumsal ve yapısal zafiyetlere karşı en net devlet refleksi, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından 13 Haziran 2026’da Tersane İstanbul’da açıklanan 2026–2030 Yapay Zekâ Eylem Planı ile gelmiştir.

Türkiye’nin bu alandaki en kapsamlı yol haritalarından biri olarak öne çıkan plan; “Fark et, istifade et, üret ve yönet” eksenleri üzerine kurulu olup, hem insan kaynağı hem altyapı hem de yönetişim boyutlarını kapsayan bütüncül bir yaklaşım sunmaktadır.

“Fark et” ekseni kapsamında Ulusal Yapay Zekâ Okuryazarlığı Programı ile 81 ilde kurulacak atölyeler aracılığıyla ilk iki yılda 5 milyon kişiye ulaşılması hedeflenirken; “İstifade et” ekseni, kamu yatırımlarında AI’a en az yüzde 2 pay ayrılmasını ve KOBİ’ler için AI kuponları ile eşleştirme programlarını içermektedir.

Planın en dikkat çekici yönlerinden biri, insan kaynağına yapılan güçlü vurgudur. 5 milyon kişiye ulaşmayı hedefleyen okuryazarlık programı, geniş tabanlı farkındalık için kritik önemdedir.

Buna ek olarak 10.000 ileri düzey AI uzmanı ve 100.000 uygulama profesyoneli yetiştirme hedefi, toplamda 110 bin kişilik bir uzman havuzu oluşturarak Türkiye’nin bu alandaki en kritik açığını kapatma potansiyeline sahiptir. Ancak bu hedeflerin gerçekleşmesi, eğitim kalitesi ve sürdürülebilirliği ile doğrudan ilişkilidir.

Altyapı tarafında veri merkezi kapasitesinin 250 megavattan 2030’a kadar en az 1 gigavata çıkarılması hedefi, Türkiye’nin dijital egemenlik iddiasını destekleyen önemli bir adımdır. Ancak küresel ölçekteki yatırım büyüklükleriyle karşılaştırıldığında Türkiye’nin daha seçici ve odaklı bir strateji izlemesi gerektiği açıktır: AB yaklaşık 200 milyar dolar, Fransa 109 milyar dolar, Suudi Arabistan ise 40 milyar dolar seviyesinde AI yatırımı planları açıklamış durumdadır.

Planın en kritik boyutu ise yönetişimdir. “Yönet” ekseni kapsamında en az beş sektörde düzenleyici sandbox ortamlarının kurulması, OECD ve AB ile uyumlu etik ve hak temelli bir çerçevenin oluşturulması ve İstanbul’un uluslararası bir AI yatırım ve diplomasi merkezi olarak konumlandırılması hedeflenmektedir. Düzenleyici sandbox ortamları, etik çerçeveler ve uluslararası uyum hedefleri, doğru yönde atılmış adımlar olmakla birlikte, uygulama kapasitesi bu alanın belirleyici unsuru olacaktır. Türkiye’nin geçmiş strateji belgelerinde yaşanan uygulama eksiklikleri ise, bu planın başarısı açısından önemli bir risk faktörü olarak öne çıkmaktadır.

Fable 5 krizinin en önemli derslerinden biri, tekil teknoloji bağımlılığının sürdürülebilir olmadığıdır. Bu nedenle Türkiye için en rasyonel yaklaşım, açık ve kapalı kaynak çözümleri dengeleyen hibrit bir AI mimarisinin geliştirilmesidir. Bu model, hem esneklik hem de güvenlik açısından daha dengeli bir yapı sunmaktadır. Hibrit yaklaşımın temel ilkeleri; model eğitiminde güvenli erişim, çıkarım süreçlerinde yerel kapasite kullanımı, yazılım katmanında taşınabilirlik ve kamu alımlarında stratejik seçicilik olarak özetlenebilir. Bu yaklaşım, dışa bağımlılığı tamamen ortadan kaldırmayı değil, yönetilebilir ve öngörülebilir bir seviyeye çekmeyi hedefler.

Bu dönüşüm, Fable 5 krizinden çıkarılan derslerle üç aşamada ele alınmalıdır:

  • AI bağımlılık envanteri çıkarılmalı, yabancı API etkileri haritalandırılmalı, güvenlik standartları belirlenmeli ve “kontrollü devre dışı bırakma” senaryoları test edilmelidir.

  • Hibrit mimari devreye alınmalı; Bilge ve HAVELSAN MAIN gibi yerli çözümler üretim ortamlarında yaygınlaştırılırken, AB’nin CADA ve Chips Act 2.0 çerçeveleriyle uyumlu bir düzenleyici altyapı kurulmalıdır.

  • Türk Devletleri Teşkilatı ile ortak Türkçe model ekosistemi, veri merkezi kapasitesinin 1 gigavata çıkarılması ve İstanbul’un bölgesel bir AI merkezi haline gelmesi, Türkiye’nin jeopolitik konumlanmasını belirleyecek temel adımlar olacaktır.

Teknik altyapı açısından TRUBA’nın kapasitesinin genişletilmesi, Bilge modelinin olgunlaştırılması ve HAVELSAN MAIN platformunun kamuda ve kritik sektörlerde yaygınlaştırılması kritik öneme sahiptir. Bu teknik omurgayı destekleyen bir diğer unsur ise, 1 Nisan 2026 itibarıyla 81 ilde devreye giren ve edge computing imkanlarını genişleten 5G altyapısıdır; ancak mevcut Non-Standalone (NSA) yapı nedeniyle fiber altyapının güçlendirilmesi gerekmektedir. Kurumsal düzeyde ise kamu kurumlarının AI bağımlılık envanterinin çıkarılması ve “kontrollü devre dışı bırakma” senaryolarının test edilmesi gerekmektedir. Bu tür senaryolar, kriz anında sistemlerin nasıl tepki vereceğini önceden öngörmek açısından kritik bir araçtır.

Türkiye’nin yapay zekâ alanındaki başarısı, teknik kapasiteden ziyade uygulama disiplini ve kurumsal koordinasyon ile belirlenecektir. Mevcut durumda en büyük risk, strateji üretimi ile uygulama arasındaki boşluktur. Bu boşluk kapatılmadığı sürece, hazırlık seviyesi olduğundan daha yüksek görünebilir; ancak gerçek bir kriz anında sistem hızla kırılabilir.

Uzun vadede Türkiye’nin konumunu belirleyecek en önemli faktörlerden biri jeopolitik stratejidir. Türk Devletleri Teşkilatı ile geliştirilecek ortak dil modeli ve bölgesel iş birlikleri, Türkiye’nin etki alanını genişletebilir. İstanbul’un uluslararası bir AI merkezi haline gelmesi hedefi de bu bağlamda stratejik bir adımdır. Ancak bu vizyonun gerçekleşmesi, yalnızca teknik yatırımlarla değil, aynı zamanda uluslararası diplomasi, veri politikaları ve düzenleyici uyum ile mümkündür. Türkiye’nin bu alanda proaktif bir rol üstlenmesi gerekmektedir.

Fable 5 krizi, Türkiye için güçlü bir uyarı niteliğindedir. Bu kriz henüz yaşanmamış olsa da, potansiyel etkileri açıktır. Kurumsal AI sistemlerinde yaşanacak bir erişim kaybı, yalnızca operasyonel süreçleri değil, bu sistemlere gömülü kurumsal hafızayı da eş zamanlı olarak devre dışı bırakma potansiyeline sahiptir; AI artık enerji altyapısı kadar kritik bir iş sürekliliği riski haline gelmiştir. Türkiye’nin önünde iki seçenek bulunmaktadır: ya bu uyarıyı dikkate alarak dayanıklı bir sistem inşa etmek ya da ilk büyük kesintide hazırlıksız yakalanmak. Bu nedenle önümüzdeki dönem, strateji üretmekten çok uygulama ve koordinasyon kapasitesinin test edileceği bir süreç olacaktır.

Yazarın Tüm Yazıları