Toplumda adalet duygusunu en fazla zedeleyen konulardan biri, hiç kuşkusuz süresiz nafaka uygulamasıdır. Başlangıçta mağduriyetleri önlemek amacıyla getirilen bu düzenleme, zamanla amacının dışına çıkmış, birçok insan için ömür boyu süren bir ekonomik ve psikolojik yüke dönüşmüştür.
Türkiye'de süresiz nafaka uygulaması, 1988 yılında yapılan yasal değişiklikle hukuki zemin kazanmıştır. Daha sonra 2001 yılında yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu ile bu sistem korunmuştur. Amaç, boşanma sonrası yoksulluğa düşecek eşin korunmasıdır. Bu amaç meşrudur ve kimsenin buna itirazı yoktur. Ancak sorun, bu korumanın sınırlarının belirsiz olmasıdır.
Bugün gelinen noktada, birkaç ay süren evliliklerin ardından yıllarca nafaka ödemek zorunda kalan binlerce insan bulunmaktadır. Bu tablo, hukuken mümkün olsa da vicdanen kabul edilebilir değildir. Çünkü hukuk, sadece kanun metinlerinden ibaret değildir; aynı zamanda toplumsal adaletin teminatıdır.
Dünyadaki uygulamalara baktığımızda ise bambaşka bir tablo karşımıza çıkmaktadır. ABD, Almanya, Fransa ve İskandinav ülkelerinde nafaka genellikle belirli sürelerle sınırlandırılmakta, tarafların yeniden ekonomik bağımsızlık kazanmaları hedeflenmektedir. Süresiz nafaka, ancak istisnai ve çok özel durumlarda gündeme gelmektedir. Küresel eğilim açıkça göstermektedir ki, modern hukuk sistemleri ömür boyu nafaka anlayışından uzaklaşmaktadır.
Türkiye'de de son yıllarda bu konuda önemli bir farkındalık oluşmuştur. Hazırlanan yeni taslaklarda, nafaka süresinin evlilik süresiyle orantılı hale getirilmesi gündeme gelmiştir. Bu yaklaşım, hukuki açıdan son derece isabetlidir. Çünkü evlilik ne kadar kısa sürmüşse, tarafların ekonomik bağımlılığı da o kadar sınırlıdır. Ölçülülük ve hakkaniyet ilkesi bunu gerektirmektedir.
Ancak altını çizmek gerekir ki, tek kriter evlilik süresi olmamalıdır. Tarafların yaşı, gelir durumu, çalışma kapasitesi, sağlık durumu ve kusur oranı da dikkate alınmalıdır. Aksi halde mekanik bir sistem ortaya çıkar. Hukukun amacı matematiksel eşitlik değil, somut olayda adaleti sağlamaktır.
Kısa süreli evlilikler sonrası uzun yıllar nafaka ödenmesi, kamuoyunda haklı olarak "mağduriyet" olarak görülmektedir. Yeni düzenleme, doğru uygulanması halinde bu sorunu büyük ölçüde çözecektir. Nafaka, kişinin hayata yeniden tutunmasını sağlayan geçici bir destek olmalı; ömür boyu süren bir cezaya dönüşmemelidir.
Bir diğer önemli tartışma konusu ise yeni düzenlemenin geçmişe etkili olup olmayacağıdır. Hukukun temel prensibi gereği, bu tür düzenlemeler kural olarak geçmişe yürümez. Dolayısıyla yeni sistemin daha çok yeni davalara uygulanması beklenmektedir. Ancak halen nafaka ödemekte olan binlerce kişi açısından da uyarlama ve yeniden değerlendirme imkânlarının sağlanması, adalet duygusunun gereğidir.
Süresiz nafaka meselesi, sadece hukuki değil; aynı zamanda sosyal, ekonomik ve kültürel bir meseledir. Aile kurumunun güçlendirilmesi, gençlerin evlilikten korkmaması ve toplumda adalet duygusunun korunması için bu konuda dengeli bir reforma ihtiyaç vardır.
Unutulmamalıdır ki hukuk, güçlü olanı değil, haklı olanı korumak için vardır. Nafaka sistemi de kimseyi mağdur etmeyen, kimseyi de ömür boyu yük altına sokmayan bir denge üzerine kurulmalıdır.
Adil olan budur. Doğru olan budur. Toplumun beklentisi de budur.









