Kripto P2P Satışında Nasıl Dolandırıcı Durumuna Düşersiniz? Güncel Ceza Hukuku Boyutu
P2P kripto işlemlerinde başınızı en çok ağrıtacak şey kriptonun kendisi değil; karşınızdaki alıcı adına "bir başkasının" gönderdiği o banka havalesidir. Senaryo masum görünür: USDT'nizi satarsınız, parayı alırsınız, kriptoyu serbest bırakırsınız. Oysa parayı gönderen kişiyle kriptoyu alan kişi farklıysa, kimlik zinciri kırılmıştır. Aylar sonra parayı gönderen "dolandırıldım" diyerek şikâyetçi olduğunda, banka kaydı tek bir şeyi gösterir: o kişi size para göndermiştir. Savcının ilk gördüğü tablo budur. Kriptonun gerçek alıcıya gittiğini, sizinse yalnızca satıcı olduğunuzu anlatmak ise aylar sürebilir.
İşin özü şu: üçüncü taraf ödemesini kabul ettiğiniz an, artık sadece platformdaki alıcıya kripto satan kişi değilsiniz; tanımadığınız birinden para alıp, geri dönüşü olmayan dijital değeri bir başkasına aktaran kişi konumuna düşersiniz. Bu yazıda P2P kripto dolandırıcılığında üçüncü taraf ödemelerinin neden bu kadar tehlikeli olduğunu, hesabınızın hangi mevzuatla donabileceğini ve böyle bir tuzağa düştüğünüzde kendinizi nasıl savunacağınızı somut kanun maddeleriyle anlatacağım.
Üçüncü taraf ödemesi tam olarak nedir?
Temiz bir P2P işleminde mantık basittir: kriptoyu satın alan kişiyle, karşılığında Türk lirasını gönderen kişi aynı olmalıdır. Alıcı "Ahmet" ise, havale de Ahmet'in hesabından gelmelidir. Üçüncü taraf ödemesi tam burada devreye girer; parayı, alıcının kendisi değil, onunla doğrudan ilişkisi görünmeyen bir başkası gönderir.
İlk bakışta önemsiz bir ayrıntı sanılır. "Abi limitim doldu, arkadaşım göndersin" cümlesi gayriresmî piyasalarda o kadar sık duyulur ki, çoğu satıcı bunu sıradan bir kolaylık olarak görür. Oysa o cümle, hukuki açıdan tabloyu baştan değiştirir. Çünkü ödeme izi ile kripto izi artık örtüşmez. Para A kişisinden gelir, kripto B kişisine gider. İşte dolandırıcılık tam da bu kopukluğun içinde yaşar.
İşlemde üç kişi var, bankada yalnızca iki kişi görünüyor
Bu işlemde üç kişi vardır ama bankacılık sisteminde yalnızca ikisi görünür. Satıcı, kriptoyu elinde tutan, Türk lirası isteyen, parayı görüp kriptoyu serbest bırakan kişidir. Alıcı, platformda görünen, USDT'yi almak isteyen ve kriptoyu cebine atan kişidir. Üçüncü taraf gönderen ise satıcının hesabına parayı yatıran, ama kriptoyu almayan kişidir; çoğu zaman ortada bir kripto işlemi döndüğünden haberi bile yoktur.
Denklemdeki bütün sorun bu uyumsuzluktan doğar. Banka dekontu sade ve serttir; satıcının USDT'yi platformdaki alıcıya sattığını, parayı ise bir başkasının onun adına gönderdiğini anlatmaz. Yalnızca "şu kişi, şu kişiye şu parayı gönderdi" der. Ve bazen bu tek satır, bir soruşturma başlatmaya yeter.
Yüksek kur neden yemdir?
Türk P2P piyasasında alıcılar zaman zaman piyasanın üzerinde kur teklif eder. Piyasa dolar başına 45 lirayken birinin 48 lira önermesi, 1.000 dolarlık satışta anında 3.000 liralık bir fark demektir. Bu fark cazip görünür; ama asıl işlevi bambaşkadır: satıcının şüphesini köreltir.
Bedava peynir ancak fare kapanında bulunur derler ya, buradaki prim de aslında o peynirdir. Satıcı farka odaklanınca, üçüncü taraf ödemesi büyük bir hukuki risk değil, küçük bir operasyonel ayrıntı gibi görünmeye başlar. Tehlikeli cümle "sana 48'den veririm" değildir. Tehlikeli cümle "parayı bir başkası gönderecek" cümlesidir.
Bu tuzak pratikte hangi senaryolarla karşımıza çıkıyor?
Sahada karşılaştığımız tablolar birbirine benzese de, üçüncü taraf ödemesi tuzağı genellikle üç farklı kılıkta gelir. Üçünde de ortak nokta şudur: gerçek faili kuran kişi, banka izinin dışında kalmayı başarır.
Hesap kiralama düzeneği. Yurt dışında olduğunu söyleyen bir "ortak", yerli bir banka hesabına ihtiyaç duyduğunu anlatır. Önce küçük işlemlerle güven inşa eder, komisyon öder, parayı zamanında iade eder. Birkaç başarılı işlemden sonra "hafta sonu, param bloke, sen kendi paranı koy, biliyorsun sağlamım" der. Son işlemde mağdur kendi parasını yatırır, karşı taraf kriptoyu alıp kaybolur. Mağdur polise gittiğinde elinde failin gerçek adı, cüzdanı, numarası yoktur; yalnızca havale yaptığı isimler vardır. O isimlerden biri, masum bir P2P satıcısı olabilir.
Banka uyum biriminin alarmı. Bazen iş, bir şikâyetle değil, doğrudan bankanın içinden başlar. Ayda 60-70 bin lira döndüren bir hesap, birden yüz binlerce, milyonlarca lira hareket etmeye, tanımadığı onlarca kişiye para göndermeye başlar. Gelirle uyumsuz bu tablo, banka uyum sistemine "lisanssız bir ödeme düğümü" gibi görünür. Banka şüpheli işlem bildirimi yapar, hesabı inceler ve bu hesaba para gönderen ya da bu hesaptan para alan herkes — aralarında dürüst satıcılar da olmak üzere — zincire dahil olur.
Sahte ilan üçgeni. En zarif ve en tehlikeli olanı budur. Fail internette pahalı bir ürün (kamera, telefon, dizüstü) satışa çıkarır. Aynı anda bir P2P satıcısıyla, ürünün fiyatına denk gelen tutarda USDT alım işlemi açar. Alıcıya "limitim doldu, arkadaşım ödeyecek" der; ürünün alıcısına da satıcının banka hesabını verip parayı oraya yatırmasını söyler. Ürünün alıcısı parayı satıcıya gönderir, ürün gelmez; satıcı parayı ürün bedeli değil, kripto bedeli sanıp kriptoyu serbest bırakır. Sonuçta fail kriptoyu alır, ürünün alıcısı dolandırılmıştır ve banka dekontu masum satıcıyı işaret eder.
Hesabınız donduğunda hangi mevzuat devreye giriyor?
Kripto hukuku avukatı olarak net biçimde ifade etmem gerekir: P2P işleminden gelen paranın suç geliri olduğunu bilmeseniz dahi, hesabınız donabilir. Süreç çoğu zaman iki aşamada işler.
İlk aşama idaridir. Banka şüpheli bir işlem gördüğünde 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun çerçevesinde MASAK'a (Mali Suçları Araştırma Kurulu) bildirim yapar. MASAK, aynı Kanun'un 19/A maddesi uyarınca işlemi yedi iş günü süreyle askıya alabilir. Kâğıt üzerinde süre yedi iş günüdür; bu süre içinde adli bir tedbir alınmazsa bloke kendiliğinden kalkar. Ne var ki uygulamada çoğu kez tek bir işlem değil, hesabın tamamı bloke edilir.
İkinci aşama adlidir ve asıl uzun olan budur. Yedi günlük analizin sonunda şüphe güçlenirse MASAK dosyayı Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Bilişim sistemleri kullanılarak işlenen dolandırıcılık, hırsızlık ve aklama gibi katalog suçlarda, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun yeni 128/A maddesi savcıya hesapları hızla dondurma yetkisi verir: savcı kararıyla 24 saat, hâkim kararıyla üç haftaya kadar. Bunun ötesinde CMK 128 kapsamında banka hesaplarındaki hak ve alacaklara el konulabilir ve bu tedbirin yasal bir azami süresi yoktur; soruşturma boyunca sürebilir. Yani "yedi gün" diye duyduğunuz süre, çoğu zaman buzdağının yalnızca görünen kısmıdır.
Olay hangi noktada aklama (TCK 282) suçuna evriliyor?
Mesele yalnızca donmuş bir hesap değildir. Aktif bir hukuki müdahale yapılmazsa, soruşturma daha ağır bir yöne kayabilir. Türk Ceza Kanunu'nun 282. maddesi, alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin gayrimeşru kaynağını gizlemeye yönelik işlemleri "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama" suçu olarak tanımlar ve üç yıldan yedi yıla kadar hapis ile yirmi bin güne kadar adli para cezası öngörür.
Burada kritik bir ayrım var. Aklama suçunun oluşması için bir "öncül suç" ve genel kast, yani değerin suçtan geldiğinin bilinmesi gerekir. Sıradan, iyi niyetli bir P2P satıcısı için bu sorumluluk kendiliğinden doğmaz. Ancak aynı maddenin ikinci fıkrası daha sinsi bir ihtimale işaret eder: suça iştirak etmeksizin, malvarlığı değerinin bu özelliğini bilerek satın alan, kabul eden veya kullanan kişi iki yıldan beş yıla kadar hapisle cezalandırılır. "Bildiği hâlde göz yumdu" tartışması tam da burada başlar. Dolandırıcılığın kendisi ise bilişim sistemleri ya da banka aracılığıyla işlendiğinde TCK 158/1-f kapsamında nitelikli dolandırıcılık sayılır ve üç yıldan on yıla kadar hapis gündeme gelir.
"Dolandırıldım" demek yeterli mi?
Bir şikâyetin tek başına, bir banka havalesinin her alıcısını şüpheli koltuğuna oturtmaması gerekir. "Dolandırıldım" cümlesi, soruşturmanın sonu değil başlangıcı olmalıdır. Çünkü bu cümlenin ardındaki tablo her zaman aynı değildir. Bu noktada birkaç sorunun yanıtı, dosyanın kaderini belirler:
Neden şimdi? İşlem ocak ayında olduysa ve şikâyet aylar sonra geliyorsa, savcının "dolandırıldım" ifadesini eksiksiz bir açıklama olarak görmemesi gerekir. Kişi olanları ocak ayında mı fark etti, yoksa ancak hesabı bloke olunca mı "mağdur" oldu? Gerçek bir sahte-ürün mağduru hızla şikâyet eder; hesabını kiralayan biri ise çoğu zaman bankası onu arayana kadar sessiz kalır.
Tutar neden bu kadar isabetli? Sahte ilan dolandırıcılığında ürünün fiyatı bellidir. Ama P2P işleminde tutar, satıcı emri oluşturana kadar netleşmeyebilir. Satıcı 31.500 liralık USDT satışa açtıysa, bu rakam o ana özgüdür. Buna rağmen üçüncü taraf gönderen dakikalar içinde tam 31.500 lirayı yatırabiliyorsa, bu bir tesadüf değildir. Birinin tutarı, hesabı ve zamanlamayı eş zamanlı olarak iletmesi gerekir. Bu da çoğu zaman eş zamanlı yönlendirmeye, yani hesabın bilerek kullandırıldığına işaret eder.
Satıcıyı nereden buldu? P2P işlemlerinde satıcının telefon numarası, ilgisiz üçüncü kişilere açık değildir. Mağdur satıcıyla hiç doğrudan iletişim kurmadıysa, satıcının ona bir mal vaat etmediği, bir kazanç sözü vermediği ortadaysa, "satıcı beni dolandırdı" tezi zayıflar. Daha olası yapı şudur: fail, satıcıya "akrabam ödeyecek" derken, mağdura da satıcının hesabını verir; iki tarafı ayrı sohbetlerde yönetir.
Hesap kiralama: kurban mı, ihmalkâr mı, suç ortağı mı?
Bu ekosistemin büyük bölümü yerli banka hesaplarına dayanır. Yurt dışındaki aracılar, arbitrajcılar ve dolandırıcılar; Türkiye içinde lira alıp gönderebilecek kişilere ihtiyaç duyar. Hesap kiralama çoğu zaman bir girişim gibi pazarlanır: kişiye "yerel ortak" olduğu, ticarete yardım ettiği, hesabının artık değerli olduğu söylenir. Küçük komisyonlar ödenir, güven inşa edilir, sonra düzen çöker.
Hukuk sisteminin burada üç kategoriyi ayırması şarttır: gerçek mağdur, ihmalkâr hesap aracısı ve aktif dolandırıcılık katılımcısı. Üçünü de aynı kefeye koymak, tek hatası üçüncü taraf ödemesini kabul etmek olan dürüst satıcıları haksız yere suçun odağına taşır. Çoğu hesap kiralama dosyasında kişi, kendisi para kaybedene kadar işlem akışına gönüllü olarak katılmıştır; zarar görünce "mağdur" kimliğine bürünür. Bu yüzden savcının sorması gereken soru yalnızca "para kaybetti mi" değil, "parayı kaybetmeden önce ne yapıyordu" olmalıdır.
Bu tuzağa düşerseniz ne yapmalısınız?
Böyle bir dosyaya çekildiyseniz, iki şey hayatidir: hız ve belge. İlk 48 saat, çoğu zaman tüm sürecin seyrini belirler. Pasif bekleme, blokenin kalıcılaşmasının en sık nedenidir. Atılması gereken adımlar şunlardır:
İşleme ilişkin her kaydı derhal saklayın. P2P emir numarası (Order ID), platformdaki alıcının adı, üçüncü taraf ödemesinin istendiği sohbet, banka dekontu, paranın geldiği ve kriptonun serbest bırakıldığı zaman damgaları, cüzdan adresleri ve blok zinciri işlem kimliği (TxID). Platformun her şeyi sizin için sakladığını varsaymayın; kayıtlara erişim çoğu zaman zamanla zorlaşır, bu yüzden hemen dışa aktarın.
Zinciri baştan sona kurun. Amaç duygusal bir "ben yapmadım" savunması değil, işlemin mimarisini göstermektir: para bu kişiden geldi, ama kripto belgelenmiş bir P2P emri kapsamında bir başkasına gitti; şikâyetçiye mal satmadım, kazanç vaat etmedim, onunla platform dışında iletişim kurmadım. Bu ayrım her şeydir.
Zincir üstü analiz raporu hazırlatın. Kriptonun doğrudan platformdaki alıcıya geçtiğini gösteren zincir üstü (on-chain) teknik analiz, itirazınızı belirgin biçimde güçlendirir. Uygulamada, böyle bir raporla desteklenen itirazlarda blokenin kaldırılma süresi gözle görülür ölçüde kısalır.
İtirazınızı doğru mercie ve süresinde yapın. MASAK blokesine MASAK'a, CMK 128/A tedbirine sulh ceza hâkimliğine, banka kaynaklı blokeye banka uyum birimine. Özellikle CMK 128/A'da tebliğden itibaren işleyen itiraz süresinin kaçırılmaması gerekir.
Avukatsız ifade vermeyin. Bu dosyalar hem hukuki hem teknik bilgi ister; kast yokluğu argümanıyla zincir üstü analizi aynı anda yürütmek gerekir. Türkçeniz yeterli değilse, eksik anlamayla yetinmeyin; savcıyla, bankayla ve gerekirse borsayla iletişimi tam kuran biriyle ilerleyin.
Satıcının ölümcül hatası ve değişmez kural
Bir P2P satıcısı için en tehlikeli inanç, "banka havalesi geldiyse iş tamamdır" düşüncesidir. Değildir. Para gerçek olabilir, dekont sahici olabilir ve gönderen yine de sonradan dolandırıldığını iddia edebilir. Üçgenin bütün mantığı zaten budur: dolandırıcı, gerçek bir kişinin gerçek parasını kullanarak gerçek bir satıcıdan geri dönüşü olmayan kripto satın alır. Havaleyi sahtelemez; onu silah olarak kullanır.
Bu yüzden kural sert olmak zorundadır, çünkü risk de serttir: P2P işlemlerinde üçüncü taraf ödemesini asla kabul etmeyin. Kriptoyu alan kişi kimse, lirayı da onun hesabı göndermelidir. Kardeşi değil, eşi değil, arkadaşı değil, müşterisi değil, "limiti dolan" biri değil. İsim eşleşmiyorsa, kripto serbest bırakılmaz. Bu kural bazı işlemleri kaçırtabilir, kârı azaltabilir, karşı tarafı kızdırabilir. Ama alternatifi; donmuş bir hesap, bir savcılık dosyası ve bir başkasının parası sizin hesabınızdan geçtiği için aylarca verilen bir ispat mücadelesidir.
Sık sorulan sorular
P2P'de üçüncü taraf ödemesi kabul etmek suç mu? Kabul etmenin kendisi tek başına suç değildir; ama büyük bir risktir. Gönderen sonradan dolandırıldığını iddia ederse, banka kaydı sizi para alan kişi olarak gösterir ve nitelikli dolandırıcılık (TCK 158/1-f) ya da aklama (TCK 282) soruşturmasının görünen ucu olabilirsiniz. Güvenli yol, alıcı ile gönderenin aynı kişi olmasını şart koşmaktır.
Hesabım P2P işlemi yüzünden donduysa ne kadar sürede açılır? MASAK'ın 5549 sayılı Kanun'un 19/A maddesi kapsamındaki idari blokesi kâğıt üzerinde yedi iş günüdür; ancak savcılık CMK 128/A ya da 128 kapsamında adli tedbir alırsa süre uzar. Uygulamada süreç, sunulan belgelerin kalitesine göre genellikle haftalar, bazen aylar alır. Zincir üstü analiz raporu eklenen itirazlar süreci kısaltır.
"Dolandırıldım" diyen kişinin şikâyeti beni otomatik olarak suçlu yapar mı? Hayır. Şikâyet bir başlangıçtır, sonuç değil. Savcının; olayın ne zaman gerçekleştiğini, kişinin ne zaman fark ettiğini, şikâyeti neyin tetiklediğini ve hangi yazışmaları sakladığını incelemesi gerekir. Özellikle gönderenin tam tutarı dakikalar içinde isabetle yatırması, eş zamanlı yönlendirme şüphesini gündeme getirir.
Satıcı olduğumu nasıl kanıtlarım? İşlemin mimarisini belgeleyerek. P2P emir numarası, platform sohbeti, banka dekontu, kriptonun gittiği cüzdan adresi ve blok zinciri işlem kimliği ile kriptonun platformdaki alıcıya geçtiğini, şikâyetçiyle hiçbir doğrudan ilişkinizin olmadığını gösterirsiniz.
Hesap kiralamak suç mu? Hesabını bir başkasının para trafiği için kullandıran kişi, bilerek hareket ettiğinde aklama (TCK 282) dahil ciddi sorumluluklarla karşılaşabilir; bilmeden hareket etse bile en azından ihmalkâr aracı konumuna düşer. "Yerel ortaklık" gibi sunulan tekliflerin neredeyse tamamı bu riski taşır.
Son söz
P2P piyasasında prim peşin, risk veresiyedir. İşlem gününde fazladan üç bin lira cazip görünür; savcılık dosyası ise aylar sonra, çoğu zaman tuzağı kuran kişi çoktan ortadan kaybolmuşken gelir. Bu tuzağın en acı tarafı, çoğu zaman kötü niyetli birini değil, baskı altında küçük bir kolaylık gösteren sıradan bir satıcıyı vurmasıdır.
Bu alanda dosya yürüten bir avukat olarak söyleyebilirim ki, müvekkillerimin başını en çok ağrıtan dosyalar büyük dolandırıcılıklar değil, "küçük bir iyilik" sanılan o tek havaleden doğanlardır. Hatırlanması gereken tek cümle şudur: banka dekontu güvenlik garantisi değildir; kimlik zinciri kırıldığı an, görünen taraf siz olursunuz.
Kriptoda geri dönüş yoktur; o hâlde şüphe daima paradan önce gelmelidir. İsim eşleşmiyorsa, o kriptoyu kimseye serbest bırakmayın.
Av. Ahmet Karaca — Bilişim, siber suçlar, blok zinciri ve kripto varlık hukuku alanlarında ihtisaslaşmış Avukattır.









