Cem Yılmaz'a hiç gülmedim.
Bunu söylerken bir cephe açmıyorum, bir üstünlük kurmaya da çalışmıyorum. Mizah, insanın refleksiyle ilgilidir; zorla sevilemez, zorla anlaşılmaz. Yıllardır Türkiye'nin en büyük komedyeni olarak anılan bir isim var ve ben hiçbir zaman o refleksi hissedemedim. Kahkaha atamadım. En fazla, çevredeki coşkuya ayak uydurmak için yapılan kısa bir tebessüm… Hepsi bu.
Gösterilerinin büyük kısmını izlemedim. Çünkü gülmediğiniz bir mizahı takip etmeye çalışmak, kendinize borçlu olduğunuz bir şey değil. Herkesin mizah anlayışı farklıdır; bu yüzden bugüne kadar Cem Yılmaz'la aramda sessiz bir mesafe oldu. Ne sevdiğimden rol yaptım ne de sevmediğim için saldırdım.
Ta ki o videoya kadar. Son günlerde sosyal medyada sıkça paylaşılan, kadınlar ve yaş üzerine kurulu o espri önüme düştü. Kaçamadım. Merakla değil, mecburen izledim. Ve izlerken ne öfkelendim ne de tartışma isteği duydum. Sadece donup kaldım. Çünkü orada duyduğum şey, sahnede söylenen bir espriden çok daha fazlasıydı.
Cümle birebir şuydu:
"38 yaşında biriyle çıkıyorum, 'Buldu çıtırı' diyorlar. 38 ölmek üzere."
Bu cümleye bazıları kahkahalarla güldü biliyorum... Belki de asıl mesele tam olarak buydu. Çünkü bu söz, yıllardır kadınlara yöneltilen bir bakışın kısa ve sert bir özeti. Kadının yaşı, değeri, "kullanım süresi" gibi konuşulan o eski dil… Bu ülkede kadınlar kaç yaşında evlenmeli, kaç yaşında anne olmalı, kaç yaşında "miladını doldurdu" sayılmalı, kaç beden olmalı tartışmaları hiç bitmedi. Ve bu tartışmaların hepsi, sanki doğal bir gerçekmiş gibi kuşaktan kuşağa aktarıldı.
Mizah, tam da bu noktada devreye girmeliydi.
Ezberi bozmalıydı.
Bu dili ters yüz etmeliydi.
Ama burada yapılan şey, ezberi bozmak değil; ezberi sahneye taşımaktı. Üstelik hiçbir risk almadan, hiçbir sorgulama yapmadan. Espri, rahatsız edici olduğu için değil; fazlasıyla tanıdıktı... Çünkü bir çok kişinin zaten bildiği, zaten söylediği, zaten içten içe kabul ettiği bir cümleydi bu.
Kadın yaşıyla ilgili bu yaklaşım, komik olduğu için değil, alışıldık olduğu için alkışlandı.
"Abartıyorsun" diyenler olacaktır.
"Espri bu, niyet okumayın" denecektir.
Ama mesele niyet değil. Mesele etki. Sahnedeki bir cümle, sadece orada kalmaz. Dolaşıma girer, tekrar edilir, normalleştirilir. Hele bunu söyleyen kişi yıllardır "ülkenin en zekilerinden biri" olarak anlatılıyorsa, o söz sıradanlaşır, meşrulaşır.
Bu noktada mesele Cem Yılmaz'ı sevmek ya da sevmemek olmaktan çıkıyor. Mesele, mizahın nereye yaslandığı. Gücü olanın, alkış alacağını bilerek konuşması mı; yoksa gerçekten sınırları zorlaması mı?
Benim için bu espri, işte tam burada haddini aştı.
Çünkü bu söz, sadece bir şaka değildi.
Kadınlara yıllardır söylenen "vaktin doluyor" cümlesinin, sahnede alkışlanarak söylenmesiydi.
Ve mizah, bir grubu yaş üzerinden küçülttüğünde; hele bunu çok rahat bir yerden yaptığında, artık masum kalmaz.
Ben hâlâ Cem Yılmaz'a gülmüyorum.
Ama bu yazıyı gülmediğim için yazmadım.
Bu yazıyı, bir esprinin artık espri olmaktan çıktığı yerde durmak için yazdım.
Ve evet, bu noktada söylenecek tek şey var; BU SEFER HADDİNİ ÇOK AŞTIN CEM YILMAZ!!!









