Pelin Batu, İlber Ortaylı Hocamıza Minnet Duymalısın! O Telefon Olmasaydı "YOKTUN"
Geçtiğimiz günlerde bu köşede kaleme aldığım "SABATAYİZM TARTIŞMALARINDA BİLİMSEL EŞİK: HARVARD'DAN OXFORD'A 'Tarihin Esrarengiz Bir Sahifesi: Dönmeler ve Dönmelerin Hakikati'" başlıklı yazım, medyanın güçlü seslerinden OdaTV tarafından özel bir haber olarak değerlendirdi ve okurlara duyuruldu. Kendilerine bu kıymetli ve tarihi habercilik refleksi için teşekkür ederim.
Ancak bu haber vesilesiyle, OdaTV arşivinde yer alan 2011 tarihli "Pelin Batu'dan Bardakçı Hakkında Çarpıcı Açıklamalar" başlıklı röportaj yeniden dikkatimi çekti. Pelin Hanım, o dönem kendisine yöneltilen "Bir de Ahmet Almaz ile Yahudilik ile ilgili bir kitabınız vardı. Neden Yahudilik?" sorusuna şu yanıtı vermiş:
"Açıkçası benim öyle bir ilgi alanım değildi o ama Ahmet Almaz babamın makalelerinden bir kitap çıkarmıştı. Ve ısrarla ‘böyle bir kitap yazacağım siz de bir bölümünü yazar mısınız?’ dedi. Ben de iyi tamam yazarım dedim. O dönem zamanım da vardı. Oturdum kendi bölümümü yazdım ve teslim ettim. Özellikle seçilmiş değil, onlar teklif ettiler ben de kendi bölümümü yazdım."
Pelin Hanım'ın bu açıklaması kısmen doğru ifadeler barındırsa da adımı zikrederek "ısrarla" kelimesinin arkasına sığınması beni hayli şaşırttı ve açıkçası üzdü. Gönül isterdi ki Pelin Hanım, gerçeklerin tamamını anlatmasa bile en azından yaşanmışlıkları bu şekilde çarpıtarak aktarmasaydı.
Madem konu açıldı, o günlerin, o unutulmaz projelerin ve Türk televizyon tarihine damga vuran ekran serüvenlerinin gerçek hikayesini anlatmak da bize düştü. Şimdi herkesin o perde arkasını öğrenme zamanı...
İnal Batu’nun AK Parti Kulisleri ve 27 Nisan Bildirisi
2007 yılında, Ankara’da yoğun olarak bulunmamız sebebiyle merhum büyükelçi ve siyasetçi İnal Batu ile sık sık bir araya geliyorduk. Bu yakın diyaloğumuz, bizim editörlüğümüzde Pegasus Yayınları tarafından 2007 yılında basılan "Dış Politika Kıskacında Türkiye" isimli ortak kitap çalışmasıyla sonuçlandı.
Bu yoğun çalışma sürecinde, Sayın İnal Batu'nun o dönem Hatay Milletvekili olduğu CHP ile ciddi bir doku uyuşmazlığı yaşadığını fark ettim. Nitekim bir sohbetimizde kendisi bana açıkça, "Ben CHP'den ziyade size AK Parti'ye yakınım" itirafında bulundu. Bunun üzerine kendisine AK Parti'ye katılma fikrini sundum ve konuyu dönemin AK Parti İstanbul Milletvekili, AGİTPA Başkan Yardımcısı ve Türk Grubu Başkanı olan değerli hocamız Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş’a açtım.
Nevzat Hocamız bu fikri çok beğendi. Bir hafta sonra bana dönerek durumu Abdullah Gül ile paylaştığını, Abdullah Bey'in de "Hocam, İnal Bey çok önemli bir diplomattır. Çok iyi olur. Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile bu konuyu istişare edelim" dediğini aktardı. Ben de bu olumlu gelişmeyi sevinçle İnal Batu’ya ilettim.
İnal Bey'in cevabı netti: "Biraz bekleyelim, uygun bir zamanda AK Parti'ye katılırım. Ama bir şartım var; sen de benim danışmanım olacaksın."
Ancak tam bu süreç işlerken Türkiye siyasetini sarsan 27 Nisan E-Muhtırası yayınlandı. Bildirinin ardından İnal Bey'e geçiş sürecini yeniden sorduğumda, yüzündeki o pişmanlık ifadesiyle kurduğu şu cümleyi hiç unutmuyorum:
"Senin dediğini yapmadım, siyasi hayatım bitti. Keşke ilk teklif ettiğinde bu işi yapsaydık. Bu bildiriden sonra artık nasıl yapacağız?"
"Ben Ne Anlarım Tarihten, Edebiyatçıyım"
İşte bu tarihi dönemde, 2007 yılında İnal Bey ile Üsküdar İhsaniye İskele Mahallesi'ndeki evinde ve Şile Ahmetli köyündeki yazlığında sık sık görüşüyorduk. Ziyaretlerimiz esnasında değerli eşi merhume Nevra Hanım ve kızı Pelin Batu ile de bu vesileyle tanışmış olduk.
Bir gün Üsküdar’daki o büyüleyici Topkapı manzaralı evde İnal Bey ile sohbet ederken, Pelin Hanım da mutfakta bizlere çay hazırlıyordu. Kendisine nerede okuduğunu sorduğumda, "Boğaziçi Tarih" yanıtını verdi. Ben de o günlerde Yahudilik tarihi üzerine kapsamlı bir kitap hazırlığında olduğumu, arzu ederse kendisinin de bir bölümle katkı sunabileceğini belirttim. Kendisi ise bana aynen şu yanıtı verdi:
"Ben ne anlarım tarihten, ben edebiyatçıyım. New York'tan buraya yatay geçiş yaparken orada aldığım derslere en uygun burası olduğu için tarih bölümünü seçtim."
Pelin Hanım daha sonra kitap için 10 sayfa civarında bir yazı kaleme aldı. Ben de bu metne, 2007 yılında Nokta Kitap etiketiyle yayınladığımız ve arkasında Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın akademik bir ekinin de bulunduğu "Geçmişten Günümüze Yahudilik Tarihi" isimli eserimin ilk sayfalarında gururla yer verdim.
Bununla da yetinmeyip kendisini yayıneviyle tanıştırdım ve o dönem bir kitap bölümü için oldukça hatırı sayılır bir telif ödemesi almasını sağladım. Pelin Hanım, eline geçen bu para karşısında büyük bir şaşkınlık ve mutlulukla, "Hayatımda yaptığım işlerden ilk defa para kazandım" diyerek bana teşekkür etmişti.
Asmalımescit'teki Saygısız Menajer ve İlber Ortaylı'nın Telefonu
Bu süreçte, Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş hocamızın da büyük desteğiyle, Prof. Dr. İlber Ortaylı ile Osmanlı tarihi üzerine nehir söyleşi tarzında yeni bir büyük proje başlatmıştım. Bu çalışmaya Pelin Hanım'ın da dahil olmasını arzu ettim. Nevzat Hocama durumu açıp projeye Pelin Hanım’la birlikte gideceğimi söylediğimde, babacan tavrıyla, "Ahmetçiğim, ben seni tavsiye ediyorum. İster Pelin ile git ister Selin ile, orası tamamen senin bileceğin iş" diyerek bana tam yetki verdi.
Ancak tam bu süreçte Nokta Yayınevi ile ortağı Pegasus Yayınları arasında ticari bir problem baş gösterdi. Pelin Hanım bir gün benimle acil görüşmek istediğini belirterek beni Asmalımescit'e davet etti. Buluşmaya gittiğimde yanında "menajerim" diye tanıttığı bir beyefendi vardı.
Toplantı boyunca Pelin Hanım sessizliğini korurken, menajeri oldukça saygısız, sektöre ve emeğe yakışmayan bir üslup takındı. Ben de duruma sert ve net bir biçimde müdahale ettim. Sinema terminolojisini kullanarak; bu projenin fikir sahibinin, yapımcısının ve yönetmeninin kim olduğunu, başrolün kime ait olduğunu ve Pelin Hanım’ın bu senaryodaki gerçek yerini net bir dille yüzlerine vurdum. Verdikleri kibirli "İstemiyorsanız gideriz" cevabına karşılık hiç duraksamadan, "Tabii ki, güle güle" diyerek kapıyı gösterdim. Yani o an Pelin Batu projeden tamamen elenmişti!
Bu görüşmenin üzerinden bir hafta geçmişti ki telefonum çaldı. Arayan İlber Ortaylı hocamızdı. İlber Hoca, o her zamanki naifliği ve babacanlığıyla bana şu ricada bulundu:
"Ahmetçiğim, hanımefendiyi projeden çıkarma da biraz para kazansın..."
İşte gerçek bu! Pelin Hanım, İlber Ortaylı hocamıza minnet duymalısın. Eğer o gün o telefon gelmeseydi, o projelerin hiçbirinde adın dahi geçmeyecekti, yani kısacası "YOKTUN!"
Tarihin Arka Odası’na Evrilen Sürecin Gerçek Hikayesi
Topkapı Sarayı'nda İlber Ortaylı ve Pelin Batu ile başlayan, sonrasında ise Türk televizyon tarihinin en çok izlenen entelektüel talk-show'u haline gelen "Tarihin Arka Odası" programına evrilen o sohbetlerin gerisindeki görünmez hikaye tam olarak budur.
Ortada bir başarı, kazanılan paralar ve ekranlara taşınan devasa bir popülarite varsa, bunun arkasında iddia edildiği gibi birilerinin "ısrarı" değil; dostluk köprüleri, referanslar, yayınevi tanıştırmaları ve en önemlisi hocalarımızın kıramadığımız o ricaları yatmaktadır.
Birçok güzel, üretken ve unutulmaz hatıranın yaşandığı o yılları keşke Pelin Hanım bugün bu şekilde çarpıtarak hafızalardan silmeye çalışmasaydı. Ve keşke ben de mesleki ahlakım ve hakikat adına bu satırları kaleme almak, gerçekleri kamuoyuyla paylaşmak durumunda kalmasaydım...










