Ahmet Almaz Yazıları

Ahmet Almaz

Gelenek ve Modernlik Arasında Kimlik Estetiği: Ortaylı’dan Şenler’e Bir Analiz

13.02.2026 11:25
Haber Detay Image

Gelenek ve Modernlik Arasında Kimlik Estetiği: Ortaylı'dan Şenler'e Bir Analiz

İlber Ortaylı'nın 2005 yılında yayımlanan "Osmanlı'dan Günümüze Gelenek Üzerine"* başlıklı değerlendirmeleri, Türkiye'nin modernleşme sancılarını ve geleneğin bu süreçteki dönüşümünü anlamak için kritik bir rehberdir. Ortaylı'nın perspektifinden yola çıkarak, gelenek ile modernlik arasındaki o ince çizgiyi; yerel kıyafetlerin küresel arendaki "yabancı" duruşundan, Şule Yüksel Şenler'in Fransız modasıyla harmanladığı stilize dindarlığa kadar geniş bir yelpazede inceleyebiliriz.

Ortaylı'ya göre gelenek, geçmişin donmuş bir kalıntısı değil, sürekli değişen bir süreçtir. Ancak Türk modernleşmesi, çoğu zaman geleneği tasfiye edilmesi gereken bir "yük" olarak görmüştür. Bu durum, özellikle uluslararası temsil noktalarında kendini belirgin bir kimlik krizine bırakır.

Dünya genelinde uluslararası toplantılara katılan liderlerin veya delegelerin yerel kıyafet tercihleri, her zaman "kültürel zenginlik" olarak karşılanmaz. Ortaylı'nın da işaret ettiği üzere, modern dünya protokolleri belirli bir standart (takım elbise, frak vb.) üzerine inşa edilmiştir.

Bağlamdan Kopuş: Afrika kabile reislerinin veya bazı Asya topluluklarının son derece renkli ve hacimli yerel kıyafetleri, New York veya Brüksel'deki bir diplomasi masasında bazen "otantik" görünmekten ziyade, o mekanın işlevselliğiyle çelişen bir uyumsuzluk yaratabilir.

Şule Yüksel Şenler ve "Modern" Başörtüsü İcadı

Türkiye'deki gelenek-modernleşme tartışmasının en somut ve estetik örneklerinden biri, Şule Yüksel Şenler'in 1960'larda başlattığı dönüşümdür. Şenler, geleneksel Anadolu başörtüsü formunu (yemeni, çember) reddederek yepyeni bir "kentli dindar kadın" imajı kurgulamıştır.

Fransız Esintili Bir Gelenek İnşası

Şule Yüksel Şenler'in en ilginç yanı, dindar kadını modernize ederken yüzünü Batı'ya, özellikle de Fransız moda dergilerine dönmüş olmasıdır.

Estetik Dönüşüm: Şenler, Audrey Hepburn veya Grace Kelly gibi ikonların kullandığı eşarp bağlama tekniklerini, bone kullanımını ve geniş yakalı pardösüleri İslami bir çerçeveye oturtmuştur.

İcad Edilmiş Gelenek: Bu durum, aslında köklü bir "gelenek" değil, Batılı estetik normların yerel değerlerle harmanlanmasıyla oluşan hibrit bir yapıdır.Ortaylı'nın makalesinde belirttiği gibi, Türkiye'de modernleşme sadece kurumsal değil, aynı zamanda görsel bir "taklit ve uyarlama" sürecidir.

Şulebaş Modeli: Bugün dahi etkileri süren bu model, muhafazakar kesimin modern şehir hayatına kabul edilme biletidir. Geleneksel olanın "köylülük" olarak görüldüğü bir dönemde, Şenler geleneği Fransız modasının zarafetiyle "aklamıştır.

Sonuç: Yaşayan Gelenek mi, Stilize Modernlik mi?

İlber Ortaylı'nın 2005'teki analizleri, bize geleneğin sabit bir nokta olmadığını hatırlatır. Uluslararası toplantılardaki yerel kıyafetlerin bazen "eğreti" durması, o kıyafetlerin değersizliğinden değil, modern zamanın hızına ve mekanına uymamasındandır. Diğer yandan Şule Yüksel Şenler örneği, geleneğin hayatta kalmak için modernitenin (hatta Fransız modasının) araçlarını nasıl maharetle kullanabildiğini gösterir.

Gelenek, ya değişerek yaşar ya da bir folklorik gösteri nesnesine dönüşerek sahneden çekilir. Türkiye'nin tecrübesi, bu ikisi arasındaki o dar koridorda yürümeye çalışmanın hikayesidir.

*Muhafazakar Düşünce Dergisi : İLBER ORTAYLI İLE OSMANLI'DAN GÜNÜMÜZE GELENEK ÜZERİNE

Yıl 2005, Cilt: 1 Sayı: 3, 119 - 122, 15.01.2005

Yazarın Tüm Yazıları