Ahmet Almaz Yazıları

Ahmet Almaz
Ahmet Almaz
Yazarın Profili
14.07.2026 07:31

Ali Emîrî’nin Yüzyıllık Endişesi İlber Ortaylı’nın Mirasında Nasıl Gerçek Oldu?

Haber Detay Image

Ali Emîrî’nin Yüzyıllık Endişesi İlber Ortaylı’nın Mirasında Nasıl Gerçek Oldu?

Yıllar önce Topkapı Sarayı’nın o büyüleyici, tarih kokan odalarından birinde, Türk tarihçiliğinin çınarı Prof. Dr. İlber Ortaylı hocamızla baş başa sohbet ediyorduk. Çaylarımızı yudumlarken, gözlerindeki o hınzır ve keskin pırıltıyla dudaklarından dökülen şu sözler adeta zihnime kazınmıştı:

"Miras bırakmayacağım. Kazandıklarımın hepsini harcayacağım. Kızım ben nasıl kazandıysam, o da kendi kazansın."

Miras bırakmayacağım Ahmet. Kazandıklarımın hepsini harcayacağım. Kızım ben nasıl kazandıysam, o da kendi kazansın."

Hocanın bu sözleri o gün benim için derin bir hayat felsefesinin, kendi ayakları üzerinde durmayı her şeyin önüne koyan asil bir karakterin tezahürüydü. Ancak zaman aktı, takvimler 2026'yı gösterdi ve geçtiğimiz mart ayında o dev çınarı sonsuzluğa uğurladık. Bugünlerde ise hocamızın o gün Topkapı'da fısıldadığı bu "miras felsefesi", kızı Tuna Ortaylı Kazıcı'nın babasına ait bazı günlük eşyaları bir WhatsApp grubunda satışa çıkarması ve ardından kopan fırtınayla yeniden memleketin birinci gündem maddesi haline geldi.

Gündemi Sarsan WhatsApp Satışları ve Tuna Ortaylı’nın Yanıtı

Gazeteci Oray Eğin’in köşesinde duyurduğu haber, bir anda sosyal medyanın ve kültür dünyasının ortasına bomba gibi düştü. İddialara göre Tuna Ortaylı, babasından kalan fincan, vazo, kupa gibi günlük bazı eşyaları 200 ila 800 TL gibi sembolik rakamlarla özel bir ikinci el WhatsApp grubunda satışa sunmuştu. Bir kesim bunu hocanın aziz hatırasına karşı büyük bir saygısızlık olarak nitelerken, bir diğer kesim ise "Hoca haklıymış, evlat mirasın değerini bilememiş" diyerek acımasız eleştirilere girişti.

Tepkilerin çığ gibi büyümesi üzerine Tuna Ortaylı Kazıcı sessizliğini bozarak son derece mantıklı ve hüzünlü bir açıklama paylaştı. İşin aslı, sosyal medyadaki klavye şövalyelerinin tasvir ettiği gibi "hayırsız bir evladın babasının malını mülkünü talan etmesi" değildi. Tuna Hanım durumu şu sözlerle aydınlattı:

"Babamın sadece İstanbul’da kapatılması gereken 7 tane evi var. Bu evlerde, benim için kutsal saydığım çalışma masaları, nadide kitapları dışında; kendi aldığı ya da hediye gelen, aile ve yakın dostlar arasında zaten dağıtılan anıların haricinde artan yüzlerce obje kaldı. Bu objeler çöpe gideceğine, Tema Vakfı’nın babam adına yakın zamanda oluşturacağı 'İlber Ortaylı Hatıra Ormanı'na bir katkı sağlasın istedim. Ancak hiçbir iyiliğin cezasız kalmadığı memleketimizde şimdi 'vefasız evlat' damgası yiyorum. Babam çay fincanlarıyla değil, kitaplarıyla anılmak isterdi."

Bu açıklama sonrasında Tuna Ortaylı gruptaki satışı durdurduğunu ilan etti. Bir yazar ve tarih araştırmacısı olarak bu durum bana hiç yabancı gelmedi. Çünkü tarih, büyük alimlerin, dâhilerin ve devasa kütüphane sahiplerinin vefatından sonra evlatlarının o ağır mirası taşımakta nasıl zorlandıklarının dramatik örnekleriyle doludur.

Tarih Tekerrür Ediyor: Ali Emîrî Efendi ve "Mirasçı" Endişesi

İlber Hoca’nın "kızım kendi kazansın" sözü ile bugün yaşanan bu ev boşaltma/eşya dağıtma krizi, Osmanlı entelektüel tarihinin en büyük figürlerinden biri olan büyük bibliyofil Ali Emîrî Efendi’yi akıllara getiriyor.

Ömrünü kitaplara adayan, Türkçenin en büyük abidesi Divanü Lügati't-Türk'ü sahaf sahaf gezerek bulup edebiyat dünyamıza kazandıran Ali Emîrî Efendi, hayatı boyunca akrabalarının ve mirasçılarının endişesini taşımıştı. Kendisine yabancı kütüphanelerden ve elçiliklerden kütüphanesini satın almak için teklif edilen servetleri elinin tersiyle iten Ali Emîrî, şu meşhur tespiti yapıyordu:

"Ben öldükten sonra bu akrabalarım bu nadide eserlerin kıymetini bilmezler. Üç beş kuruşa pazarlarda, tütüncü dükkanlarında zayi ederler. Bu kitaplar benim evladım gibidir, onları ancak milletime emanet edebilirim."

Ali Emîrî Efendi, tek bir kuruş talep etmeden on binlerce ciltlik nadide yazma eser koleksiyonunu kurucusu olduğu Millet Kütüphanesi’ne bağışlamıştı. Tıpkı İlber Ortaylı hocamızın, kitaplarının korunmasını ve kütüphanesinin devlete/üniversitelere intikalini vasiyet etmesi gibi.

Hocamızın o gün Topkapı Sarayı'nda bana söylediği "Kızım kendi kazansın" sözü, bir reddi mirastan ziyade, evladına verebileceği en büyük ders olan "hür ve bağımsız bir birey olma" vasiyetiydi. Bugün Tuna Hanım'ın bu eşyalardan elde edilecek geliri bir hatıra ormanına dönüştürme gayreti de, aslında babasının adına yeşerecek binlerce fidanla o mirası en asil şekilde toprağa ekme çabasıdır. Klavyelerin arkasından hüküm verenler unutmasın: Eşyalar geçici, geride bırakılan ormanlar ve fikirler ise ebedidir.

Yazarın Yazıları