TBMM Genel Kurulu

Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Laiklik İlkesinin Anayasa'nın Gerekçesinde İfade Edildiği Gibi Yaşatılması, Geliştirilmesi ve Vatandaşların Herhangi Birinin Kafasında Bu İlkeyle İlgili Bir Soru İşareti Varsa Bu Soru İşaretinin Ortadan Kaldırılması Konusunda Türkiye'yi Yönetenlere Görevler Düştüğünü Belirtti. Şahin, "Eğer Uygulamada Anayasa'nın Gerekçesinde Yazılı İfadenin Dışında Onu Dar Kalıpl...

Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, laiklik ilkesinin Anayasa'nın gerekçesinde ifade edildiği gibi yaşatılması, geliştirilmesi ve vatandaşların herhangi birinin kafasında bu ilkeyle ilgili bir soru işareti varsa bu soru işaretinin ortadan kaldırılması konusunda Türkiye'yi yönetenlere görevler düştüğünü belirtti. Şahin, "Eğer uygulamada Anayasa'nın gerekçesinde yazılı ifadenin dışında onu dar kalıplar arasına hapsedecek bir yaklaşım olursa vatandaşlarımızın kafasında bir takım soru işaretlerine

yol açarız" dedi.

TBMM Genel Kurulu'nda laikliğin Anayasa'ya girişinin 71. yıldönümü dolayısıyla gündem dışı söz alan CHP İstanbul Milletvekili Necla Arat, üniversitelerde türbanın serbest bırakılmasına ilişkin Anayasa değişiklik teklifinin, laiklik ilkesine aykırı olduğunu öne sürdü. Arat'ın ardından hükümet adına söz alan Adalet Bakanı Şahin, Arat'ın konuşmalarına cevap vermek için değil ortaya atılan görüşlere katkı yapmak üzere kürsüye çıktığını ifade etti. Laiklik ilkesinin 1937 yılında Anayasa'ya girdiğini, ama

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu andan itibaren laiklik anlayışını benimsemiş olan bir devlet yapısına sahip olduğunu dile getiren Şahin, Cumhuriyet'in, din ve devlet işlerinin ayrı olacağı bir eksen üzerine kurulduğuna işaret etti. 1982 Anayasası'nın, ikinci maddesiyle Türkiye Cumhuriyeti devletinin ilkelerinden birinin de laiklik olduğunu ifade ettiğini belirten Şahin, "Laiklikten ne anlamalıyız? Demokrasiden ne anlamalıyız? Türkiye'de yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları bu ilkelerle ilgili

konulara nasıl yaklaşmalı? Bunun cevabını Anayasa koyucunun gerekçelerine bakarak verebiliriz. 1982 Anayasası'nı yapan Anayasa koyucu, laiklik ilkesinden ne anlaşılması gerektiğini gerekçesine yazmış. Demokrasiden ne anlaşılması gerektiğini de yazmış. Birimizin farklı, diğerimizin farklı bir tarif getirmiş olması bir takım kavram kargaşalarına yol açıyor. Sonra farklı farklı laiklik anlayışları, tarifleri ortaya çıkıyor. Böylece sanki farklı Anayasalara tabi ülke vatandaşlarıymışız gibi farklı şeyler

yapıyoruz. Bazen birbirimizi çok ağır şekilde de eleştiriyoruz" şeklinde konuştu.

1982 Anayasası'nın gerekçesinde, 'Demokrasi, egemenliğin millete ait olduğu bir siyasi rejimdir' denildiğine dikkat çeken Şahin, bu konuda hiçbir görüş ayrılığının olamayacağını söyledi. 1982 Anayasası'nın laiklikle ilgili gerekçesinde ise, 'Hiçbir zaman dinsizlik anlamına gelmeyen laiklikse her ferdin istediği inanca, mezhebe sahip olabilmesi, ibadetini yapabilmesi ve dini inançlarından dolayı diğer vatandaşlardan farklı bir muameleye tabi kılınmaması anlamına gelir' ifadelerine yer verildiğini

hatırlattı. Şahin şöyle konuştu:

"Şu tarifin dışında başka birşey söylemeye gerek var mı? Herşey burada açık. Tabi ki Anayasa'yı bir bütün olarak değerlendirmek, Anayasa'nın 24. maddesini de gözönünde bulundurmak zorundayız. Bir bütün olarak değerlendirdiğimizde laiklik her ferdin istediği inanca, mezhebe sahip olabilmesi, ibadetini yapabilmesi ve dini inançlarından dolayı diğer vatandaşlardan farklı bir muameleye tabi tutulmamasıdır. Biz bunu temin etmeye mecburuz. Hiçkimse dini inancından dolayı veya inanmamasından dolayı farklı bir

muameleye tabi tutulmamalıdır. İşte laiklik bunun teminatıdır. Anayasa'nın 24. maddesinin son fıkrası da devletin din kurallarına göre yönetilmemesi anlamına gelen bir değerlendirme yapmaktadır. 1961 Anayasası'nın laiklikle ilgili gerekçesinde bu da vardır. Demek ki laiklik devletin bir karakteridir. Devlet laik olur. Yani herhangi bir dinin kurallarına göre yönetilmez."

Uzun süre avukatlık yaptığını anlatan Şahin, avukatlık yaptığı dönemde TCK'nın 163. maddesinin yürürlükte olduğunu hatırlattı. Bu davalarla ilgili bilirkişilik yapan bir öğretim üyesi olan Prof. Dr. Çetin Özek'in, laikliğe aykırı eylemlerle ilgili bilirkişilik yaptığı için hangi davranışlar laikliğe aykırı olur, hangileri olmaz sorusuna cevap teşkil etmek üzere 2 ciltlik eser yazdığını ifade eden Şahin, orada bir sözün, bir davranışın laikliğe aykırı olarak vasıflandırılması için 4 unsurun bir arada

bulunması gerektiğine yer verildiğini söyledi. Şahin, "Birincisi, ülkedeki mevcut sistemi kötülemesi lazım. Bu yetmez, arkasından bu düzenin yerine falan dinin kuralları devlet düzeni olmalıdır diye önermesi lazım. Bu da kafi değil. Önerilen o dini düzenin, bir dinin iman bütünü içinde yer alması gerekir. Yani o düzenin, bir dinin kuralları içinde yer alması lazım. Bu da kafi değil. Önerilen bu dini düzenin herkes için bağlayıcı olduğunu da önermesi lazım. 4 tane unsur bir araya geldiğinde herhangi bir söz,

davranış veya uygulama laikliğe aykırı olur. Dolayısıyla laiklik üzerinde çok şey söylenebilir ama Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik, sosyal bir hukuk devleti olmasının yanı sıra, laiklik ilkesi de ülkemizde toplumsal birlik ve bütünlüğümüzün en önemli teminatıdır. Laiklik ilkesi olmasaydı ne olurdu şeklindeki bir sorunun da cevabını aramak durumundayız. Laiklik ilkesinin ülkemizde Anayasa'nın gerekçesinde ifade edildiği gibi yaşatılması, geliştirilmesi, vatandaşlarımızın herhangi birinin kafasında bu

ilkeyle ilgili bir soru işareti varsa bu soru işaretini ortadan kaldırma konusunda Türkiye'yi yönetenlere görevler düşüyor. Eğer uygulamada, Anayasa'nın gerekçesinde yazılı ifadenin dışında, onu dar kalıplar arasına hapsedecek bir yaklaşım olursa vatandaşlarımızın kafasında bir takım soru işaretlerine yol açarız. Bunu ortadan kaldırmalıyız. Bu konuda muhalefetin de sorumluluğu var" şeklinde konuştu.

Anayasa değişikliğiyle ilgili teklifin, Anayasa'nın 2. maddesinde ifade edilen laikliğe aykırı olduğu iddiasına katılmasının asla mümkün olmadığını vurgulayan Şahin, hangi söz, davranış veya eylemin laiklik ilkesine aykırı olduğuna ilişkin kriterler çerçevesinde değerlendirme yapılması gerektiğini dile getirdi. Şahin şunları kaydetti:

"Yapılmak istenen eğitim ve öğrenim özgürlüğü önündeki bir takım engelleri kaldırmaktır. Yasama organının, Türkiye'yi yönetenlerin görevi budur. Bir takım vatandaşlarımız 'benim şöyle bir sorunum var, bu sorunu çözün' dediğinde ülkeyi yöneten insanlar olarak 'hayır o beni ilgilendirmez' diyemezsiniz. Madem ki milletin vekilleri olarak buraya geldik, bir tek vatandaşımızın bir sorunu olsa bile bu sorunun çözümü için gayret etmek bizim görevimizdir. Cumhuriyetimizi onun temel nitelikleriyle birlikte daha

da geliştirerek, bu ilkeleri daha da çağdaş yorumlayarak ötelere taşımak hepimizin en önemli görevidir."

(ZÇ-NÇ-Y)

Kaynak: İhlas Haber Ajansı