"Boş vaktin var mı?" sorusunu duyduğumuzda elimiz hemen telefona gidiyor, gözümüz takvime kayıyor. Ajandaya bakıp birkaç saatlik bir aralık görünce "Var" diyoruz. Peki gerçekten var mı? Yoksa o saatler de çoktan başkaları tarafından kapatıldı mı? Günün koşturmacası bittiğinde elimizde kalan o birkaç saat gerçekten bizim özgür alanımız mı, yoksa farkında olmadan görünmez bir sistemin çarklarına hizmet mi ediyoruz?
Tembellik Suç, Dinlenmek Ödev Oldu
Mesai bittiğinde zihnimizi de kapatabildiğimiz günleri geride bıraktık. Şimdilerde eve gelip koltuğa uzandığımız an, sanki yanlış bir şey yapıyormuşuz gibi içimize çöken o hafif suçluluk duygusunu hepimiz tanıyoruz. Hiçbir şey yapmadan durmak, modern dünyanın gözünde en büyük günah. Öyle bir noktaya geldik ki hobi edinirken bile "Bunu nasıl bir projeye dönüştürürüm?" ya da "Buradan nasıl bir kişisel gelişim hikayesi çıkarırım?" diye hesap yapıyoruz. Dinlenmek bile başarıyla tamamlanması gereken, tik atılması gereken bir göreve dönüştü.
Ekranlarda Yitirilen Ömür
Tam "Oh, biraz boş kaldım" dediğimiz anlarda elimiz otomatik olarak telefona gidiyor. Bize keyifli bir mola gibi gelen o sonsuz kaydırma hareketlerini dijital devler çok seviyor elbette. Biz dizi izleyip videolar arasında kaybolurken sadece vakit öldürdüğümüzü sanıyoruz; oysa harcadığımız her dakika, sattığımız her dikkat birilerinin servetine servet katıyor. Böylece dinlenirken bile bedava veri üreten birer dijital işçiye dönüşmekten kaçamıyoruz.
Tükettikçe Dinlenebilir miyiz?
Etrafımızdaki tüketim çarkı sabah akşam aynı nakaratı tekrarlıyor: "Keyif almak istiyorsan satın al, gez, ye, iç ve en önemlisi göster." Kaliteli zaman geçirmenin tek yolunun bir şeyler satın almak olduğuna inandırıldık. Dışarıda içtiğimiz bir kahveden aldığımız yeni bir kıyafete kadar her şey, vaktimizi doldurmak için kurulan şık birer tuzak. Günün sonunda cüzdan hafiflerken zihin daha da ağırlaşıyor. Gerçekten dinlenmek yerine, yeni uyaranların peşinde koşarken kendimizi daha da tüketiyoruz.
Hiçbir Şey Yapmamak
Adında "boş" geçen bu zaman dilimi, tarihte hiç olmadığı şekliyle ağzına kadar dolu. Zihnimiz tek bir saniye bile başıboş kalmıyor; sürekli bilgi, görsel ve bildirim bombardımanı altında eziliyor.
Bu yüzden "Boş vaktin var mı?" sorusunun gerçek cevabı, günün sonunda o ekranları tamamen kapatıp, hiçbir şey üretmeden, hiçbir şey tüketmeden ve hiçbir şey ispatlamaya çalışmadan durabildiğimiz anlarda gizli. Belki de bu çağda kendimize vereceğimiz en radikal, en iyileştirici hediye telefonu bir kenara bırakmak, sadece durmak ve hiçbir şey yapmamanın lüksünü tatmaktır. Ne dersiniz?










